Ada'yla yaşamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ada'yla yaşamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2010 Pazartesi

1 yaşla değişen şeyler...


1 yaş ve yarım aylık bir bebek olarak Ada neler yapıyor bakalım;
  • Kumandanın televizyonu açtığını biliyor, ve kumandayla oynamaya bayılıyor, evdeki tüm kumandaları ondan saklıyor sonra da bulamıyoruz :)
  • İkinci sevdiği şey cep telefonu, eğer telefonu onun yanında açarsam asla konuşturmuyor, muhakkak eline almak istiyor, oyuncak cep telefonu mu o da ne? asla gerçeğinin yerini tutmaz...
  • Eliyle istediği şeyleri gösterip "ıhhh" diyor.
  • Yine eliyle ne olduğunu merak ettiği şeyleri gösterip "ıhh" diyor ama ton farkından soru mu istek mi anlaşılıyor.
  • Yürüyüş bitti, koşu başladı.
  • Sabahları bisiklete biniyor.
  • Kedileri kovalamaya bayılıyor, Sezar korkuyor ama Oti ile pek oynuyorlar. Sezar genellikle koltuğun altına kaçıyor, eğilip Sezar'a laf atıyor...
  • Oyuncakları ile arası pek iyi değil ama kitap dergi yırtmak ve pet şişe ile etrafa vurarak müzik yapmak favorileri arasında.
  • Konuştuklarımızı anlıyor artık.
  • Getir oğlum, ver oğlum gibi bazı komutları yerine getiriyor.
  • Hala sadece baba diyor!!!
  • Mutlu olduğunda çığlıklar atıyor :)
  • Emzik delisi oldu, eskiden sadece ve sadece uyku öncesi alırdı, şimdi emzikle dolaşıyor neredeyse... :(
  • Tam bir karıştırmacı, ne var ne yok elliyor, tadına bakıyor, deviriyor... Kaşla göz arası yaptıkları anlatılmaz yaşanır.
  • Oyuncak arabalara bayılıyor, hırnnn hırrnn sesleri ile araba sürüyor. Aynı ses bisiklete binerken de çıkıyor :)
  • Aç kapa tarzı oyunları seviyor, fıçıları var mesela onlarla oynuyor, fıçıları birleştiremeyince sinirleniyor, yere atıyor ama bıkmıyor yapana kadar devam ediyor.
ps. alttaki yazıyı da okuyun :)

30 Ağustos 2009 Pazar

Kitap kurdu Ada


hımmm... benimki de güzel ama bu araba da fena değilmiş...


oyuncaklara bakın hele... Çok kararsızım hangisini alsak? Anneeeee...


bu kitap hem renkli hem de yenilebilir :)


ama tadı pek güzel değilmiş!

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Tatilden döndük


Tatilimiz bitti. Dün gece evimize geldik. Ada kuşumuzla ilk tatilimizdi, güzeldi. Anlatalım...

Kısa sokak sakinleri bizi bekliyordu yine, Bozcaada'daki ailemiz; sokak sakinleri, komşular, dostlar herşey bıraktığımız gibiydi. Hatta geçen sene beslediğim tekir bile gelip buldu beni. Bilmem gideniniz var mı ama Bozcaada harika bir yerdir. Biz sevgiliyle altı yıldır aşığız Ada'ya... Bu yıl Ada'mızı da Ada'ya götürdük harika oldu. Evet pek denize giremedik, Ada'yı denize çok istediğimiz halde sokamadık ama yine de güzeldi.

Sevgiliyle ilk hafta başbaşaydık, ve korktuğum şey başımıza geldi, Ada ishal oldu. Nedenini hala çözebilmiş değilim ama sanırım en büyük neden mama değişikliği. Aptamil 1' i bırakıp Aptamil 2'ye geçtik. Beslenmesindeki tek değişiklik bu oldu. Geldiğimiz üçüncü akşam ishal başladı ve yaklaşık üç gün sürdü. Sebze çorbası ve kayısıyı derhal kestim. Doktor mamadan olmaz dediği için Aptamil 2'ye devam ettim ama içimden bir his ishale mama değişikliğinin neden olduğunu söylüyordu, Müşteri danışma hattını aradım, aksine kabızlığa neden olabileceğini söylediler. Tekrar 1' e geçtik ve ishal kesildi. Tabii bu arada ishalin şu meşhur yaz ishali olmaması için ne kadar dua ettiğimi tahmin edersiniz. Doktorla sürekli telefonlaştık, sağlık ocağındaki doktor Ada'yı pek sağlıklı bulup ishalinin turistik olabileceğini söyledi, yine de Reflor kullandık. Şükürler olsun ki geçti. Mama değişikliği konusunda bir tecrübe daha; bir akşam mamamız bitecek gibiyken eczaneye uğradık almak için ve mamanın en az iki gün sonra gelebileceğini öğrendik, el mecbur tekrar 2 verdik ve yine ishal oldu. Allahtan söylenenden daha çabuk geldi de mama rahatladık. Bozcaada biraz mahrumiyet bölgesi, öyle her istenen şak diye olamıyor, bir sağlık ocağı ve bir eczaneden ibaret sağlık hizmetleri! Aslında bu yıl sevgiliyle gitmesek mi diye düşündük bu sebepten ama sonra Doktorumuz bizi cesaretlendirdi, bir de Bozcaada'da yaşayan büyüyen o kadar çok bebek var ki, onlar nasıl yapıyorsa biz de öyle yaparız diye düşündük. Bir çok tatil beldesinde sadece sağlık ocağı var zaten, Bozcaada'nın tek kazığı aradaki deniz mesafesi! Aile eşrafı blogumu okuduğundan buralara yazıp akıl danışamadım, onları da telaşlandırmayalım dedik... Zaten bilgisayarı iki veya üç kez açabildik bu tatilde.

Neyse, ishaldi, düzeni kurmaktı felan derken ilk haftamızda yalnızca iki kerecik denize gidebildik ve Ada kuşu elbette denize sokmadık. Bilenler bilir, Bozcaada denizi buzzzz gibidir, bu yıl ilk kez sıcaktı ama bu sıcaklık bile dört aylık bir bebeği denize sokacak kadar değildi. Ayaklarını denize sokup kendi çapımızda eğlendik :) Bu arada ben sanırım beş kulaç sevgili de on kulaç atıp güya denize girmiş olduk. Birinci haftamız biterken arkadaşlarımız E. ve C. geldiler. Kendileri 18 Temmuz'da evlendiklerinden, düğünlerini beklediğimizden tatile bu kadar geç çıkmıştık!!! Balaylarının bir kısmını Bozcaada'da geçirdiler. Hemen arkasından sevgili görümcem, Ada'nın halası S. da geldi. Kalabalıklaştık. Nöbetleşe denize gittik...

Ada'm çok uyumlu bebek oldu. Hiç üzmedi bizi. İnanılmaz büyüdü orada. Temiz hava iyi geldi. Gelişti, büyüdü, boyu uzadı... Bebek değil de çocuk gibi davranmaya başladı, bayağı diyalog kurmaya başladı :) Gülücükler zaten şahane, tepkiler, nesneleri kavramalar başladı. Bozcaada'da herkes ama herkes aşık oldu kuzuma :)

Akşamları arabasına koyduk Ada'yı, sokaklarda gezdik, restaurantlarda oturduk, sohbetler ettik, genellikle uyanmadı, biz de mama saatini aksatmadan eve geri döndük :) Biz kuzumuza, kuzumuz bize çok iyi davrandık. Evet pek deniz tatili gibi olmadı ama bu duruma hiç takılmadık, ailecek serin havada yattık, yuvarlandık, gölgelerde gazete okuduk, şarkılar söyleyip Ada'yı mest ettik, öptük, kokladık oğlumuzu, doyamadık onu sevmeye :)

15 gün hemencik bitti. Evimize döndük. Evde bizi bekleyen diğer oğluşlarımızda bizi pek özlemişler, biz de onları pek özlemiştik :) Evimize döndük dönmesine ya, pazartesi günü de işe döneceğim!!! Evet koca yaz tatilimiz bitti. Ama çok güzeldiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii...

* Aslında anlatacak çok detay var daha, yazmaya yazmaya bir tuhaf olmuşum! Aklıma geldikçe , açıldıkça yazacağım...

21 Temmuz 2009 Salı

Günün çorbası

Başlığını Yeliz'den çaldım :)

İlk çorbamızı yaptık, yedik.
Tarihe geçmesi bakımından not düşelim.
Bir minik patates ve havucu minik doğrayıp az suyla haşladım. Çatalla ezdim, süzgeçten geçirdim. Püremsi bir kıvam elde ettim. Bir tatlı kaşığı zeytinyağı ekledim. Sonra...
Sonra Ada bey çorbayı hüpletti. Üç beş kaşık alması gerekiyormuş, on kaşığı buldu sanırım :) Sevdi mi? Ne sevdi ne de sevmedi... Şaşırdı, bir iki yerde ağladı ama yedi :)
Sonra avazı çıktığı kadar bağırmaya başlayınca vermedik :)
Sanırım doydu.
Üstüne de biraz emdi.
Ohhh yarasın Ada'ma :)

2 Haziran 2009 Salı

haftasonumuz

Bu haftasonu ve dün üç "ilk deneyim" yaşadık. Cuma akşamı halamızın doğum günüydü, ailecek Victor Levi'de yemek yedik. Ada ilk kez bir restauranta gitti :) Halamız çok akıllı olduğundan hem bahçede hem de içerde yer ayırttırmış. Hava biraz serin olunca içerde oturalım dedik, çoğu insan dışarıyı tercih ettiğinden içerisi neredeyse boştu, eh bu durum da bize yaradı. Ada kuş arabasında tüm yemek boyu uyudu, biz de çok güzel mamalar yedik, sonra evimize geldik ve pastamızı kestik, doğum günün kutlu olsun halası :)

Cumartesi günü de benim için bir ilkti. İşokul grubuyla dışarıya çıktık. Ben gelebileyim diye Kadıköy'de toplandık. Ağapia'ya gittik. Bahçede oturduk, çok çok çok güzeldi. Gece yarısını geçiyordu eve geldiğimde, ilk kez bu kadar uzun süre dışarıda kaldım. Tabii gece boyunca evi aradım, nasıl diye. Aldığım cevap aynıydı; uyuyor. Ada'cım da anladı annesinin arkadaşlarıyla vakit geçirmeye ihtiyacı olduğunu, bolca uyudu yavrum. Ama bana çok iyi geldi bu buluşma. Evin buluşma mekanına çok yakın olması ve acil durumda koşarak gidebilecek olmam da beni çok rahatlattı.

Pazar günü Y&G çiftinin evlerine konuk olduk. Bahçe keyfi yaptık biraz, Ada'ya çiçekleri gösterdik, bahçede dolaştırdık. Y. ve G.'da çocuk istiyorlar artık, oğlumuzun bir arkadaşı daha olacak ne iyi :)

Veee dün ilk kez Ada, alışveriş merkezine gitti... Eve alınması gerekenler, Ada'nın hediye kartları vs... olduğundan toparlanıp Nautilius'a gittik. Önce yemek, sonra alışveriş... Ada kuş sona doğru acıktı ama koşarak babaannenin evine geldik. Ada ve ben karnımızı doyurunca sızıp kalmışız koltukta :) Babamız toparladı eve götürdü sonra bizi.

:)

24 Mayıs 2009 Pazar

34 ADA 02

34 ADA 02 plaka gri bir bebek arabası Moda'da hız yaparken görüldü :)

Cumartesi günü ilk puset gezintimizi gerçekleştirdik. Bozulan uyku düzenimize paralel olarak bozulan moralim yerine geldi, Ada açık havayı görünce uyudu...:) Dönüş yolunda ve çay keyfi sırasında biraz mızırdandı ama genel olarak oğluma notum Pekiyi :) Babaanne, hala, baba ve anne olarak gittik ilk gezimize. Çok güzel geçti. Artık kim tutar bizi... :) Göç yolları, göründü bize...

Gezi notlarımız;

* Fark edilmek veya sosyalleşmek istiyorsan bebek arabasıyla dışarıya çık ve yavaş yürü... Herkes sana baksın, gülümsesin hatta konuşsun.
* "Hamile değilim sezaryen yaptım" baskılı bir tişört tasarla!!!
* Moda'da herşey 10 tl, etraf sabit fiyat garantili taşlı yüzüklerle dolmuş :)
* Etrafta ne çok çocuk, ne çok anne, ne çok baba varmış da biz fark etmemişiz bugünlere dek.
* Kemal'in Yeri güzeldi ama çok kalabalıktı. İçeri girmek için kuyruğa giriliyor. Pes...
* Selami Başkan'a selam ederiz. Moda yolları daracık şu yeni konan siyah mantarlar yüzünden, otomobil ve puset karşı karşıya gelince ne yapılacağı bilinemiyor...:(

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Bu aralar...

Bu aralar;

En çok Ada'nın kabızlık sorunu ile ilgileniyoruz. Öyle ki göbek fıtığı oldu ıkınmaktan. Tabii bu fıtık teşhisini ben koydum (teşekkürler arama motorları) dr. aradım, "bu hafta randevumuz var ama erken gelebiliriz" dedim, "yok gelmeyin randevuda görüşelim acil değil" dedi, ok dedik, beklenen randevu yarın, bakalım ne diyecek. Bugün o kadar ıkındı ki bir ara göbeği dışarıya çıkacak sandım o kadar direniyor kakalar... :( Mamadan oluyormuş... Mama vermesek aç kalacak, verince kabız... İki ucu da... Mamasına zeytinyağı, poposuna zeytinyağlı pamuk ve çok zorda kalırsak fitil üçlemesinde kabızlığı yenmeye çalışıyoruz. anne baba oğul kakalara karşı voltranı oluşturduk, bakalım ne olacak. Bugün babamız provaya başladı, evde tek kaldık, baktım ki ıkınmaktan uyuyamıyor fitil koydum :( kısmetse bir saate çıkar...

Bu aralar;

Çok geziyoruz. Kırkımız çıktı çıkalı fıttır fıttır dolanıyoruz. Kırkımızı Moda'da Kemal'in Yeri'nde uçurduk, anne baba hala ve Ada... Ali Usta dondurma sezonunu da açtık :) Akşam oturmaları , öğle misafirlikleri ve bir bahçe partisine konuk olduk... :) Uyumluyduk Ada üzmedi, yaramazlık yapmadı ama düzenimiz şaştı tabii. Bu ara sık gezince süt arttırıcılarımızı da pek tüketemedik sütümüz eski haline döndü. Şimdi tekrar arttırma gayretleri içindeyiz.

Bu aralar;

Ada'nın maymunluklarına gülüyoruz en çok. Emzirme minderine yerleşince ağzını açıp bekliyor mesela... :) Ufak ufak oyuncaklara ilgi göstermeye başladı. Bu hafta dönence de alacağım ona. Konuşmaları büyük adam ciddiyetiyle dinlemesi, emerken bir yandan söylenmesi ise beni mest ediyor...

ps: bu yazı yaklaşık 3 saatte yazıldı, bir emme, bir kaka yapma ve bir mama arası verildi. Şimdi uyku zamanı :)

11 Mayıs 2009 Pazartesi

tek heceli üç sözcük


Şu aralar hayatımda tek heceli üç sözcük var;

ADA
SÜT
TEZ... :)

Peki gelişmeler var mı? Olmaz mıııı? Bir kere Ada'm büyüdü, koca delikanlı oldu. Doğum haftasına gelince kendi kendine uyanmaya, hatta acıkınca ağlamaya başladı...:) Uykuya düşkün hali sabahları hala azıcık da olsa devam ediyor ama gündüz ve gece hiç uyumak istemiyor... Yeterince uyudum diye düşünüyor olmalı...

Süt konusuna gelince, evet sütümde bir nebze de olsa artış var ama mamadan vazgeçmedik. Her öğün önce emme, sonra Milupa mama veriyorum. Sabahları ve gece seanslarında emmek istemiyor, sütümü pompa ile sağıp veriyorum. Peki sütümüzü nasıl arttırdık? (Artmak demişken öyle çeşme kıvamına gelmedi ama yaklaşık 20 cc arttı) Bir kere sütümüzün az olduğunu duyan anne dostlarımız hemen tavsiye telefonlarına başladılar, onlara moral destekleri için çok teşekkür ederiz, blogger arkadaşlar yazdılar, onlara da çok teşekkür ederiz, annem ve kayınvalidem hep destek zaten...:) İşokuldan arkadaşım A. bana ısırganotunu tavsiye etti, etmekle kalmadı haplar ve yurtdışından getirdiği bir çay verdi. Ben ısırganotu hapını almakla birlikte gidip Kadıköy Çarşı'dan ısırganotu çayı da aldım. Tavsiye ederim, içimi kolay. Bir başka işokul arkadaşım Y. gürül gürül akan sütünün giderek azaldığını görünce dut pekmezine başvurmuş ve yararını görmüş. Hemen aldım tabii. Yine Kadıköy Çarşı içinde Arifoğlu'ndan aldım, gerçekten yararlı olduğunu düşünüyorum. Bir de dut ve siyah çekirdekli üzümden komposto yapıp içtim. Dereotu ve bolca su da tüketiyorum. (Şimdi yazınca midem iyi kaldırıyor bunları diye düşündüm) Yeşillik, özellikle de semizotunu bolca yedik geçen hafta, o da faideli olmuş olabilir...

Ve tez... Tezimin oyun olan kısmını bitirdim ve hocaya yolladım. İyi midir, kötü müdür bilemem, eksikleri çoktur ama hiç olmazsa kaba inşaatı bitirdik :) Şimdi giriş ve sonuç bölümlerini yazacağım. Akademik kısmın bir bölümünü yazmıştım ama eksik. Konuya hakim olmam için kitapları bir kez daha okumam ve hatırlamam gerekiyor. Bu hafta okumaya, önümüzdeki hafta da yazmaya ayrıldı. Haziran gelmeden jüriye çıkabilsem. Mezun olabilsem... Bebekle yazmak zormuş. Tam konsantre oluyorum derken bir ağlama...

Olsun varsın herşeye değer Ada'm... :)

not: Bebeklerle yazmak zor demişken, görüldüğü gibi Othello yazmama izin vermiyor... :)

27 Nisan 2009 Pazartesi

Bir aylık olduk biz :)

Heyoooo!
Bir aylık olduk biz :)
Büyüdük yani.
Koskoca 30 günü bir aile olarak bitirdik...
Yupppiiii...:)

Epeydir yazamadım, o kadar yoğun geçti ki. Hemen her gün misafir geldi evimize, Ada'mızı sevmeye veya "bakalım büyümüş mü" demeye...:) Ada'nın teyzesi amcası çok... Gelen giden pek oluyor böylece, biz seviyoruz misafiri, misafirler pek öyle misafir gibi olmadığı için. Samimi, rahat, akışında her şey... :)

Neyse, Cuma'dan başlayalım, ROP muayenesi için Fulya'da bir göz kliniğine gittik. Gitmek zorundaydık Ada erken doğduğu için. Erken doğanlar için çok mühimmiş bu test, eski ve yeni dr. muhakkak yaptırın demişti, çok şükür bir şey yok ama bir damar henüz gelişmemiş, (normal bir durummuş) üç hafta sonra tekrar gideceğiz. Bugün de kalça çıkığı ultrasonu ve işitme testimizi olduk. Kalça çıkığı yine bebekler için önemliymiş, eğer böyle bir durum varsa ve ultrasonda bakılmazsa aileler ancak yürümeye başlayan çocuklarında bu durumu fark ederlermiş ki bu da gecikmiş tedavi demekmiş... 7. ayda tekrar bakılacakmış... Sonra kendi doktorumuza gittik ve tekrar muayene olduk. Tartıldık veeeee bir haftada tam 400 gr. almışız...:) Biz zaten biliyorduk her banyoda tartıyoruz Ada'yı, he heee...:) Ada'nın kabızlık sorunu olmuştu bu hafta onu telefonla dr. sormuştum, dr. muayenede baktı karın şiş ve gergin, bir fitil yazdı ve mamasına yağ koymamızı önerdi, peki dedik eve geldiğimizde bir koku...:)))))

Çıkışta e-bebek'e gittik kimi ihtiyaçları aldık... Bir konuya dikkat çekmek isterim bu ayki Mother&Baby dergisinde biberonlarla ilgili bir makale vardı, plastik biberonlara dikkat çekiyordu, hımmm bir dakika bunu başlıca bir post yapayım, önemli çünkü :)

Dostlar işte böyleyken böyleeee ...
Ada büyüyor, hem mama hem de anne sütüyleeeee...

13 Nisan 2009 Pazartesi

En çok sorulan ikinci soru; Kime benziyor?

Benim Ada'm;

Babasına benziyor, bakışı, yüzü,eli,ayağı babası...
Huyu ve de suyu mu?
Bana!

:)

Mesela, inatçılığı...
Sonracığıma bir şey yaparken -önemli bir şey ki bu önemli şey, kaka yapmak ve pırtlamak, haaa bir de emmek- suratı ciddileşiyor, alın kırışıyor alıyor beyimizi bir düşünce... Ben de öyle bir şey düşünürken (hayır benimkiler daha ciddi şeyler:) kaşlarım çatılır, alnım kırışır...
En önemlisi tez canlılığı... Yerimde duramam ben, bir yere mi gidilecek mesela, sabahtan itibaren hadi gidelim, hadi gidelim demeye başlarım... Olsun istediklerim hemen olsunlar isterim, sabırsızımdır çok fena. (Annelik sabır etmekmiş oysa, şimdilerde anlamaktayım)


Babası iki sabırsızla nasıl başa çıkacak bakalım.
Göreceğiz...

:)

ps: Hakkımızdaki yazıları için narthex ve ceviz teyzelerimize teşekkür ederiz...:)

9 Nisan 2009 Perşembe

Ada'nın uykusu

Ada'ya dr. prematüre diyor. Doğum kilosu ve boyu posu iyi ama yine de haftası göz önüne alınıyor... Bu bebeklerin en büyük özelliği uyumaları. Ada'da uyuyor. Hem de ne uyuma! Yine dr. bebeğin 3 saatte bir uyandırılması ve beslenmesi gerektiğini de söylüyor, Ada bazen uyanmıyor, ne yapsak uyanamıyor, işte o vakit bana olanlar oluyor. Tıpkı bu sabah olduğu gibi... Ne yapsak uyanmıyor, memeyi itiyor... Çok üzülüyorum, çaresiz kalıyorum, bolca ağlıyorum... Sonra sevgili giriyor devreye, beni avutuyor, Ada'yı uyandırmaya çalışıyor... Bugün pes eden biz olduk. Uykuya dalmasına izin verdik, daha doğrusu mecbur kaldık. Dr. aradım, uyandırın diyor da başka birşey demiyor, E gel sen uyandır diyecektim, demedim tabii... :) Öğlen daha iyiydi, emdi, biraz gözlerini gösterdi bize... Öğlenden sonra babannesi geldi, babasıyla beraber yıkadılar Ada'yı, ağladı bizimki yine, sonra iyi bir emiş gerçekleşti...

Emzirme hakkında da sorularım var, bir memede ne kadar kalmalı? Ada yaklaşık 15. ve 20. dakikalarda uyuklamaya başlıyor... Sütüm yeterli mi acaba? Mama verin demişti dr. ama babası istemiyor, bir daha ki dr. randevumuza kadar beklemeli miyim, yeniden dr. a mı götürsem, kendime güvenebileceğim-sevebileceği-7/24 arayabileceğim bir dr. bulsam... Sorularım her gün artıyor...

Bebek bakımında mucizevi çözümler kitabını dün akşam S. aldı bana, henüz okuyamadım ama hızlı bir tur attım içinde, memede uyumasın diyor, hadi bakalım nasıl olacak bu iş? Ada emerken gözler hemen kapanıyor. Keşke biri okuyup özetlese bana. Ya da fotokopicide ders notları olsa da çalışsak...:)

8 Nisan 2009 Çarşamba

İlk günlerimiz

27 Mart Cuma

Sen doğdun oğlum. Kendime geldim, seni gördüm, aşık oldum...

Odamız misafirlerle doldu taştı, telefonumuz hiç susmadı, çiçeklerimiz geldi, ne çok sevenimiz varmış... :) İşokulda minikler senin ve benim için oynadılar oyunu, telefon açıp "sizi ve Ada'yı çok seviyoruz" diye bağırdılar, annen öğretmen olmayı bir kez daha sevdi... İleride teyze diyeceğin annenin bir sürü arkadaşı geldi. Onları tanıyacaksın, hepsi birbirinden renkli, birbirinden farklı dünyalar... Bu arada komik şeyler de oldu. Bir an evvel gelmeyi seçtiğin için -annen ve baban evin tadilatını anca bitirebilmişlerdi- henüz odan gelmemişti. Doğduğun gün mobilyacı amcalar odanı monte ettiler, teyzen eve gidip onları bekledi. Babaannen akşamüstü gidip giysilerini yıkamaya ve ütülemeye başladı...:) Evet oğlum hiç bir şeyimiz hazır değildi, kıyafetlerin,bebek şekerin hiçbir şeyin... Hızlı bebeksin ne yapalım...:))) Oysa annen ne hayaller kurmuştu, ne şekerler, ne çikolatalar, ne bebek kurabiyeleri yapılacaktı... Böylesi de mümkünmüş demek ki. Baban oyuna gitti akşam. Biliyorsun önemli bir günde doğdun 27 Mart Dünya Tiyatro Günü. Dramaturg bir anne ile oyuncu bir babanın oğlundan da bu beklenirdi zaten...:) Baban gidince bizimle, uzak kuzen A. abla kaldı, ne iyi oldu... Çünkü ben seni tutmakta, giydirmekte çok zorlandım, adeta korktum. Hemşireler yoğun mesai yaptılar odamıza, herşeyi sorduk. Öğrendik mi hayır!!! Bir salaklık, bir boşluk oluştu annende, aynı soruyu defalarca sordu, cevapları anında unuttu...

28 Mart Cumartesi

Annenin öğrencileri geldiler. Annen ne sevindi...:) Teyzeler, amcalar, dayılar yine geldiler. Ada bakalım bir gecede büyümüş mü diye... Babanın hem gündüz hem gece oyunu vardı, oyuncu arkadaşlar geldiler. Bu ziyaretler bir ara o kadar fazla oldu ki annen gelenleri takip edemez oldu. Fenalık geldi, hava yetmedi... Akşamüstü ziyaretler dindi, anneannen, babaannen ve annen kaldılar geride. O gece baban ve annen baktılar sana...:)))

29 Mart Pazar

Seçim mi varmış, hayat nasıl mış, dışarıya bahar mı gelmiş hiç umrumuzda değil. Çünkü sen varsın artık...:) Öğlen hastaneden çıkıyoruz, oyunu kullanıp sabah yürüyüşünü hastaneye yapan E. teyzen ve halan yardım ediyorlar bize. Toparlanıyoruz ve bye diyoruz hemşire ve doktora. Babaannenin evine gidiyoruz. Deden, teyzen, anneannen de orada. Anneannen ve baban eve gidip senin için park yatağını kuruyorlar, odamızı hazırlıyorlar. Sonunda evimizdeyiz işte... O gece anneannen ve annenle aynı odada kalıyorsun, biraz zor bir gece oluyor, annen hiç durmadan nedensizce ağlıyor. Neden ağladığını hem biliyor hem bilmiyor. Gece sanki bir karanlık çöküyor annene, sabahları daha iyi...

30 Mart Pazartesi


Doktora gidiyoruz. Dr. biraz sarı buluyor bizi ve yarın yine gelin diyor. Peki diyoruz. Bu arada ilk kez müzik dinliyorsun arabada. Dinlediğin ilk albüm Bulutsuzluk Özlemi, Zamska... :))) Eve dönüyoruz. Ev kalabalık, renkli, neşeli hep...:)))

31 Mart Salı

Tekrar dr. Sarılık yüksek çıkıyor, annen senden kan alınırken korkuyor oysa sen daha cesursun oğlum... Dr. yatacak diyor, annen ağlıyor, hemşire gülüyor... Oysa annen okuduğu kitaplardan ve bloglardan sarılık denen şeyi biliyor. Ya siz diyorlar, siz de kalmak ister misiniz? Anne ve baban birbirine bakıyor, olur diyorlar. Ama oda yok! Seni hastanede bırakıp eve dönüyoruz, babaannene gelip yemek yiyiyoruz, sensizliğe alışmak için çok erken değil mi oğlum? Annen seni kahküllü sevimli hemşireye teslim ettiği için biraz rahat. Gece R. ve Ç. 'a gider, (çünkü hastaneye çok yakın bir yerde oturuyorlar) oradan da hastaneye geçeriz diyorlar. Sonra telefon çalıyor oda açılıyor, annen ve baban kısa hastaneye gidiyorlar. O gece annen hastanenin süpersonic pompasıyla sütünü mutlu mutlu sağıyor... (kendi pompasının internet yorumlarındaki "gürültülüdür" kelimesini dikkate almadığına pişman) Bir ara R. ve Ç. geliyor, ellerinde meyveler, krepler, meyve suları... :))) Gece hastane çok sıcak, sen mor ışık altındasın. Ama hemşireler bizimle ilgilenmiyor!!! Annesi beslesin diyorlar, iyi de benim biberonla beslemem ve emzirmem çok uzun sürüyor ve bana "çabuk olun ışık alsın" diyorlar. Ben olmasaydım kim bakacaktı bu bebeğe diyoruz babayla, bizzz diyorlar. E bakın işte!!! Sonunda E. hemşire geliyor, hop besliyor, hop gaz alıyor,hop altını açıyor ve anneni rahatlatıyor.

1 Nisan Çarşamba

Dr. iyi buluyor ve gidebilirsiniz diyor, heyoooo. Çıkış işleri her zamanki gibi uzun sürüyor. Baban hastane yönetimine, kat görevlilerine, yemek getirenlere türlü ve haklı nedenlerle kızıyor. Özür diliyorlar. Sonunda çıkıyoruz ve evimize geliyoruz. Dr. çok iyi besleyin diyor, iki-üç saatte bir uyandırın diyor, sen uyanmıyorsun Ada. Hem erken geldiğin hem de sarılık olduğun için uykuya düşüyorsun. Annen bu kez de neden uyuyor diye ağlıyor. Hastaneden eve geliyoruz ama ziyaretçilerimiz de geliyor. Annen yorgun ve bitkin, kısa süreli de olsa işokuldan eski arkadaşlarını ağırlıyor... B. ve K. geliyorlar, bir yaşındaki Poseidon'da geliyor, sana oto koltuğunu ve ilkoyuncağını armağan ediyor...:) Babaannen her gün yaptığı gibi enfes yemeklerle geliyor. Akşamları ev kalabalıklaşıyor :)

2 Nisan Perşembe

Evde temizlik günü, H. geliyor. Kapının önündeki çiçeklere bakıyor sonra kapıyı açan annenin göbeğine. "Ay bi an çiçekleri görünce doğum yaptın sandım" diyor. Annen gülüyor, doğum yaptım diyor. Evet annenin göbeği aynen duruyor. (Bu konuyu açmadan kapatalım) O gün evde hummalı bir temizlik yapılıyor. H. ve anneannen deli gibi siliyor ve süpürüyor. Babaannen enfes bir lohusa şerbeti kaynatıyor. Ve annen ilk kez sokağa çıkıyor. Kendisine emzirme çamaşırı almak için...:) Kadıköy sokaklarında bir an salak oluyor. Vitrinlerde kendisine bakıyor., sanki hala içindesin... Bir saatte eve ancak geri geliyor... :)))

3 Nisan Cuma

Tam bir haftalıksın oğlum...:) Büyük amcalar,halalar ve yengeler geliyor. İsmin kulağına okunuyor. Baban pek istekli değil ama, annen hem büyüklerin gönlü olsun diye hem de bir ritüeli yaşatmak adına bugünü düzenliyor... Güzel bir gün oluyor...:) Anneannen gidiyor. Baban ve annen tek başlarına...

4 Nisan Cumartesi

Göbeğin düşüyor canım oğlum...:) Annen ve baban ne yapsak diye düşünüyorlar. Annenin candostları Z. ve D. teyzeler geliyor. Lohusa şerbeti içip salonda oturuyorlar. D. teyzen ben asla doğurmayacağım diyor ama sana bakarken gözleri parlıyor...:)

5 Nisan Pazar

Herhangi bir pazar sabahı gibi başlıyor, gazeteler okunuyor ilk kez, pastaneden poğaça alınıyor, ama yan odada sen varsın işte. Bu arada baban bu çocuk mama yemeyecek diyor ve hastaneden beri devam eden annesütü ve mama birleşimine sadece annesütü ile devam edilmesi kararı alınıyor. Annen sütünün yetip yetmeyeceği konusunda kararsız, sürekli internette araştırma yapıyor. Akşamları halan geliyor ve odada sana masallar anlatıyor :)

6 Nisan Pazartesi

Annen baban ve sen... Başbaşa bir gün daha...

7 Nisan Salı

Anneannen geliyor... Teyzen final sınavlarından bunalmış seni sevmeye geliyor. Bugün yıkanacaksın, annen ve baban sana şampuan ve sünger almak için dışarı çıkıyorlar. El ele kadıköy sokaklarındalar, Reks'in önünden geçerken annen Film Festivali'ni hatırlıyor ve bir kez daha kendisine tembellik edip biletlerini almadığı için minnettar kalıyor...:) Akşam hayatındaki tüm kadınlar (teyzen hariç çünkü o finallerden dolayı sabahlamış ve çok yorulmuştu eve döndü) seni yıkamak üzere hazır ve nazırlar. G. ve A. teyzeler de tesadüfen ziyarete geliyorlar. A. teyze seni tutuyor, anneannen ve babaannen de yıkıyor. Ve sen INGAAAAAAAAAAAAAA diyorsun. Annen yine ağlıyor...:)

8 Nisan Çarşamba

Gün yine anneannen tarafından temizlikle başlatılıyor. Annen sağlık sigortası ve doktor arayışı içinde, ne yapsa bir türlü karar verilemiyor. Baban oyuna gidiyor, annen seninle ilgileniyor. Bir süre sonra anneannen evine gidiyor ve başbaşayız işteeee...:)