27 Mart Cuma
Sen doğdun oğlum. Kendime geldim, seni gördüm, aşık oldum...
Odamız misafirlerle doldu taştı, telefonumuz hiç susmadı, çiçeklerimiz geldi, ne çok sevenimiz varmış... :) İşokulda minikler senin ve benim için oynadılar oyunu, telefon açıp "sizi ve Ada'yı çok seviyoruz" diye bağırdılar, annen öğretmen olmayı bir kez daha sevdi... İleride teyze diyeceğin annenin bir sürü arkadaşı geldi. Onları tanıyacaksın, hepsi birbirinden renkli, birbirinden farklı dünyalar... Bu arada komik şeyler de oldu. Bir an evvel gelmeyi seçtiğin için -annen ve baban evin tadilatını anca bitirebilmişlerdi- henüz odan gelmemişti. Doğduğun gün mobilyacı amcalar odanı monte ettiler, teyzen eve gidip onları bekledi. Babaannen akşamüstü gidip giysilerini yıkamaya ve ütülemeye başladı...:) Evet oğlum hiç bir şeyimiz hazır değildi, kıyafetlerin,bebek şekerin hiçbir şeyin... Hızlı bebeksin ne yapalım...:))) Oysa annen ne hayaller kurmuştu, ne şekerler, ne çikolatalar, ne bebek kurabiyeleri yapılacaktı... Böylesi de mümkünmüş demek ki. Baban oyuna gitti akşam. Biliyorsun önemli bir günde doğdun 27 Mart Dünya Tiyatro Günü. Dramaturg bir anne ile oyuncu bir babanın oğlundan da bu beklenirdi zaten...:) Baban gidince bizimle, uzak kuzen A. abla kaldı, ne iyi oldu... Çünkü ben seni tutmakta, giydirmekte çok zorlandım, adeta korktum. Hemşireler yoğun mesai yaptılar odamıza, herşeyi sorduk. Öğrendik mi hayır!!! Bir salaklık, bir boşluk oluştu annende, aynı soruyu defalarca sordu, cevapları anında unuttu...
28 Mart Cumartesi
Annenin öğrencileri geldiler. Annen ne sevindi...:) Teyzeler, amcalar, dayılar yine geldiler. Ada bakalım bir gecede büyümüş mü diye... Babanın hem gündüz hem gece oyunu vardı, oyuncu arkadaşlar geldiler. Bu ziyaretler bir ara o kadar fazla oldu ki annen gelenleri takip edemez oldu. Fenalık geldi, hava yetmedi... Akşamüstü ziyaretler dindi, anneannen, babaannen ve annen kaldılar geride. O gece baban ve annen baktılar sana...:)))
29 Mart Pazar
Seçim mi varmış, hayat nasıl mış, dışarıya bahar mı gelmiş hiç umrumuzda değil. Çünkü sen varsın artık...:) Öğlen hastaneden çıkıyoruz, oyunu kullanıp sabah yürüyüşünü hastaneye yapan E. teyzen ve halan yardım ediyorlar bize. Toparlanıyoruz ve bye diyoruz hemşire ve doktora. Babaannenin evine gidiyoruz. Deden, teyzen, anneannen de orada. Anneannen ve baban eve gidip senin için park yatağını kuruyorlar, odamızı hazırlıyorlar. Sonunda evimizdeyiz işte... O gece anneannen ve annenle aynı odada kalıyorsun, biraz zor bir gece oluyor, annen hiç durmadan nedensizce ağlıyor. Neden ağladığını hem biliyor hem bilmiyor. Gece sanki bir karanlık çöküyor annene, sabahları daha iyi...
30 Mart Pazartesi
Doktora gidiyoruz. Dr. biraz sarı buluyor bizi ve yarın yine gelin diyor. Peki diyoruz. Bu arada ilk kez müzik dinliyorsun arabada. Dinlediğin ilk albüm Bulutsuzluk Özlemi, Zamska... :))) Eve dönüyoruz. Ev kalabalık, renkli, neşeli hep...:)))
31 Mart Salı
Tekrar dr. Sarılık yüksek çıkıyor, annen senden kan alınırken korkuyor oysa sen daha cesursun oğlum... Dr. yatacak diyor, annen ağlıyor, hemşire gülüyor... Oysa annen okuduğu kitaplardan ve bloglardan sarılık denen şeyi biliyor. Ya siz diyorlar, siz de kalmak ister misiniz? Anne ve baban birbirine bakıyor, olur diyorlar. Ama oda yok! Seni hastanede bırakıp eve dönüyoruz, babaannene gelip yemek yiyiyoruz, sensizliğe alışmak için çok erken değil mi oğlum? Annen seni kahküllü sevimli hemşireye teslim ettiği için biraz rahat. Gece R. ve Ç. 'a gider, (çünkü hastaneye çok yakın bir yerde oturuyorlar) oradan da hastaneye geçeriz diyorlar. Sonra telefon çalıyor oda açılıyor, annen ve baban kısa hastaneye gidiyorlar. O gece annen hastanenin süpersonic pompasıyla sütünü mutlu mutlu sağıyor... (kendi pompasının internet yorumlarındaki "gürültülüdür" kelimesini dikkate almadığına pişman) Bir ara R. ve Ç. geliyor, ellerinde meyveler, krepler, meyve suları... :))) Gece hastane çok sıcak, sen mor ışık altındasın. Ama hemşireler bizimle ilgilenmiyor!!! Annesi beslesin diyorlar, iyi de benim biberonla beslemem ve emzirmem çok uzun sürüyor ve bana "çabuk olun ışık alsın" diyorlar. Ben olmasaydım kim bakacaktı bu bebeğe diyoruz babayla, bizzz diyorlar. E bakın işte!!! Sonunda E. hemşire geliyor, hop besliyor, hop gaz alıyor,hop altını açıyor ve anneni rahatlatıyor.
1 Nisan Çarşamba
Dr. iyi buluyor ve gidebilirsiniz diyor, heyoooo. Çıkış işleri her zamanki gibi uzun sürüyor. Baban hastane yönetimine, kat görevlilerine, yemek getirenlere türlü ve haklı nedenlerle kızıyor. Özür diliyorlar. Sonunda çıkıyoruz ve evimize geliyoruz. Dr. çok iyi besleyin diyor, iki-üç saatte bir uyandırın diyor, sen uyanmıyorsun Ada. Hem erken geldiğin hem de sarılık olduğun için uykuya düşüyorsun. Annen bu kez de neden uyuyor diye ağlıyor. Hastaneden eve geliyoruz ama ziyaretçilerimiz de geliyor. Annen yorgun ve bitkin, kısa süreli de olsa işokuldan eski arkadaşlarını ağırlıyor... B. ve K. geliyorlar, bir yaşındaki Poseidon'da geliyor, sana oto koltuğunu ve ilkoyuncağını armağan ediyor...:) Babaannen her gün yaptığı gibi enfes yemeklerle geliyor. Akşamları ev kalabalıklaşıyor :)
2 Nisan Perşembe
Evde temizlik günü, H. geliyor. Kapının önündeki çiçeklere bakıyor sonra kapıyı açan annenin göbeğine. "Ay bi an çiçekleri görünce doğum yaptın sandım" diyor. Annen gülüyor, doğum yaptım diyor. Evet annenin göbeği aynen duruyor. (Bu konuyu açmadan kapatalım) O gün evde hummalı bir temizlik yapılıyor. H. ve anneannen deli gibi siliyor ve süpürüyor. Babaannen enfes bir lohusa şerbeti kaynatıyor. Ve annen ilk kez sokağa çıkıyor. Kendisine emzirme çamaşırı almak için...:) Kadıköy sokaklarında bir an salak oluyor. Vitrinlerde kendisine bakıyor., sanki hala içindesin... Bir saatte eve ancak geri geliyor... :)))
3 Nisan Cuma
Tam bir haftalıksın oğlum...:) Büyük amcalar,halalar ve yengeler geliyor. İsmin kulağına okunuyor. Baban pek istekli değil ama, annen hem büyüklerin gönlü olsun diye hem de bir ritüeli yaşatmak adına bugünü düzenliyor... Güzel bir gün oluyor...:) Anneannen gidiyor. Baban ve annen tek başlarına...
4 Nisan Cumartesi
Göbeğin düşüyor canım oğlum...:) Annen ve baban ne yapsak diye düşünüyorlar. Annenin candostları Z. ve D. teyzeler geliyor. Lohusa şerbeti içip salonda oturuyorlar. D. teyzen ben asla doğurmayacağım diyor ama sana bakarken gözleri parlıyor...:)
5 Nisan Pazar
Herhangi bir pazar sabahı gibi başlıyor, gazeteler okunuyor ilk kez, pastaneden poğaça alınıyor, ama yan odada sen varsın işte. Bu arada baban bu çocuk mama yemeyecek diyor ve hastaneden beri devam eden annesütü ve mama birleşimine sadece annesütü ile devam edilmesi kararı alınıyor. Annen sütünün yetip yetmeyeceği konusunda kararsız, sürekli internette araştırma yapıyor. Akşamları halan geliyor ve odada sana masallar anlatıyor :)
6 Nisan Pazartesi
Annen baban ve sen... Başbaşa bir gün daha...
7 Nisan Salı
Anneannen geliyor... Teyzen final sınavlarından bunalmış seni sevmeye geliyor. Bugün yıkanacaksın, annen ve baban sana şampuan ve sünger almak için dışarı çıkıyorlar. El ele kadıköy sokaklarındalar, Reks'in önünden geçerken annen Film Festivali'ni hatırlıyor ve bir kez daha kendisine tembellik edip biletlerini almadığı için minnettar kalıyor...:) Akşam hayatındaki tüm kadınlar (teyzen hariç çünkü o finallerden dolayı sabahlamış ve çok yorulmuştu eve döndü) seni yıkamak üzere hazır ve nazırlar. G. ve A. teyzeler de tesadüfen ziyarete geliyorlar. A. teyze seni tutuyor, anneannen ve babaannen de yıkıyor. Ve sen INGAAAAAAAAAAAAAA diyorsun. Annen yine ağlıyor...:)
8 Nisan Çarşamba
Gün yine anneannen tarafından temizlikle başlatılıyor. Annen sağlık sigortası ve doktor arayışı içinde, ne yapsa bir türlü karar verilemiyor. Baban oyuna gidiyor, annen seninle ilgileniyor. Bir süre sonra anneannen evine gidiyor ve başbaşayız işteeee...:)