29 Mayıs 2009 Cuma

Ada'nın halleri :)

Arabamla gezerim, hız yapmayı severim...

Anakucağımıza yeni yeni oturmaya başladık, pek sevdik :)

Küçük kırmızı balıkkkk...

28 Mayıs 2009 Perşembe

okurken not düşmek istedim.

Ağır gözkapaklarım, yorgun gece içinde
Hayalinle apaçık kalsın, dileğin bu mu?
Sana benzer gölgeler, gözümle eğlensin de
Keyfince parçalayıp geçsinler mi uykumu?
...
Benim kendi aşkımdır vermeyen uyku durak,
İşte öz sevgim, dirlik düzenliğimi bozar.
Senin uğruna bana hep nöbet tutturarak.

W. Shakespeare
Sone 61
çev. T. Sait Halman

27 Mayıs 2009 Çarşamba

İşe dönmek/Genel Prova

Şimdiiiiii...

Tiyatroda genel prova oyun gibidir. Oyun neyse odur genel prova. Ses-ışık-oyunculuklar... Oyun gibi derken gerçek olmasını ya da gerçeklik ciddiyetinde algılanmasını kastediyorum. Oyuncular "oh provadayız nasıl olsa, hata yapabiliriz" demezler, bilerek ve isteyerek en ciddi, en eleştirel arkadaşlarını çağırırlar, o arkadaşlar seyirci gibi binaya girer, yerleşir, yer göstericiler onlara da yer gösterir, broşür dağıtılır felan... Oyunla tek farkı ikinci seyirci blogunun orada asistanlarıyla oturan, yeşil lambasının altında bir notlarına bir sahneye bakan, bunları yaparken asistanlarına durmadan bir şeyleri not ettiren ve bolca sigara tüttüren yönetmenin varlığıdır. Ben dün kendi işe başlama genel provamın hem oyuncusu hem yönetmeni oldum. Nasıl mı?

İşokulda bişiibişiiilerin çocuklara anlatılması ve tanıtılması gerekiyordu ve bensiz olmadı. (Aslında olurdu) Neyseeeeee... Peki geleceğim dedim ancak aldı beni bir telaş.
İki neden var;
  1. Sevgilinin o gün tiyatroda provası var ve sabah gidecek akşam gelecek :( Ada'ya babaannesi bakacak, anneannesi destek kuvvet olamayacak çünkü o da hastaneye gidecek... Babaanne için de ilk uzun başbaşa kalma deneyimi olacak... Ve ben oğlumdan ilk kez bu kadar uzun süre ayrılacağım...
  2. İnsan içine çıkmaya ve o kalabalık insan topluluğuna Ada'yı, olanları, neden nasılları anlatmaya hazır mıyım? Sosyalleşmek nasıl olacak? Bir anda o eski halime dönebilecek miyim? Ne giyeceğim offff...
Sevgilinin provası iptal oldu önce :) Sonra ben alışverişe çıkıp şöyle işokulda giyebileceğim yazlık ve bedenime uygun bir şeyler aradım. Mesela MNG pantolon bedenim 46 olmuş...:( Oysa ben eskiden 42 bedenlerine sığardım...:( Neyse sonunda siyah bir etek, bir ayakkabı ve krem bir pantolon aldım... (Bu alışveriş için iki kez dışarı çıktım, ilkinde deneyip hiçbir şey almadım moralim çok bozuktu, ikinci gün kilolarımı kabul ederek giysileri satın aldım)

Kostümler hazır yani :) Şimdi oyuncuya geçelim...

Sabah erken kalktım, Ada'cım sağolsun her zamankinden fazla uyudu ama uyandığında gördük ki çişler bezleri de aşmış yataklara taşmış :) Yatak silindi ve kurumak üzere balkona çıkartıldı. Ada temizlendi ve yine uyudu, bende son bir kez maillerime baktım, hazırlamam gerekenleri yaptım vs... Tam çıkacağım oğluş uyandı, parfüm sürme gafletinde bulunduğumdan emzirmek istemedim ve sütümü sağdım, bir yandan mama hazırladım. İki biberonu da babanın baş ucuna koydum, bu arada Ada'nın altını temizleyen babası eyvah dedi, tipik... Yine bir temizlik ama o da ne, bir kez daha etraf ve üstbaşa çiş yapıldı. Veee üçüncüsü... İşe gitmemi istemiyor dedik, güldük. Son kez temizlendi, sütünü içmeye başladı ve ben bu iki tatlı sevgiliyi bırakıp evden dışarıya çıktım!

Ayakkabıyı biraz şık, hafif topuklu ve 41 numara seçmiştim. (Hamilelik öncesi 39 numara giyiyordum) Daha apartmandan inerken kendimi bu seçimimden dolayı tebrik ettim. Ayağım sokak köşesini dönünce acımaya, mahalleyi geçince zonklamaya başladı!!! Taksiye atladım ve sonunda işte işokuldaydım... Önce insankaynaklarına uğradım, canım arkadaşım B. gördüm, yeni doğum yapan insankaynakları müdürü E. ile bebekli yaşamı konuştum vs... Toplantı için az zamanım vardı koşa koşa odama çıkarken öğle teneffüsünde öğrencilerimle karşılaştım :) Hepsi çok şekerdi. Hocammm sesleri, sarılmalar, öpücükler... Toplantı için birkaç şeyi yazdırdım odamda ve öğle yemeği için çıktım. Ve her adım başı durmaktan ve birileriyle "sosyalleşmekten" yemeğe gidemedim!!! Yemekhanenin önünde en son Y. ile karşılaştık ve dakikalarca konuştuk... :) Konu sabit: Ada. Ne yapıyor, ne ediyor... Bu sohbet ikiye ayrılıyor, bir kısım insan Ada'yı gelip gördü, onlarla olan konuşmam daha çok gelişimi ile ilgili, bir kısım insan Ada'yı göremedi, onların soruları farklı oluyor :) Okul çok kalabalık, çok öğrenci, çok öğretmen var. Nerden bakılırsa bakılsın dün 35-40 öğretmenle konuşmuşumdur, kaç öğrencimle konuştum hatırlayamıyorum bile...

Sonra toplantı...

Toplantı sonrası eve açılan telefonla Ada'nın uyuduğunun öğrenilmesi ve arkadaşlarla bir çay içimi... Sonra bir taksi daha ve koştura koştura eve dönüş. Kırmızı ve yara bere içindeki ayaklardan bahsetmiyorum :(

Oğlum uyanmış beni bekliyordu. Bir banyonun ardından (sokağa çıkınca nedense kirlendiğimi hissettim) oğluma sarılmaca-emzirmece :)

Genel prova iyi geçti, yönetmen oyunu beğendi ama oyuncu huzursuz. Oyununu tam olarak sindiremedi içine. Oğlunu bırakmak, oğlundan ayrı kalmak biraz üzdü onu. Ama alışacak ve bu oyun çok yakında her gün perde açacak...

bir bitti iki olduk

Biz bugün 2 aylık koca adam olduk...

İki ay önce bu saatlerde (09.30) doğmuştuk...

:)

24 Mayıs 2009 Pazar

34 ADA 02

34 ADA 02 plaka gri bir bebek arabası Moda'da hız yaparken görüldü :)

Cumartesi günü ilk puset gezintimizi gerçekleştirdik. Bozulan uyku düzenimize paralel olarak bozulan moralim yerine geldi, Ada açık havayı görünce uyudu...:) Dönüş yolunda ve çay keyfi sırasında biraz mızırdandı ama genel olarak oğluma notum Pekiyi :) Babaanne, hala, baba ve anne olarak gittik ilk gezimize. Çok güzel geçti. Artık kim tutar bizi... :) Göç yolları, göründü bize...

Gezi notlarımız;

* Fark edilmek veya sosyalleşmek istiyorsan bebek arabasıyla dışarıya çık ve yavaş yürü... Herkes sana baksın, gülümsesin hatta konuşsun.
* "Hamile değilim sezaryen yaptım" baskılı bir tişört tasarla!!!
* Moda'da herşey 10 tl, etraf sabit fiyat garantili taşlı yüzüklerle dolmuş :)
* Etrafta ne çok çocuk, ne çok anne, ne çok baba varmış da biz fark etmemişiz bugünlere dek.
* Kemal'in Yeri güzeldi ama çok kalabalıktı. İçeri girmek için kuyruğa giriliyor. Pes...
* Selami Başkan'a selam ederiz. Moda yolları daracık şu yeni konan siyah mantarlar yüzünden, otomobil ve puset karşı karşıya gelince ne yapılacağı bilinemiyor...:(

21 Mayıs 2009 Perşembe

dr. gittik

Doktora gittik geldik.

Boyumuz 56 cm, kilomuz 4.435 olmuş. Beklenenden daha fazla kilo almışız. Aferin bize :) Doktor Ada'nın yanaklarına bakıp bakıp tombalak dedi, sanırım bugünkü ziyaretçileri pek bir zayıftı :) Çok merak ettiğimiz iki meseleyi konuştuk; göbek fıtığı ve sünnet. Göbek fıtığı normalmiş, çok ağlayan ve ıkınan bebeklerde olurmuş. "Bağlayabilir, bant veya para yapıştırabilirsiniz ama tavsiye etmiyorum" dedi. Estetik olarak benim bir sıkıntım zaten yok, bez zaten kapatıyor, yardımı da olmadığa göre bu sıcaklarda başka bir kuşakla sarmanın alemi yok. Yenidoğan sünnetini erken doğum nedeniyle yaptıramamıştık, bugün "ne zaman yaptıralım" dedik, "1 yaş iyidir" dedi...

İki aylık olmamıza 5 gün var, aşı nedeniyle erken çağırdı dr. bizi. Ben birinci ayda "Aşıları sağlık ocağında mı yaptırsak, eve gelen hemşireler hastanedekiler bayat oluyor demişti" diyince dr. "Biz de devletin ücretsiz aşılarını ücretsiz yapıyoruz, üstelik aşıları bize devlet veriyor, yani sağlık ocağında neyse bizde de o" demişti. Bu ay iki aşı olduk. Ağladık biraz. Aşılarımız ateş yapabilirmiş ki umarım yapmaz, rotavirüs aşımızı da bir sonraki ay olacakmışız. Diğer iki oğlanın yani Sezar ve Othello'nun da geçen hafta kist ve parazit aşılarını yaptırdık, bugün de kuduz aşı günleri :))))) Evde herkes aşılanıyor, hadi bakalım.
Haaa, unutmadan "biraz demir eksikliği var gibi, hımmm açılmalar var" dedi, nasıl niye derken araya hemşire, ağlayan Ada ve başka konular girdi tam aydınlanamadık ama günde birkaç damla bir demir ilacı alacakmışız. Devit 3 de alıyoruz. Neyse, dr. bu konuda bir mail atayım. Yeri gelmişken doktorları telefonla aramayı (eğer acil bir şey yoksa tabii) çok tercih etmiyorum, hele de mesai saatlerinde. O anda başka bir hastası olabilir, işi olabilir vs... Nitekim bugün tam içeri girerken bir hastasıyla konuşuyordu, muayene sırasında da telefonu bolca çaldı... Mail daha iyi, ağrısız...:)

Bu arada biz iki üç gün önce Ada'ya emzik verdik. Sevdi mi sevmedi mi belirsiz. Bazen cuk cuk emiyor bazen de ıyyk bu da ne diyor. Ama uyku öncesi ve iki öğün arası rahatlatacak gibi. Uyku problemlerimiz başladı, az evvel gördüm Özgür Anne'de de bu konu var ne iyi, okuyalım öğrenelim... Ada ilk günler derin uykudaydı biz onu zorla uyandırıyorduk, sonra normal çocuk oldu uyudu kendi kendine uyandı beslendi gene uyudu. Şimdi? Ada uyumayan çocuk oldu. Yatağını hele hiç sevmiyor. İki hafta öncesine kadar yatağına bayılan çocuk uyanır uyanmaz basıyor yaygarayı, beslendikten sonra yatağına koyma gafletini hiç affetmiyor. Ana kucağı favorisi, orda uyumaya bayılıyor, alıp yatağına koyuyorum tam arkamı döneceğim bir ağlama daha... Nasıl olacak bilmiyorum. Bir de iki saatte bir acıkmaya başladı ki nedenini bir türlü anlayamadım... Son üç gündür, iki saatte bir besliyoruz ki yeni doğduğunda bile bu denli sık beslenmemişti. Arayı açmaya çalışıyorum, bakalım...

İşte böyle dostlar...
Öperiz.

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Bu aralar...

Bu aralar;

En çok Ada'nın kabızlık sorunu ile ilgileniyoruz. Öyle ki göbek fıtığı oldu ıkınmaktan. Tabii bu fıtık teşhisini ben koydum (teşekkürler arama motorları) dr. aradım, "bu hafta randevumuz var ama erken gelebiliriz" dedim, "yok gelmeyin randevuda görüşelim acil değil" dedi, ok dedik, beklenen randevu yarın, bakalım ne diyecek. Bugün o kadar ıkındı ki bir ara göbeği dışarıya çıkacak sandım o kadar direniyor kakalar... :( Mamadan oluyormuş... Mama vermesek aç kalacak, verince kabız... İki ucu da... Mamasına zeytinyağı, poposuna zeytinyağlı pamuk ve çok zorda kalırsak fitil üçlemesinde kabızlığı yenmeye çalışıyoruz. anne baba oğul kakalara karşı voltranı oluşturduk, bakalım ne olacak. Bugün babamız provaya başladı, evde tek kaldık, baktım ki ıkınmaktan uyuyamıyor fitil koydum :( kısmetse bir saate çıkar...

Bu aralar;

Çok geziyoruz. Kırkımız çıktı çıkalı fıttır fıttır dolanıyoruz. Kırkımızı Moda'da Kemal'in Yeri'nde uçurduk, anne baba hala ve Ada... Ali Usta dondurma sezonunu da açtık :) Akşam oturmaları , öğle misafirlikleri ve bir bahçe partisine konuk olduk... :) Uyumluyduk Ada üzmedi, yaramazlık yapmadı ama düzenimiz şaştı tabii. Bu ara sık gezince süt arttırıcılarımızı da pek tüketemedik sütümüz eski haline döndü. Şimdi tekrar arttırma gayretleri içindeyiz.

Bu aralar;

Ada'nın maymunluklarına gülüyoruz en çok. Emzirme minderine yerleşince ağzını açıp bekliyor mesela... :) Ufak ufak oyuncaklara ilgi göstermeye başladı. Bu hafta dönence de alacağım ona. Konuşmaları büyük adam ciddiyetiyle dinlemesi, emerken bir yandan söylenmesi ise beni mest ediyor...

ps: bu yazı yaklaşık 3 saatte yazıldı, bir emme, bir kaka yapma ve bir mama arası verildi. Şimdi uyku zamanı :)

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Türkan Hoca

Birşeyler yazmak istedim yazamadım gün boyu.
Diyecek fazla bir şey yok aslında.
İyi bir insandı.

İnsandı...

İnsanları, hayvanları, doğayı severdi.
İnsanlar için çalışırdı.
Birini sevmek için tanımak gerekmez ya...

2000 yılında üniversitenin son yılında, oflaya poflaya, istemeyerek gittiğimiz Çocuk Tiyatrosu dersi sonunda Kocamustafapaşa Çevre Tiyatrosu'nda Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin gönüllü öğretmenleri olmuş, bir yıl boyunca çocuklarla çalışmıştık. Bu bir yılda, çocuklardan çok şey öğrendik, en azından ben öğrendim, çocuklara da öğretmeye çalıştık. Sorgulamayı, sormayı, hayır demeyi, eşitliği öğretmeye çalıştık...
Güzel bir yıl oldu.
Dernek olmasaydı, dernek üniversiteyle işbirliği yapmasaydı olmazdı o yıl. O yıl çocuklarla çalışmak bana öğretmenlik mesleğinin kapısını açtı, çocukları sevmeyi, çocuklarla çalışmanın keyfini öğretti.

Ben bir burs almadım belki ama dernek aracılığı ile bir meslek kazandım. Verdiğim kadarından daha fazlasını aldım yani...

Gönülden teşekkürler hocam.

Hoşçakalın...

12 Mayıs 2009 Salı

Çok özledim...

Bozcaada'yı ve orada olup bitenleri...

Uzun kahvaltıları, her daim esen rüzgarı, akşam üşümelerini, odadan "aşkımmm" diye seslenmeyi, ben içerde kitap okurken dışarıdaki hararetli sohbetleri, kahve fallarını, fallara inanmayı, şarap içmeyi, gelenlere adayı gezdirmeyi, gelenlere şarap tattırmayı, sabah ekmeklerini, sabah simitlerini, akşam balıklarını, cop diye denize atlamayı, denizde üşümeyi, denize girenleri seyrederken bira içmeyi, taş toplamayı, sahilde kitap okumayı, daracık virajları, ada pazarından taze meyve almayı, ada kedilerini, kedilere mama vermeyi, sokaklarda amaçsız yürümeyi, Katina'yı, karşı evin kapısında her yaz değişik izler keşfetmeyi, yanık tenimi, tavla oynamayı, bugün denize gitmeyelim kaleye gidelim demeyi, sevgiliyle çamlar altında tv seyretmeyi, tezgah satıcılarının renklerini...

Çok özledim.
Çokkkkkk...

11 Mayıs 2009 Pazartesi

tek heceli üç sözcük


Şu aralar hayatımda tek heceli üç sözcük var;

ADA
SÜT
TEZ... :)

Peki gelişmeler var mı? Olmaz mıııı? Bir kere Ada'm büyüdü, koca delikanlı oldu. Doğum haftasına gelince kendi kendine uyanmaya, hatta acıkınca ağlamaya başladı...:) Uykuya düşkün hali sabahları hala azıcık da olsa devam ediyor ama gündüz ve gece hiç uyumak istemiyor... Yeterince uyudum diye düşünüyor olmalı...

Süt konusuna gelince, evet sütümde bir nebze de olsa artış var ama mamadan vazgeçmedik. Her öğün önce emme, sonra Milupa mama veriyorum. Sabahları ve gece seanslarında emmek istemiyor, sütümü pompa ile sağıp veriyorum. Peki sütümüzü nasıl arttırdık? (Artmak demişken öyle çeşme kıvamına gelmedi ama yaklaşık 20 cc arttı) Bir kere sütümüzün az olduğunu duyan anne dostlarımız hemen tavsiye telefonlarına başladılar, onlara moral destekleri için çok teşekkür ederiz, blogger arkadaşlar yazdılar, onlara da çok teşekkür ederiz, annem ve kayınvalidem hep destek zaten...:) İşokuldan arkadaşım A. bana ısırganotunu tavsiye etti, etmekle kalmadı haplar ve yurtdışından getirdiği bir çay verdi. Ben ısırganotu hapını almakla birlikte gidip Kadıköy Çarşı'dan ısırganotu çayı da aldım. Tavsiye ederim, içimi kolay. Bir başka işokul arkadaşım Y. gürül gürül akan sütünün giderek azaldığını görünce dut pekmezine başvurmuş ve yararını görmüş. Hemen aldım tabii. Yine Kadıköy Çarşı içinde Arifoğlu'ndan aldım, gerçekten yararlı olduğunu düşünüyorum. Bir de dut ve siyah çekirdekli üzümden komposto yapıp içtim. Dereotu ve bolca su da tüketiyorum. (Şimdi yazınca midem iyi kaldırıyor bunları diye düşündüm) Yeşillik, özellikle de semizotunu bolca yedik geçen hafta, o da faideli olmuş olabilir...

Ve tez... Tezimin oyun olan kısmını bitirdim ve hocaya yolladım. İyi midir, kötü müdür bilemem, eksikleri çoktur ama hiç olmazsa kaba inşaatı bitirdik :) Şimdi giriş ve sonuç bölümlerini yazacağım. Akademik kısmın bir bölümünü yazmıştım ama eksik. Konuya hakim olmam için kitapları bir kez daha okumam ve hatırlamam gerekiyor. Bu hafta okumaya, önümüzdeki hafta da yazmaya ayrıldı. Haziran gelmeden jüriye çıkabilsem. Mezun olabilsem... Bebekle yazmak zormuş. Tam konsantre oluyorum derken bir ağlama...

Olsun varsın herşeye değer Ada'm... :)

not: Bebeklerle yazmak zor demişken, görüldüğü gibi Othello yazmama izin vermiyor... :)

10 Mayıs 2009 Pazar

tüm anneler için...

Sadece insanlar anne olmaz. Bunu zaman zaman unutuyoruz. Annelik kavramını veya kavramın içerdiği bazı değerleri hep insanlara bağlıyoruz. Oysa benim gördüğüm en fedakar anneler hayvanlar oldu bugüne dek...

Annesi ölmüş yavruyu altına koyduğum ve ona da kendi yavrusuymuş gibi bakan, yavrusunu sevmek için elimi uzattığımda kaplana dönüşen kedi anneler, buzağısına veteriner bakarken ayrı kalma korkusuyla ağlayan inek anneler, civcivini köpekten kollayan tavuk anneler, kuyruklarını dolaya dolaya gezen köpek anneler, yavrusuna ağzıyla yemek taşıyan martı anneler...

İki veya dört ayaklı tüm annelerin günü kutlu olsun...

:)

7 Mayıs 2009 Perşembe

İşte ben, Ada...




5 Mayıs 2009 Salı

Hesap işleri

Ada;

aslında bugün itibari ile,
39 hafta ve 1 günlük bir bebe,
veya,
yenidoğan olacaktı... (Makine 30 Nisan'da doğurursun diyordu)
oysa,
biz bugün 1 ay ve 8 günlük bir bebeyiz...
Yakında 40'ımız çıkacak...

Hesap yaparken...
İşe başlamamıza da tam olarak 25 zavallı gün kalmış...

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Yalancı Tanıklar Kahvesi


Vedat Türkali'nin son romanı.
Tipik bir Türkali romanı; Bir adam, bir genç kız, toplumsal olaylar, bozuk düzen ve tüm bunların ortasında kararsız-korkak-insani iç sesler bütünü...
Ben çok ama çok severim Vedat Türkali'yi, bu romanını da su gibi aktı, hemen bitirdim. Tavsiye ederim...

...Anadolu' da bir kentte Adliye sarayının karşısında Yalancı Tanıklar Kahvesi diye bir yer varmış. Yalancı tanık arayan bir kişi bu kahveye gelir ve kendisine yalancı bir tanık bulurmuş buradan. Adamın biri girmiş kahveye, etrafına bakınıyormuş, birisi hemen atılmış; “Yardımcı olabilir miyim” diye. “Bir alacak davası” demiş adam. “Hala vermedi değil mi o namussuz paranızı, vay alçak herif ” demiş kahvede oturan adam. Adam biraz çekinerek “Para benden isteniyor” demiş. Hemen yetiştirmiş herif “kaç kez vereceksiniz beyefendiciğim, kaç kez”...

Gecikmiş bir yazı: Hamileyken...

Hamileyken...

Pek yazmamışım bloguma, hele hamilelikle ilgili hiç... Unutmaya başladım bile, şu an hatırladıklarımı yazayım unutulmasın...:)

Ada'yı öğrendiğimde 4 haftalıktı :) Ben Z. ve Cadı ile mini bir bozcaada kaçamağından dönmüş, buzzz gibi sularda yüzmüş, bolca şarap ve sigara tüketmiştim... Hatta Ada'da regl olacağım için üzülüyordum, karın ağrılarım için Aprx. bile almıştım. Ada planlı bir bebekti ama o ay için test yapmış, olmadığını görünce tatile gitmiştim, çubuk testlerin yanıltıcı olabileceğini veya benim aceleciliğimi sonradan fark edecektim.

İlk testlerin ardından bir gerçekle karşılaştım: Toksoplazmam negatif çıkmıştı. Bu ne demekti? Sokak kedilerinden biraz uzak kalacaktım, sebze ve meyveleri iyi yıkayacaktım vs... Hamile kalmadan önce bu konuyu çok araştırmıştım zaten ama ben negatif olacağımı hiç düşünmemiştim, çocukluğumdan başlayarak (ve halen) kedileri seven, öpen, meyveleri pazardan alırken tadına bakan ben şimdi çok dikkatli olacaktım...:( Kendi kedilerimin de tuvaletlerini temizlemem gerekiyordu... Bizim iki zıpır aşılı ve ev kedisi olduklarından onlarda toks. yoktur diye bir mantık yürüttük veterinerim ve can arkadaşım G. ile, istersek onlardan da kan alabilirdik ama ben istemedim. Suşi' yi uzaktan sevecektim artık, oysa o her sabah bana göbek açıyor onu sevmem için yalvarıyordu. Suşi'yi sevme, kedi tuvaleti temizleme görevleri sevgiliye verildi böylece. Yine de toks. benim kabusum oldu, hamile annelerdeki ve bebeklerindeki etkileri yüzünden dışarıda yemek yiyemedim, her salatayı acaba? diyerek yedim (saatlerce sirkeli suda beklettiğim halde) Ama kedilerimden hiç uzak kalmadım, yine burun buruna yattık onlarla... Bazı dr. kedi ve hamilenin aynı evde doğru bulmuyor-muş, benim iki dr. oldu, ikisi de bir sakınca görmediler...:)

Hamileyken...
İkinci ay biterken mide bulantılarım başladı, öfff korkunçtu. Bir şey yiyemiyordum, hele parfüm ve sigara kokusu beni öldürüyordu. O günleri anımsamak bile istemiyordum...

Üçüncü ayda beni benden alan şey: NAR... Bayıla bayıla yiyiyordum, biraz zahmetli bir meyvedir ya nar, onu ince ince temizleyip kaşık kaşık yemeye doyamadım... Sonra bir sitede nar'ın hamilelere zararlı olduğunu okudum, dr. yalanladı ama narla olan ilişkime bir soğukluk girmişti işte. Nar yerini Ayvaya bıraktı. Bir zamanlar beni hastanelik eden Ayva ile barıştık böylece...:)

İkili test sırasında kıpırkıpır bir şey görünce bu bir erkek dedim sevgiliye, hissetmiştim...:) Kısa süre sonra dr. "Kesin değil, bu haftalarda pek görünmez ama bu göstermek için diretiyor, sanırım erkek" dedi. O gün ismi kondu: Ada.

Dördüncü ayda mide bulantılarım kesildi, kilo aldım hızla. Doktorumu değiştirdim.

Beşinci ve altıncı aylarda çok yoruldum, çok çalıştım, çok yedim, çok kilo aldım.

Yedinci ayda önce nedeni bulunamayan ağır bir ishal yaşadım, sonra grip oldum... Ve doğum yaptım :)

Hamileyken...
"Öffff" dediğim zamanlar da oldu, hep yan yattığım halde sırtüstü yatmayı özledim mesela, yaklaşık 20 kilo aldığım için kendimi beğenmediğim günler vardı, işokulda çok yorulduğum günler çoktu... Yine de şimdi düşünüyorum da, koca göbeğimle her şeyi yaptım. Gezmeyse gezme, sinema, tiyatro,doğum günü partileri vs. hiçbir sosyal aktiviteden geri kalmadım...

Hamileyken...
"Tüketici" olmadım. Ada beni "tutumlu" yaptı. Örneğin kendime iki hamile pantolonu dışında özel bir şey almadım, eskilerimi veya hamile dostların verdiği bir iki giysiyi kullandım. Ayaklarım şişince sevgiliye doğum gününde aldığım converseleri sahiplendim... Kendime ayakkabı almadım, aynı siyah pantolunu giyebildim... Böylece insanın az giysi ile de idare edebileceğini anladım... (Moda ikonu değildim ama giysi alışverişini pek severim) Ada'ya alışveriş yaptım ama... :p

Hamileyken...
Sigarayı bıraktım. Hala da içmiyorum, bir gün içermiyim bilmiyorum ama bir şekerli türk kahvesi, sigara, deniz manzarası ve keyifli bir sohbeti de canım çekmiyor değil. (Hamile kalmadan önce deli gibi sigara içerdim ve bırakabileceğime ihtimal vermezdim)

Hamileyken...
Sevgili bana çok iyi baktı, kokular yüzünden yemekleri o pişirdi, benimle tüm dr. kontrolllerime geldi. Tüm nazımı çekti, ne istersem yaptı, sinirlense de belli etmedi, beni güldürdü, beni sevdi, tüm aceleciğime, paniklerime, evhamlarıma, korkularıma göğüs gerdi (kolay değildi hani) En önemlisi ne olursa olsun benim yanımda olacağını hissettirdi.

Hamilelik harika bir deneyimdi.
Hamilelik derin bir denizdi.
Hamilelik benim oğluma kavuşmam için deneyimlemem gereken tecrübelerdi.

Çok güzeldi...

Neler demişim...