İşokuldan arkadaşım Y.nın kızı Zeynep bu sabah geldi, katıldı aramıza. Öğle teneffüsünde işokula da yakın olan hastaneye koştuk, bebek gördük. Annesinin yanına gelmemişti ama bebek odasından bolca izledik. Çok tatlı, çoooook şeker. Pembelere sarmalamışlar yawruyu, tam bir pamuk şekeriydi. Mutlu yaşa Zeynoooocukkk...:)))
22 Ocak 2009 Perşembe
21 Ocak 2009 Çarşamba
Ada'mdan haberler...:)

Dün doktora gittik, oğlumuz Ada'mız iyi...:) Cumartesi şeker yüklememiz var, biraz gıcık bi durum, ailede şeker hastalığı olduğundan daha önce de bakılmıştı, yine bakılacak! Umarım sonuçlar iyi çıkar. Mide yanmaları, bel ve sırt ağrıları gibi cevabını bildiğim soruları sordum, bildiğim gibi normalmiş. Soda içimi günde bir adetle sınırlı, balık haftada ikiye çıkmalı, mide fena olursa şurup içilmeli...
Çıkışta chiccoya gidip bir hastane çıkışı denilen ( ne tuhaf bir isim değil mi? aynı tuhaflık görümce kelimesinde de hissedilir bende) bi takım aldık. Ancak bugün takımın pek bir minik ve kısa olduğunu düşündüm ve cumartesi günü değiştirmeye karar verdim. Takım pek şirin, büyüğü varsa alacağım yoksa bakalım... Giysi olayı sanırım tamamlandı, artık almamam veya büyük beden almam daha sağlıklı olabilir. Hediye felan da gelir diyorlar, annesi biraz giyim-kuşam düşkünü olunca böyle oluyor sanırım. Pazar da maşallah anneyi bir güzel sömürüyor... Ada'mızın daha alınacak çok şeyi var, zamanla onlara da sıra gelecek :))))
Mobilya, araba, süt pompası gibi büyük kalemleri araştırmalarımız devam ediyor, bakalım, hem keseye, hem sağlığa, hem bünyeye uygun ürünler seçilecek... Evin tüm odalarında kataloglar, internet sitelerine bin kere girip bakmalar...:))) Komik yani... Sevgili bu konularda süper cool. Sakin. Mantıklı!!! Benim gibi acele etmiyor, hatta bu konuda dirençli :)
İşokulda; Ö. (22), B. (32), Y.(39) haftalık hamile arkadaşlarım. Y. yı bugün aradığımda "sanırım bugün doğum yapacağım" dedi, üstelik çok sakindi. Gece boyu sancılanmış, bir daha aramadım, ondan da msj gelmedi, yarın sabah arayacağım. B. de izine çıkıyor, oğluşu Çınar, Ada'mın ilk arkadaşı :) Bakalım nasıl ve ne zaman gelecek?
Bu arada amca kızı kuzenim T. abla' da geçen hafta doğum yapmış. Ağabeyi'nin de bir ay önce bir oğlu olmuştu, büyük teyzemin oğlunun oğlu, ortanca teyzemin kızının oğlu da yakında (Ocak-Şubat) aramızda. Ailede bir patlama var yani, maşallah diyelim, tahtalara vuralım... Yalnız tüm bu saydığım kuzenler bana biraz uzak ( kilometre ve duygu anlamında), veletler yılda bir kere bir araya gelirse ne mutlu!
blog aleminde de yeni doğum yapanlar, gün sayanlar... Oh yani...:)))))
çok yaşasın bebekler,
sağlıkla, gülücüklerle yaşasınlar,
başka bir şey gerekmez.
19 Ocak 2009 Pazartesi
Anısına...

GÜVERCİN
bir daha açar mı karanfil korkusuz
bir daha uçar mı güvercin şehirde
yalancı güneşli bir ocak
mübarek cuma gününde
gitti cancağızım gitti
bitti son İstanbul
kaldırımlar zabıt tuttu
hepimiz şahidiz
her yer tetikti
bir daha yazar mı kalem kanaya kanaya
kağıdı da kan tutar mı ağaç değil mi soyu
ağla doyasıya ağla
aynı denizde çoğalır yüreğin öz suyu
sen de çekip gitme
dayan be umudum
dön gel...
meydan okur hayat
pabuç bırakmaz ölüme
dön gel...
Sezen Aksu
18 Ocak 2009 Pazar
pazar yazısı 1
24. haftaya başladık. Oğluş büyüdü :) Salı günü görmeye gideceğiz bakalım... Gerçi iki hafta önce detaylı ultrasonla bayağı gördük küçük beyimizi, lakin kendisi "utanıp" yüzünü pek fazla göstermememişti...:))) Ne acaip bi şey, anne karnındaki küçük beyin şimdiden video kaydı var, resimleri var vs... Benim en eski fotoğrafım üç aylıkken felan olmalı, o da yurtdışında yaşayan hala-amca eşrafı tarafından çekilmiş. Annemin bir tanecik hamile fotoğrafı var ki onda da hamile olduğu hiç belli değil. Sonracığıma annemin söylediğine göre ben bir divan bebeğiymişim, divanda uyumuşum, şimdiki bebelerin sepeti, yok efendim park yatağı, osu,busu,şusu... :) Çok değil yaklaşık 20 hafta önce ben bebek mağazaları arasından bi toys r us'ı bilirdim, o da kendime oyuncak kedi almak için :p... 20 hafta içinde inanılmaz yeni bilgilerle donandım. Bebe mağazalarının nerede olduklarını bilmeyen ben, hepsini bir çırpıda ziyaret ediverdim. Tabii, alışveriş bilgisi edinmek en kolayı, işin zor yanı, bebeği tutmak,emzirmek,uyuma düzeni vs... gibi hayati konular. Bu konuları da öğreniyoruz bakalım, okuyoruz bolca. İnternet alemi, özellikle de anne blogları bu konuda şahaneler. Elbette bazen insanın kafası da karışmıyor değil ama su yolunu bulur diye düşünüyorum. Anne bloglarını topluca okumak çok keyifli; anne hamile önce, alışverişler yapılıyor, ne nerede nasıl, doğum hikayeleri ve sonrası... Birbirleri ile arkadaş olmuş bir çoğu, tavsiyeler, destekler... :) Sanal da olsa dostluk var...
Öf saat 12.22 olmuş... Kalkmalı, a2'ler gelecek, kek börek, ufak da olsa bi temizlik felan yapmalı... Dün gece Barcelona'yı bu sabah Düşes'i izledim, yorumlarımı yazacağımmmm... Hamileliğin güzelliği; sabahın köründe uyanmak ve "eeeeee ne yapsam şimdi" diye düşünmek :)
17 Ocak 2009 Cumartesi
dvd list-bu hafta izlemeli




Kendimizi the end' e attık ve bugün-yarın-bu hafta izlemek üzere yukarıdaki filmleri aldık... Gerçi bir evvelki ziyaretimizden seyredilmeyen filmler var ama... Sanırım Duchess'i tek başıma izleyeceğim. S. Millionaire ve Barcelona'yı ise çok merak ediyorum. Geçen hafta Üç Maymun ve Beş Vakit izlemek istemiş, ilk on dakikalarında uyuyakalmıştım... Sevgili tek başına seyretti :) Ondan aldığım geri bildirimlerle bu filmleri daha sonra izlenecekler listesine aldım... :(
film

Nihayet sevgiliyle biz de Issız Adam seyredenler grubuna katıldık...Nice vakittir tembellik edip seyredememiştik... Filmin ilk yarısında bir şey yok, hikaye gitmiyor, oyuncular oynamıyor felan... İkinci yarıda da durum aynı ama hikaye işin içine giren bir anne ile başka bir kulvara sürükleniyor. Ç.Irmak'ın anne-baba öykülerine bir örnek daha, aynı zamanda müzik damardan geliyor... Yıldız K. anne performansı ile bir harika, eğer o olmasaydı bu film toparlanamazdı diye düşünüyorum. Filmi seyrederken ıssız adam'ın neden ıssız olduğunu anlamaya çalışan seyirci tipi ( Ben ) kesinlikle doyumsuz ve sorularla çıkıyor, ama yok olayı klasik bir melodram çerçevesinden izleyen biri iseniz mutlu olma şansınız daha yüksek! Müzikler şahane tabii, sevgili filme sinir oluyor plak satışlarını patlatıp plakların fiyatlarını accaip arttırdığı için :) Herkesler plak sever oldu yahu! Eskiden ne iyi 1 yeteleye plaklar alırdık...
Filmin sonunda herkes gibi ben de ağladım, ben de tipik bir sulugöz ve tipik bir melodram sever olarak hareket ettiğimin farkında olarak, bir taraftan da "Şimdi ne oluyor bana" (Kulakların çınlasın Ç. Hoca ve performans araştırmaları dersleri) diyerek... :)
İşte böle...
16 Ocak 2009 Cuma
bebe ziyaretleri, hafta ve diğer şeyler...

Geçen haftasonu yine bir bebek ziyaretindeydim. M. annemin arkadaşının torunu Amerika'dan gelmiş, 6 aylık Sinan Bey :) Kalktık, kayınvalidem, görümcem ve ben ziyarete gittik. Sinan çok tatlı, çok pofuduk bir şey, çok kucağıma alamadım, pek hareketliydi biraz oynadık sadece. Yiğit'i de pek elleyememiştim acaba ben bizim oğluşu da mı tutamayacağımmmmm :( Anneme soruyorum bir de anne olan arkadaşlarıma, biraz güdüsel biraz da okuyup öğreneceğin şeyler bunlar diyorlar. Bakalım... Gerçi ahali, benim annesiz bebe kedi yavrularını 2 saatte bir kalkıp biberonla besleme, tuvaletlerini yaptırma ( bu da bir nevi gaz çıkartmaya benzetilebilir) deneyimlerim nedeniyle " Sen kedilere baktın, bebeğine de bakarsın, çok iyi anne olacaksın" türü gaz veriyorlar... :)))
Hızla kilo aldım sanki, evde tartı yok o yüzden bilemiyorum, haftaya dr. randevumuz var ancak geçen ay gittiğimde de tartılmamıştım o yüzden iki aylık bir kilo alımı göreceğim tartıda. İşokuldan arkadaşım Ö. kendisi gibi accaip kilo alacağımı iddaa etmişti hamileliğin başında, benim itirazlarım sonunda 18 kiloda iddaaya girdik! Kaybetmemem gerek!!! İşokuldaki veletler hamile olduğumu yeni yeni anladılar. Bu anlamada hızla yuvarlaklaşan göbişimin etkisi büyük... Şöyle oluyor; ben onlardan önce sınıfta oluyorum, masamda oturuyorum sonra ders başlıyor, ben ayağa kalkınca hop bunların bakışlarında bir şaşkınlık! Gülesim geliyor ama devam ediyorum, en sonunda kızlardan biri utanarak soruyor " Öğretmenimm...." Sonra sorular, sorular... Adı ne? Cinsiyeti ne? Bugün bir tanesi Fenerbahçeli olacak değil mi hocammm diye sordu :))) Ben de evet yavrucuğum dedim... (Sevgili sen duyma bunu)
Bugün cuma, yaşasın yarın tatil... :) Pazar günü okulokuldan A&A ikilisi gelecek, A. nin mezuniyetini kutlayacağız. Sıra bana ve diğer A. ye geldi, Mart gibi tez savunmaya gireceğiz. Önce bir yazalım bakalım. Sömestre tatilinde yazdım yazdım... Düşündükçe çok sıkılıyorum, bir an önce bitse şu okul, kurtulsam, kimi görsem tezimi soruyor...
Bak yine fena oldum :)
8 Ocak 2009 Perşembe
A. ve Y.
Dün işokuldan arkadaşım A. yı ve 45 günlük Yiğit Bebeği ziyarete gittim. Doğum yaptığında hastaneye uğramış, kısa bir süre de olsa görmüştüm anne ve oğluşunu. Sonrasında gidemedim ama A.yı sık sık arayarak durumun nasıl gittiğini sormuştum. Dün nihayet evlerine gidebildim. Ay bu ne tatlılık, bu ne miniklik böyle... Çok şekerdi Yiğit'cimmm. A. ben daha bebeğe hayran hayran bakınırken dolabından hamilelik giysilerini çıkartıp bana verdi, iki hamile pantolonum, iki gömleğim ve nihayet -aradığım ve bir türlü bulamadığım- bir siyah eteğim oldu. Saol A.cımmm :)) A. şahane bi anne olmuş, hop diye besliyor, hemen altını açıyor valla hayran kaldım hızına ve rahatlığına... Maşallah diyelim. Bebek uyuyunca A. hemen bana odasını gezdirip kalem kağıt çıkartmamı istedi. Liste halinde bana alınacak ve alınmayacakları yazdırdı, mesela: banyo küveti (aman nedir ki, nerede ucuzsa oradan alırım diye düşünüyordum ama A. nın denemelerine göre ayakları sallanmayan tek bir marka varmış. hemen not edildi tabiii :)) sonracığıma, kremler, anne bakım setleri ve diğer ıvır ve de zıvırlar. Benim için en önemli şey mobilya oldu, sade ve cici bir odası var bebetonun, mobilyacısının adresini aldım, fiyatları da gayet makul gibi göründü bana, bakalım sevgili ile gidip bakmak gerek... Eve geldiğimde epey yorulmuştum ama sevgili 23.00 sularında tiyatrodan gelince Y. nın doğumgününe gittik, bir saat oturduk ve geri döndük, mutlu yaşasın arkadaşımmmmm...
5 Ocak 2009 Pazartesi

MEMLEKETİMİ SEVİYORUM
Memleketimi seviyorum :
Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.
Memleketim :Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,kurşun kubbeler ve fabrika bacaları
benim o kendi kendinden bile gizleyerek
sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.
Memleketim.
Memleketim ne kadar geniş :dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana.
Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum.
Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorumve güneye
pamuk işleyenlere gitmek içinToroslardan bir kerre olsun geçemedim diye utanıyorum.
Memleketim :develer, tren, Ford arabaları ve hasta eşekler,
kavak
söğüt
ve kırmızı toprak.
Memleketim.
Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven
alabalık
ve onun yarım kiloluğu
pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla
Bolu'nun Abant gölünde yüzer.
Memleketim :Ankara ovasında keçiler :kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması.
Yağlı, ağır fındığı Giresun'un.
Al yanaklı mis gibi kokan Amasya elması,zeytin incir kavun
ve renk renk
salkım salkım üzümlerve sonra karasabanve sonra kara sığırve sonra : ileri, güzel, iyi
her şeyi
hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazırçalışkan, namuslu, yiğit insanlarım
yarı aç, yarı tok
yarı esir...
hafta-lık
edip cansever ve can yücel'le başlayalım haftaya...
Çok sevdiğim iki büyük şairle...
İyi bir hafta olsun bu yedi gün.
Güzel geçsin, gülümsemelerle geçsin...
Çok sevdiğim iki büyük şairle...
İyi bir hafta olsun bu yedi gün.
Güzel geçsin, gülümsemelerle geçsin...
sevgi duvarı
sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
alnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi
kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardın beni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık seçik ki
başucumda bir sen varsın bir de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
CAN YÜCEL
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
alnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi
kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardın beni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık seçik ki
başucumda bir sen varsın bir de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
CAN YÜCEL
Bir olay: Ruhi Bey
Bir kara parçası sanır insan
Düştü mü başı derde
Kendini açık denizlerde.
Şimdi bir kıyı bile değil
Bir ufuk çizgisi bile değil
Yalnızca ölü
Sabaha doğru yağan karın altında
Kıvrılmış kalmış
Besbelli tutunmak istemiş boşluğa
Kolları havada
Sıkmış avuçlarıyla bir demet gülü
Yayılmış gövdesine bir gülümseme
Ve çevresine
Taş binalara, karanlık pencerelere
Kefeni kardan ve gülden.
Polis arabası kapıya geldiği zaman
Giyimevlerini, mezecileri, postaneyi geçerek geldiği zaman
Arka sokaklardaki birkaç kiliseyi
Cenaze levazımatçılarını ve Bin dokuz yüz yirmi sekiz modasına göre giyinmiş bir kadının bir anlık ölüsünü
Geçerek geldiği zaman
Bir kamyon et boşaltıyorken bir kasap dükkanının önünde, tam o zaman
Yüzü sabunlu bir otel müşterisinin elinde traş makinesiyle
Pencereden sarktığı zaman.
Polis arabasını görmeden önce
Her yanı aynalarla çevrili bir meyhanedeydim
Sırçaları dökülmüş aynalarla
Parça parça görüyordum kendimi
Dışarda kar vardı, kirli kar
Isınmak için konyak içiyordum - Isınmak için mi dedim, tuhaf -
Dışarda kar vardı
Saat dokuzu on geçiyordu, Balıkpazarı'nın her günkü sabahı
Yıllardır hep aynı sabah
İri bir kayabalığının içbükey karnı
Ve binlerce, on binlerce kedinin hep birden
Kente hiç uymayan bir yaratık gibi kımıldandığı O sabah.
Polis arabası kapıya geldiği zaman
Aynalıpasaj'ın düğmecileri, gömlekçileri
Yüzükçüleri, bilezikçileri, tuhafiyecileri
Dükkanlarını açık unuttukları zaman
Ve dükkanların üstündeki heykelciklerin
Bir yas törenine hazırlanır gibi
Anlatımlarını değiştirdikleri zaman
Balıkçıların balıkların karşısında en iyi durdukları zaman
Ayakta çay içtikleri zaman
Mermer masaların altından yorgun gövdeleriyle
Çıktıkları zaman serserilerin
Ve Pasaj temizlenmeye ve karlar kürenmeye başladığı zaman
Masmavi iki yengeç gibi bakmaya başladığı zaman gözleri garson Vasil'in
Tam o zaman.
Polis arabası kapıya geldiği zaman
Üç kişi siyah bir otomobilden indiler
Üçü de sivildi, ellerinde çantaları vardı
Ben meyhanenin penceresindeyim
İçerde ve kar içindeydim
Bir demet gül içindeydim
Güle gömülüydüm
Kana.
Polis arabası gittiği zaman
Demir kapının yanında ölü
Gökyüzünü dönemecinin altında
Ve yerde bırakmamak ister gibi sözünü
Elinde bir demet gülle 'Gül, gül' diye acı bir bağırtıyı uzattığı güllerle
Ipıslak saçlarıyla buzdan yatağına uzanmış. (O zaman ıhlamur ağaçları kardan görünmezdi. Gözlerim azalırdı, gizlenirdim.
Babam koyu kahverengi çizmeleriyle karları ezer ezer ezerdi çakıltaşlarının ayaklarının altında oynaştıklarını duyuncaya kadar.
Annem çatı katının yanındaki sivri kuleden gözlerini ayırmazdı, yeter ki gök kanasındı beyaz beyaz ve kocaman bir alabalığın karnı.
Uşaklar bir köşeye sinerlerdi, hiç konuşmazlardı, bir kristal sürahi rüzgardan ürperir titrerdi. İniltiye benzeyen bir ses yayılırdı.
Karanlığa yapışırdım, bir kapı karanlığına, bir duvar karanlığına, bir yokoluş karanlığına.
Ölüm çok uzaklardaydı, o zaman çok uzaklardaydı ölüm.)
Sordu Karla kaplı kirli bir cümle
Başında kimler vardı?
Bir, emekli postacı Hüseyin - Çok adres bildiği için adı pezevenge çıkan -
İki, cenaze kaldırıcısı Adem - Çıplak kafalı, ön dişleri çürümüş -
Üç, akordeoncu kadın - Hemen hemen hiç konuşmayan, saçları oksijele sarartılmış, Bizanslı bir kehribar taciri gibi şişman, yaşlı ve kızoğlankız -
Ve sonra ötekiler
Üç Horan Kilisesinin kapıcısı
Çingene çalgıcılar, bademciler
Lotaryacılar
Bir iki garson
En geride
Çengelli iğne satan bir kız çocuğu.
Ve onu kaldırdılar, ben gördüm
İkinci konyağımı içtim bitirdim
Demir Kapıdan çıkardılar ve gördüm Morg arabasına koydular
Kapısını ittiler, kapı kapandı
Taraklar, istiridyeler açıldı kapandı
Çiçekler titreştiler
Bir balıkçı balık doğradı ve tarttı
Pencereden çekildim.
Günlerdir ilk olarak güldüm, gülümsedim
Yıllardır ilk olarak
Sanki ilk gözyaşının tarihini buldum, üstünü çizdim.
Ve sordu gene
Ölümle kaplı o kirli cümle:
Siz Ruhi Bey nasılsınız
Ben Ruhi Bey nasılım
Anladım anladım
Ve şimdi iyi biliyorum artık nereye.
EDİP CANSEVER
Düştü mü başı derde
Kendini açık denizlerde.
Şimdi bir kıyı bile değil
Bir ufuk çizgisi bile değil
Yalnızca ölü
Sabaha doğru yağan karın altında
Kıvrılmış kalmış
Besbelli tutunmak istemiş boşluğa
Kolları havada
Sıkmış avuçlarıyla bir demet gülü
Yayılmış gövdesine bir gülümseme
Ve çevresine
Taş binalara, karanlık pencerelere
Kefeni kardan ve gülden.
Polis arabası kapıya geldiği zaman
Giyimevlerini, mezecileri, postaneyi geçerek geldiği zaman
Arka sokaklardaki birkaç kiliseyi
Cenaze levazımatçılarını ve Bin dokuz yüz yirmi sekiz modasına göre giyinmiş bir kadının bir anlık ölüsünü
Geçerek geldiği zaman
Bir kamyon et boşaltıyorken bir kasap dükkanının önünde, tam o zaman
Yüzü sabunlu bir otel müşterisinin elinde traş makinesiyle
Pencereden sarktığı zaman.
Polis arabasını görmeden önce
Her yanı aynalarla çevrili bir meyhanedeydim
Sırçaları dökülmüş aynalarla
Parça parça görüyordum kendimi
Dışarda kar vardı, kirli kar
Isınmak için konyak içiyordum - Isınmak için mi dedim, tuhaf -
Dışarda kar vardı
Saat dokuzu on geçiyordu, Balıkpazarı'nın her günkü sabahı
Yıllardır hep aynı sabah
İri bir kayabalığının içbükey karnı
Ve binlerce, on binlerce kedinin hep birden
Kente hiç uymayan bir yaratık gibi kımıldandığı O sabah.
Polis arabası kapıya geldiği zaman
Aynalıpasaj'ın düğmecileri, gömlekçileri
Yüzükçüleri, bilezikçileri, tuhafiyecileri
Dükkanlarını açık unuttukları zaman
Ve dükkanların üstündeki heykelciklerin
Bir yas törenine hazırlanır gibi
Anlatımlarını değiştirdikleri zaman
Balıkçıların balıkların karşısında en iyi durdukları zaman
Ayakta çay içtikleri zaman
Mermer masaların altından yorgun gövdeleriyle
Çıktıkları zaman serserilerin
Ve Pasaj temizlenmeye ve karlar kürenmeye başladığı zaman
Masmavi iki yengeç gibi bakmaya başladığı zaman gözleri garson Vasil'in
Tam o zaman.
Polis arabası kapıya geldiği zaman
Üç kişi siyah bir otomobilden indiler
Üçü de sivildi, ellerinde çantaları vardı
Ben meyhanenin penceresindeyim
İçerde ve kar içindeydim
Bir demet gül içindeydim
Güle gömülüydüm
Kana.
Polis arabası gittiği zaman
Demir kapının yanında ölü
Gökyüzünü dönemecinin altında
Ve yerde bırakmamak ister gibi sözünü
Elinde bir demet gülle 'Gül, gül' diye acı bir bağırtıyı uzattığı güllerle
Ipıslak saçlarıyla buzdan yatağına uzanmış. (O zaman ıhlamur ağaçları kardan görünmezdi. Gözlerim azalırdı, gizlenirdim.
Babam koyu kahverengi çizmeleriyle karları ezer ezer ezerdi çakıltaşlarının ayaklarının altında oynaştıklarını duyuncaya kadar.
Annem çatı katının yanındaki sivri kuleden gözlerini ayırmazdı, yeter ki gök kanasındı beyaz beyaz ve kocaman bir alabalığın karnı.
Uşaklar bir köşeye sinerlerdi, hiç konuşmazlardı, bir kristal sürahi rüzgardan ürperir titrerdi. İniltiye benzeyen bir ses yayılırdı.
Karanlığa yapışırdım, bir kapı karanlığına, bir duvar karanlığına, bir yokoluş karanlığına.
Ölüm çok uzaklardaydı, o zaman çok uzaklardaydı ölüm.)
Sordu Karla kaplı kirli bir cümle
Başında kimler vardı?
Bir, emekli postacı Hüseyin - Çok adres bildiği için adı pezevenge çıkan -
İki, cenaze kaldırıcısı Adem - Çıplak kafalı, ön dişleri çürümüş -
Üç, akordeoncu kadın - Hemen hemen hiç konuşmayan, saçları oksijele sarartılmış, Bizanslı bir kehribar taciri gibi şişman, yaşlı ve kızoğlankız -
Ve sonra ötekiler
Üç Horan Kilisesinin kapıcısı
Çingene çalgıcılar, bademciler
Lotaryacılar
Bir iki garson
En geride
Çengelli iğne satan bir kız çocuğu.
Ve onu kaldırdılar, ben gördüm
İkinci konyağımı içtim bitirdim
Demir Kapıdan çıkardılar ve gördüm Morg arabasına koydular
Kapısını ittiler, kapı kapandı
Taraklar, istiridyeler açıldı kapandı
Çiçekler titreştiler
Bir balıkçı balık doğradı ve tarttı
Pencereden çekildim.
Günlerdir ilk olarak güldüm, gülümsedim
Yıllardır ilk olarak
Sanki ilk gözyaşının tarihini buldum, üstünü çizdim.
Ve sordu gene
Ölümle kaplı o kirli cümle:
Siz Ruhi Bey nasılsınız
Ben Ruhi Bey nasılım
Anladım anladım
Ve şimdi iyi biliyorum artık nereye.
EDİP CANSEVER
2 Ocak 2009 Cuma
tembel yeniyıl :)
Yeniyıla girdik. Hayırlı ve uğurlu olsun...:) Yeniyıla annem,babam,kardeşim,sevgilim ve kuzenim A. ile okey oynayarak, çoook güzel bir yemek yiyerek girdik. Kardeşimin çok tatlı tatlısını anmadan geçemeyeceğim :)))) Saol cadıcım... Saat 01.30 sularında annemlerden kalktık, yolda G.ve Y.'lara uğramak istedi sevgilim, sabaha kadar da onlarla oturduk. Güzel ve yıllardır yaşadığım en sakin yılbaşıydı. Seneye oğluşla gireceğiz yeniyıla, ne güzel. 1 ocak sabahı tuhaf bir hava olur hep, sokaklar akşamın sarhoş ve yorgunluğundadır. Biz de şu yorgunluktan yararlanalım, boş olur ikea'nın bebe malzemelerine bi bakalım diye yollara düştük ve gördük ki, tüm istanbul bizim gibi düşünmüş :) Bir kalabalık ki sormayın... Kayınvalidem, görümcem sevgilim ve ben sadece "bakmak" için gittiğimiz ikea'dan ellerimiz kollarımız dolu çıktık. Kayınvalidemde güzel bir yemeğin ardından evimize geldik.
Bugün işokul tatildi! Yaşasın! Tüm gün tembellik yaptık, bir ara oğlumuzun şimdiye kadar aldığımız ıvırzıvırlarını toparladık ve gerekenleri listeledik.
Bir güzel gün daha geçti.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)