Halkın Ekmeği Bilin: Halkın ekmeğidir adalet.bakarsınız bol olur bu ekmek, bakarsınız kıt, bakarsınız doyum olmaz tadına, bakarsınız berbat. Azaldı mı ekmek,başlar açlık, bozuldumu tadı,başlar hoşnutsuzluk boy atmaya. Bozuk adalet yeter artık! Acemi ellerle yuğurulan,iyi pişirilmemiş adalet yeter! Yeter katıksız,kara kabuklu adalet! Dura dura bayatlayan adalet yeter! Bolsa insanın önünde ekmek,lezzetliyse, gözler öbür yiyeceklere yumulsada olur. Ama her şey bollaşmaz ki birdenbire... Bilirsiniz,nasıl bolluk doğurur ekmek: Adaletin ekmeğiyle beslene beslene. Ekmek her gün nasıl gerekliyse nasıl, adalet de gerekli her gün, hem o,günde bir çok kez gerekli. Sabahtan akşama dek,iş yerinde,eğlencede, hele çalışırken canla başla, kederliyken, sevinçliyken, halkın ihtiyacı var pişkin, bol ekmeğe, günlük, has ekmeğine adaletin. madem adaletin ekmeği bu kadar önemli, onu kim pişirmeli, dostlar, söyleyin? Öteki ekmeği kim pişiren? Adaletin ekmeğini de kendisi pişirmeli halkın, gündelik ekmek gibi. Bol,pişkin,verimli. |
Bertolt Brecht *şiir antoloji.com'dan alındı... |
22 Aralık 2010 Çarşamba
sarıçizmeli için
2 Kasım 2010 Salı
Yeliz'in mimleri
İlk soru; Ada için fazladan 10.000 TL olsaydı ne yapardın?
Evet. Kesinlikle. Ada için düzenlediğim iki küçük defterim de oldu. Süt, mama durumlarını yazdığım, kilo artışını not ettiğim ilk aylar defteri de denilebilir buna. Sonradan babasıyla birlikte ona hissettiklerimizi, güne dair önemli şeyleri not almaya başladık. İki küçük deftercik sonradan unutuldu. Blogumun Ada hakkında olan kısımlarını bir şekilde print etmeyi ve ona bir hatıra bırakmayı istiyorum ama. Bir de evlenirken kalın bir defter alıp misafirlerimizin bizim için bir kaç satır yazmalarını istemiştik, o defterin devamını Ada doğunca kullandık. 7 yıl sonra aynı insanlar, aynı deftere bu kez Ada için yazdılar. :)
2. Blog yazarlığı ebeveynlik tarzınızı etkiliyor mu? Nasıl?
3. Anne-baba-çocuk blogları blog dünyasını etkiliyor mu? Nasıl?
Blog dünyasında epey bir yer tuttukları kesin ama "blog dünyası" nasıl bir şey bilmiyorum. Ama reklam verenleri veya bebek ürünleri satanları etkilediği kesin.
4. Çocuk büyütmekle ilgili olarak, bloglar olmasaydı kesinlikle farklı davranırdım dediğiniz bir şey var mı?
Okuduğum kitaplar, ilk günlerdeki süt çaresizliğim ve bazen de oyuncak seçimi konusunda ciddi fikir sahibi oldum bloglar konusunda. Özellikle süt konusunu bloglar olmasaydı belki de daha acı yaşayabilirdim. Zira süt mafyası her yerdeydi o günlerde :)
5. Anne baba olmak meslek mi yoksa üstlendiğiniz toplumsal rollerden biri mi?
Bir meslek değil, çünkü insan mesleğinden vazgeçebilir bir gün. Toplumsal rol konusuna kısmen katılıyorum, anne olmak diye bir şey var, bir başkasının gözünde anne olmak. İşte bu anne olmak, öğretmen olmak, sanatçı olmak gibi bir şey. Toplumun yüklediği bazı anlamlar var, bazı davranış kalıpları var. O kalıplara da zaman zaman giriyor insan. Benim için annelik harika bir deneyim, her gün yeniden ve yeniden başlıyor.
6. Anne baba çocuk blogları babaları nasıl etkiliyor?
Ada'nın babası da blog okur. Epey etkili oluyor. Özellikle ilk 12 ay, gelişimi, kilo alımı gibi konularda epey araştırmacı bir kişilik sergilemişti babamız :)
7. Bloglar yolu ile gerçekleşen bilgi ve deneyim aktarımı büyükanne-büyükbabaların bilgi ve deneyimlerini değersizleştiriyor mu?
Hem evet, hem de hayır. Örneğin annem bebek bakımı konusunda çok tecrübelidir, ancak onun da benden öğrendiği şeyler oldu. Tamamen değersizleştirmedi ama onların da yenilenmesine yardım etti bence.
8. Anne baba çocuk blogları söz konusu olduğunda blog yazmayı daha ne kadar sürdürmeyi düşünüyorsunuz?
Ada'dan önce de blog yazıyordum. Kendim için, öylesine. Okuyucum yoktu. Kendime ait bir alandı. Ada'ya dair ilk bilgi 20 haftalıkken yazılmış "hamileyim" notu ile başladı. Hamileliğimde de çok az şey yazdım. Ada doğunca blog zamanla çocuk blogu gibi bir şekil aldı. Gündemde o vardı çünkü, bazen Ada ile ilgili bazen kendimle ilgili şeyler yazıyorum şimdilerde. Daha ne kadar yazarım? Kafamda bir süre belirlemedim, düzenli-tertipli bir şekilde yazmadığım, sürekli bir okuyucuya aynı şekilde seslenmediğim için yıllarca yazarım diyorum. Diğer şekil, hani köşe yazarlığı gibi olan, sürekli güncellenen, sürekli okuyucu kitlesi olan blogları çok seviyorum, çok okuyorum ama ben yapmıyorum.
9. Yazdığınız blog kapansa veya kapatılsa blog yoluyla kurduğunuz sosyal ilişkiler devam eder mi?
Evet eder. Mail veya telefon yoluyla da olsa eder. Bloglardan tanıdığım, tanıştığım arkadaşlarımı çok seviyorum. Çok sık görüşemesek de, orda bir bloger var uzaktaaaaa :)
27 Ocak 2010 Çarşamba
mim ve ödül

2 Aralık 2009 Çarşamba
Mim- Çocukluk...
1. Sizi mimleyen kişiye link veriyorsunuz mutlaka, ki, akışı bozmayalım...
Tamamdır... :)
2. Çocukluğunuzda anne ve babanızla (ya da aile büyükleriyle) yapmış olduğunuz ve sizi siz yapan şeylere katkısı olan bir olay, bir aktivite, bir eylem... Ve hangi yönünüze katkıda bulunduğu... (Tekrarlanabilir olması tercih sebebi)
5 Kasım 2009 Perşembe
güzel kokular mimi :)
1. İnsanlar: Ada'nın, Annemin, Babamın (babam pastacıdır ve her daim üzerinde pembe bir krema kokusu olur ve ben bu kokuyu çok severim), Sevgilinin, Kardeşimin, Sezar'ın, Anneannemin kokuları...
2. Mekanlar: Evimin, anne evimin, anneanne evimin, babaannemizin evinin, kuzenimin evinin, sınıfımın, Bozcaada'nın kokuları...
3. Çocukluk: İlkokuldaki arılı pembe silgimin, kurşunkalemlerimin, kalem kutumun, barbi bebeklerimin, okul çantamın kokuları...
4. Yiyecek&İçecek: Fırından yeni çıkmış poğaçanın, taze çayın, sert kahvenin, limonun, çileğin (gerçek tarla çileğinin nasıl koktuğunu tahmin edemezsiniz) kokuları...
5. Eşyalar: Ada'nın tüm giysilerinin, oyuncaklarının, kitaplarımın (ilk işim koklamaktır kitapları) kokuları...
diyerek konuyu bağlıyorum :)
Ben de Allımorlu'yu mimledim gitti :)))
19 Ekim 2009 Pazartesi
Bloguna neden bu ismi verdin? Mimi
E, buyrun bakali;
Bloguna neden bu ismi verdin?
Ama yeni bir blogum olsa adını üçnokta koyardım. Beni anlatan bir şey de üç nokta sanırım... ucnokta.blogspot.com (hımmm, bakınız şimdi de güzel oldu, üçnokta ucnokta oldu ki üç noktanın yokluğu - ü ve ç- yine yeni bir anlam kazandırdı)
Bloguna yazarken star tribiyle olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
En son satın aldığın garip şey nedir?
Hımmm, çok zorlandım bu soruda. Garip derken... Hımmm... Hah! misal bugün sebze-meyve filesi aldım Ada kuşuma. İlginç bir buluşmuş, bravo. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi benim. Garip değil ama ilginç :)
Şeker gibi olduğun anlar?
Ada'nın karnı tok, sırtı pek olduğunda, bana güldüğünde, mamasını iştahla yediğinde, sevgilinin oyunu olmadığı haftasonlarında, nice zamandır beklediğim kitabı okumaya başladığımda, yeni bir cici aldığımda, sokakta birilerinin kedilere köpeklere yemek verdiğini gördüğümde, evin tertemiz olduğu günlerde, sevdiğim bir insanla hem konuşup hem yemek yediğimde, iyi bir oyundan çıktığımda...
Arkadaşım, artık sormayın dediğin şeyler?
Aha! Bakınız bu konuda çok dertliyim. Şu sorulara gıcık oluyorum;
Ne zaman kilo vereceksin?
Süte devam mı?
Neden sütün az?
Neden erken doğdu?
İsmi neden Ada?
ayrıca;
sütverirkenkiloverilmez'cilerle asılsütverilirkenkiloverilir'ciler arasında sıkıştım kaldım. Bu gıcık durumu da belirtmeden geçemiycimmmm :)
Aynaya bakınca gördüğün?
sevdiğim biri :)
Kendini okutan blog dediğin?
Samimi. Höt höt olmayan, ahkam kesmeyen, deneyimlerini paylaşan, değişik ve ilginç olmaya çalışmayan, imla kurallarına dikkat eden blogları okumayı severim en çok... Aslında herkes dilediği gibi takılsın, dilediğini yazsın taraftarıyım, beğenmezsek okumayız olur biter.
Bu blog sahibi-sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?
Kadıköy'deki sokaklar, kitapçılar, kırtasiyeler, çay bahçeleri, sahaflar...
Ben deeeeee...
Şendul
Sacred Geometry of Chance
Ceviz'in Serzenişleri
Günlerden Bugün
Bizden Haberler
Günün Çorbası
Naze
Akın
Yeni Bir Hayata Başlarken
ve
Hakan Uygun Yazıyor'u mimledim. (kişisel diyordun ya hani :)
* aslında yazacak başka konular da var, geçen hafta, buluşma, kuaför maceram, Ada'nın son iki gündür uykularındaki düzensizlikler, iş, Hakiki Gala oyunu felan... Hepsini yazmaya niyet ettim ama beceremedim. Buraya not düşeyim de unutmayayım, hah bir post konusu da unutmak olsun, unutmamalı...
24 Ağustos 2009 Pazartesi
Mim-esis :)

1. Bayat bisküvi severim. Bisküvilerin paketlerini açar, bir kaç gün sonra yerim. Bu sevgim çocukluğumdan kalmış olmalı, eskiden bakkallarda kutuların içinde satılırdı bisküviler hatırlar mısınız? İşte onlar hep bayat olurdu ya, oradan kalmış olmalı bu sevgi. (Bu arada bu mimde mimlenenler hemen çocukluklarına dönüyorlar, ben de dahil. Bu işte bir iş var :))
2. Gözlüklü bir insanım. (çok ilginç değil mi?) he heee, yok ilginç olan şu; bir dönem -üniversite yıllarında- sokakta satılan bir model güneş gözlüğünün hemen hemen tüm renklerini almış, cam taktırmıştım. Aynı modelin değişik renklerinde bir sürü gözlüğüm olmuştu, mavi, yeşil, siyah, kahverengi, şeffaf... Gözlük de böyle kelebek gibi 60 lar model çok cici bir şeydi. Şimdi de üç gözlüğüm var, değiştire değiştire takıyorum, bir tane daha alasım var, seviyorum ne yapayım :)
3. İki şeye verilen paraya acımam. Çanta ve kitap. Deli bir çanta koleksiyonum var. Büyük bir kısmı Sezar tarafından sapları yenmek suretiyle kullanılamaz durumda ama...
4. Sezar demişken, Sezar'ın ilginç bir özelliği var onu yazayım; Sezar ip yerdi. Bildiğiniz ip. İpli şeyler de dahil, çok minikken sırt çantamın kalın halat gibi ipini yedi, ameliyat edilmek üzere bayıltılınca kustu ipi, sonracığıma bir süre sonra da lastik tokamı yedi, onu da kaka yapmak sureti ile çıkarttı. Otçul ve etçil hayvanlardan sonra ipçil bir hayvan yetiştirerek zooloji bilimine süper bir katkı sağladım. ( Sezar sonradan bu alışkanlığını bıraktı ama hala çok dikkatliyiz, yine de yumuşak bir şey bulduğunda affetmez kemirir, çanta sapı ilk sıradaki tercihidir)
5. Yeni biriyle tanışınca onu eskiden tanıdığım başka birine benzetme huyum vardır.
6. Yine çocukken TRT1 de yayınlanan buz pateni yarışmalarını izler, ayağıma naylon poşet dolayarak halının üzerinde kayardım. Buz pisti felan yoktu tabii, şimdilerde de korkudan gidemiyorum. Buzda Dans yarışmasını hayranlıkla izledim sonra, nasıl yapıyorlar koca koca adamlar, kadınlar, demek ki ben de yapabilirim diye diye :)
7. Pek çok blog sahibesinin aksine temizliği çok severim. İnatçı lekeler uzmanlık alanımdır :) Hamileliğime kadar büyükçe sayılacak evimizi ben temizledim. Süpürmek, silmek, toz almak tüm bunları yaparken evin şeklini değiştirmek gibi eğlencelerim vardı. Hamileliğimle birlikte hala devam eden bir yardımcımız var ama yine de temizlik yapmak zorunda kalıyorum sıklıkla (malum kediler felan) çok severek, içim ferahlayarak yaparım temizliği, benim için boş alan yaratır, süpürürken arınırım, bolca düşünürüm, kararlar alırım felan... Ama ütü ve yemek konusuna gelirsek, hayırrrrr diyeyim siz gerisini anlayın...
İşte böyle...
Bir mimin daha sonuna geldik... :)
Ben de;
Şendul, Sarıçizmeli, Naze, Ceviz, Demet, g.g., İlknur ve Akınpaşayı mimledim.
12 Temmuz 2009 Pazar
Nasıl Bir Blogcuyum?
Nasıl Başladım?
Neden Yazıyorum?
Unutmamak için. Uzun bir süre günlük tuttum, şimdilerde de küçük notlar alıyorum bir deftere. Yıllar sonra o defterleri okumak güzel oluyor. Buraya da unutmamak için yazıyorum. Yazdığım şeyleri unutmuyorum, yani geri dönüp okumaya gerek bile kalmıyor :) Bir de hani dil düşünceyi belirler diye bir görüş vardır ya, ben çok katılıyorum, yazı da düşünceyi belirliyor. Bazen öyle düşünmediğimi sandığım şeyleri yazarken bir bakıyorum başka bir yerdeyim. Üniversite yıllarından beridir sürekli yazı yazıyorum, bu yazılar genellikle inceleme vs. oluyor, sürekli kanıt gösterme ve ispat çabası dışında da özgürce birşeyler yazmaktan hoşlanıyorum. Bir de tembelim. Tembelliğimi aşmak için yazıyorum. Geçen gün bir arkadaşım Ada ile ilgili bir defter tutup tutmadığımı sordu, blog var dedim. Yok dedi, beğenmedi. Düşündüm, doğru... Teknoloji gerek burayı okumak için, oysa bir defter olsa daha dolayımsız, el yazısı, eskimek... Bir defter alıp oraya da yazmaya karar verdim, Ada'ya hitap ederek...
Yazmaya Zamanım Var mı?
Bazen var, bazen yok. Mesela hamileliğimde hemen hiç vaktim yoktu, daha çok okumuştum, az da olsa yazmıştım. Hamilelikte yaşananları yazmadım, nedeni hakkında hiçbir fikrim yok, canım istemedi, son dönemler zaten çok yoğundu, sonra erken doğum...
Şimdi, sevgili evde. Zaten biz Ada'yı birlikte büyütüyoruz, o yüzden birazcık daha fazla zamanım oluyor... Buna rağmen bazı gün bolca okuyup yazıyorum, bazen sadece okuyorum, bazen hiç açamıyorum bilgisayarı.
İddaalı mıyım?
Asla! Hatta blogum google aramalarına bilem kapalı. Ben öylesine, kendim için yazmaya başlamıştım, sonra bir iki dostuma, kuzenime felan söyledim, sonra yorum bırakınca başka insanlar da bana yazmaya başladı. Memnunum çok :) Çok okunayım, çok sevileyim diye bir iddaam yok ama buradan tanıdığım insanları çok seviyorum. Yorum bırakılınca mutlu oluyorum. Dünya denen köyü ekledim ve gördüm ki, başka başka ülkelerden insanlar da okuyor, sevindim :) Bir yandan da okunmanın verdiği bir ağırlık var, sorumluluk duygusu gibi bir şey. Farkında olmadan bir sansür... Ama sansür ilk başta da vardı, kendime yazarken de.
Neden Birinci Tekir Şahıs?
Kedileri sevdiğimden elbet :)
Ben Kimim?
Ben Tekir'im. 31 yaşımdayım, anneyim, eşim, ablayım, yavruyum, gelinim, bir iki hafta öncesine kadar öğrenciydim de :) Mecburen mecburiyetten öğretmenim -ama seviyorum işimi- bıraksalar senarist ve oyun yazarı olmak isterim. Kendimi severim ama çok kurcalarım kendimi, sorular sorarım, cevaplar almak isterim, bazen çok titiz, bazen çok dağınık olabilen bir balık kadınıyım.
Neden Blog Okuyorum?
Seviyorum, merak ediyorum. Bazı blogları çok seviyorum, hergün bakıyorum, Yeliz, Demet, Şendul, Özgür, Hülya, Sarıçizmeli, Ceviz, Ayşe ve listedeki tüm yazarlar.. Bazı blogları arada bir okuyup çok eğleniyorum, bazı blogları bir kere okuyup vazgeçiyorum. Sessizce okuduğum bazı bloglar var, çok ses çıkarttıklarım da :) Anne olunca blog okuma başka bir yere doğru gidiyor zati, deneyimleri paylaşma, sorulara cevaplar, empati vs... Kısaca seviyorum ulen... :))))
Ben Şendul'umu mimlemek istiyorum, en son yazdığında hamileliğimi yeni öğrenmiştim. Neredeyse bir yıldır yazmıyordu, geçen hafta aniden blog dünyasına geri döndü. Ne iyi etti. Yaz bakalım kardeş :)
4 Temmuz 2009 Cumartesi
Mim
Kullandığım Krem: Avene Trixera Creme Emolliente... (Benim gibi atopik ciltlilere şiddetle tavsiye)
En son okuduğum üç kitap: Özen Yula-Gizli Aşk Bu, Savaş Arslan-Melodram, Beliz Güçbilmez-Zaman, Zemin, Zuhur
Son aldığım üç ürün: Excipial Lipo krem, arkadaşım E.'nın oğlu Can'a şortlu takım, Salı pazarından kendime bir elbise :)
Seyrettiğim üç dizi: Lost (sabırsızlıkla bekliyorum), Chuck, CSI:NY, Kurtlar Vadisi (şaka tabii)...
İşte böyleeee...
:)