Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2010 Çarşamba

sarıçizmeli için

"Kitaplığınızın karşısına geçin.Gözlerinizi kapatın.Derin bir nefes alın.Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin.Şimdi gözlerinizi açın.Bir kitap seçmiş durumdasınız.O kitabı satın aldığınız, ya da hediye gelmiş de olabilir, anı hatırlamaya çalışın.İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın.Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin.Evet, ne güzel bir koku bu!55.sayfayı bulun.Sayfayı tekrar okuyun.Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın.Daha sonra siz de 3 arkadaşınıza cevaplaması için gönderin..." demiş Sarıçizmeli arkadaşım, akrostiş kraliçem :) geç olsun güç olmasın dedim. İşte...

kitaplığımızın önüne geçip gözlerimi kapadım, veeeee BRECHT DENEYSEL TİYATRO adlı kitabımıza denk geldim. Brecht, dünyanın en önemli tiyatro kuramcısı/yazar/yönetmenlerinden biri-idi... Alman tiyatrosunun şahane insanı, oyunlarına taptığım, kuramını anlamak için kaç tane kitap okuduğum Brecht. Ayrıca şairdir, bazı şiirlerinin de tadına doyum olmaz...

kitabın 55. sayfasında Anlaşmanın Önemi adlı bir oyundan bir bölüm var. Ama okuyunca pek de hoşuma gitmedi, oyunun bir bölümünü yazmak hele hele de o bölümünü yazmak pek eğlenceli değil. hımm bir numara yapıp başka bir kitap seçmiş gibi de yapabilirim ama bu dürüstlüğe sığmaz :) hem bu kadar yazıya da günah. bak sarıçizmelim, şöyle yapalım ben sana bir Brecht şiiri göndereyim. olur mu? olurrrr :)

Halkın Ekmeği

Bilin: Halkın ekmeğidir adalet.
bakarsınız bol olur bu ekmek,
bakarsınız kıt,
bakarsınız doyum olmaz tadına,
bakarsınız berbat.
Azaldı mı ekmek,başlar açlık,
bozuldumu tadı,başlar hoşnutsuzluk boy atmaya.

Bozuk adalet yeter artık!
Acemi ellerle yuğurulan,iyi pişirilmemiş adalet yeter!
Yeter katıksız,kara kabuklu adalet!
Dura dura bayatlayan adalet yeter!

Bolsa insanın önünde ekmek,lezzetliyse,
gözler öbür yiyeceklere yumulsada olur.
Ama her şey bollaşmaz ki birdenbire...
Bilirsiniz,nasıl bolluk doğurur ekmek:
Adaletin ekmeğiyle beslene beslene.

Ekmek her gün nasıl gerekliyse nasıl,
adalet de gerekli her gün,
hem o,günde bir çok kez gerekli.

Sabahtan akşama dek,iş yerinde,eğlencede,
hele çalışırken canla başla,
kederliyken, sevinçliyken,
halkın ihtiyacı var pişkin, bol ekmeğe,
günlük, has ekmeğine adaletin.

madem adaletin ekmeği bu kadar önemli,
onu kim pişirmeli, dostlar, söyleyin?

Öteki ekmeği kim pişiren?

Adaletin ekmeğini de
kendisi pişirmeli halkın,
gündelik ekmek gibi.

Bol,pişkin,verimli.


Bertolt Brecht

*şiir antoloji.com'dan alındı...

2 Kasım 2010 Salı

Yeliz'in mimleri

Yazsam yazsam ne yazsam derken Yeliz'in mimleri geldi. Hemen cevaplayalım :)

İlk soru; Ada için fazladan 10.000 TL olsaydı ne yapardın?

Şimdi soru Ada için diye başladığından cevabım direkt bankaya yatırırdım olacak. Bilenler bilir, ben para tutamam (Yeliz seninle ne kadar da zıtız :) Para biriktirmek gibi bir huyum hiç olmadı, sanırım para biriktirmek için çok param olması gerektiği gibi bir inancım vardı. Ada doğunca ona bir hesap açtık ve ufak ufak biriktirmeye başladık. Bu gelen on bini de o hesaba gönderirdim :) Para biriktirme ile ilgili olumsuz koşullanmalar da var ya hani "kötü gün parası" vs. Hayır, benim biriktirdiklerim "iyi gün parası" olacak, eğitim, seyahat için harcanacak o para :)

Haaa, bir de belki "10 bin peşin daire senin" kampanyasına da katılabilirdim :)
soruyu; Havadan 10.000 TL gelseydi ne yapardın? diye düzenlesek mesela cevabım; kedi tırmıkları yüzünden parça pinçik olmuş koltuklarımı değiştirirdim, yemek odası takımı alırdım, cep telefonumu değiştirirdim olurdu. Bilenler bilir ben alışverişi çooook severim :)

Para hayallerini bir kenara bırakalım ve gelelim ikinci mime. Ciddiyet lütfen! :)

Mimi Özgüranne başlatmış, Yeliz bana paslamış. Hadi bakalım;

1. Bir zamanlar "bebek günlükleri" vardı, sizce bloglar onların yerini aldı mı?

Evet. Kesinlikle. Ada için düzenlediğim iki küçük defterim de oldu. Süt, mama durumlarını yazdığım, kilo artışını not ettiğim ilk aylar defteri de denilebilir buna. Sonradan babasıyla birlikte ona hissettiklerimizi, güne dair önemli şeyleri not almaya başladık. İki küçük deftercik sonradan unutuldu. Blogumun Ada hakkında olan kısımlarını bir şekilde print etmeyi ve ona bir hatıra bırakmayı istiyorum ama. Bir de evlenirken kalın bir defter alıp misafirlerimizin bizim için bir kaç satır yazmalarını istemiştik, o defterin devamını Ada doğunca kullandık. 7 yıl sonra aynı insanlar, aynı deftere bu kez Ada için yazdılar. :)

2. Blog yazarlığı ebeveynlik tarzınızı etkiliyor mu? Nasıl?

Hımmm. Blog yazmak hiçbir şekilde etkilemiyor ama blogları okumak, başka annelerin tecrübelerini izlemek beni pozitif anlamda etkiliyor. Fakat bu, "hımmm X anne böyle yapmış ben de öyle yapayım" şeklinde değil de, "X annenin de böyle bir sorunu vardı, ne yapmış acaba" şeklinde gerçekleşiyor.

3. Anne-baba-çocuk blogları blog dünyasını etkiliyor mu? Nasıl?

Blog dünyasında epey bir yer tuttukları kesin ama "blog dünyası" nasıl bir şey bilmiyorum. Ama reklam verenleri veya bebek ürünleri satanları etkilediği kesin.

4. Çocuk büyütmekle ilgili olarak, bloglar olmasaydı kesinlikle farklı davranırdım dediğiniz bir şey var mı?

Okuduğum kitaplar, ilk günlerdeki süt çaresizliğim ve bazen de oyuncak seçimi konusunda ciddi fikir sahibi oldum bloglar konusunda. Özellikle süt konusunu bloglar olmasaydı belki de daha acı yaşayabilirdim. Zira süt mafyası her yerdeydi o günlerde :)

5. Anne baba olmak meslek mi yoksa üstlendiğiniz toplumsal rollerden biri mi?

Bir meslek değil, çünkü insan mesleğinden vazgeçebilir bir gün. Toplumsal rol konusuna kısmen katılıyorum, anne olmak diye bir şey var, bir başkasının gözünde anne olmak. İşte bu anne olmak, öğretmen olmak, sanatçı olmak gibi bir şey. Toplumun yüklediği bazı anlamlar var, bazı davranış kalıpları var. O kalıplara da zaman zaman giriyor insan. Benim için annelik harika bir deneyim, her gün yeniden ve yeniden başlıyor.

6. Anne baba çocuk blogları babaları nasıl etkiliyor?

Ada'nın babası da blog okur. Epey etkili oluyor. Özellikle ilk 12 ay, gelişimi, kilo alımı gibi konularda epey araştırmacı bir kişilik sergilemişti babamız :)

7. Bloglar yolu ile gerçekleşen bilgi ve deneyim aktarımı büyükanne-büyükbabaların bilgi ve deneyimlerini değersizleştiriyor mu?

Hem evet, hem de hayır. Örneğin annem bebek bakımı konusunda çok tecrübelidir, ancak onun da benden öğrendiği şeyler oldu. Tamamen değersizleştirmedi ama onların da yenilenmesine yardım etti bence.

8. Anne baba çocuk blogları söz konusu olduğunda blog yazmayı daha ne kadar sürdürmeyi düşünüyorsunuz?

Ada'dan önce de blog yazıyordum. Kendim için, öylesine. Okuyucum yoktu. Kendime ait bir alandı. Ada'ya dair ilk bilgi 20 haftalıkken yazılmış "hamileyim" notu ile başladı. Hamileliğimde de çok az şey yazdım. Ada doğunca blog zamanla çocuk blogu gibi bir şekil aldı. Gündemde o vardı çünkü, bazen Ada ile ilgili bazen kendimle ilgili şeyler yazıyorum şimdilerde. Daha ne kadar yazarım? Kafamda bir süre belirlemedim, düzenli-tertipli bir şekilde yazmadığım, sürekli bir okuyucuya aynı şekilde seslenmediğim için yıllarca yazarım diyorum. Diğer şekil, hani köşe yazarlığı gibi olan, sürekli güncellenen, sürekli okuyucu kitlesi olan blogları çok seviyorum, çok okuyorum ama ben yapmıyorum.

9. Yazdığınız blog kapansa veya kapatılsa blog yoluyla kurduğunuz sosyal ilişkiler devam eder mi?

Evet eder. Mail veya telefon yoluyla da olsa eder. Bloglardan tanıdığım, tanıştığım arkadaşlarımı çok seviyorum. Çok sık görüşemesek de, orda bir bloger var uzaktaaaaa :)

27 Ocak 2010 Çarşamba

mim ve ödül


Anne yazar bize ödül vermiş, çok teşekkür ederiz kendisine :) dostluk çiçeği ödülü hem de... süper, çok sevindim... Yeliz mimlemiş, hakkımda 7 bilinmeyen. Tamamdır. Özgür demiş ki, çantanızda neler var. Hadi başlayalım...

Hakkımda 7 bilinmeyen şey;

1. Kafama takılan bir şeyi; örneğin, bir sorunun cevabını, kaybolmuş bir küpeyi, yıllar önce okunan bir kitabı bulmadan rahat edemem.
2. Kendimi bazen çok romantik, bazen çok realist, bazen çok cesur bazen çok korkak hissederim. Ortalama bir şey yoktur bende, hep iki uç arasında gezinirim (balık burcuyum malumunuz)
3. Dvd'de izlediğim filmlerin hemen hepsinin sonunu seyredemeden uyuyakalırım, ertesi sabah kahvaltıda izlerim geri kalanı. Evde misafir varken bile değişmez bu, tekir hadi film bitti diye uyandırırlar :) Geçen akşam Kırık Kucaklaşmalar'ı seyrettik, durum değişmedi.
4. Kahvaltı demişken, en sevdiğim öğün kahvaltıdır, onun dışında yemesem de olur, hatta hap çıksa da mutfak işleri bitse diyenlerdenim.
5. Birgün yazdığım bir oyunun sahneleneceğini göreceğime inanarak yaşamaktayım.
6. Orhan Gencebay'ı da severim, İdil Biret'i de. Hatta Gülben Ergen'i de severim (Hülya ve Sarıçizmeli sözüm size :))
7. En sevdiğim sayı 9'dur :)

Hiç düşünmeden aklıma ilk gelenleri yazdım :) Şimdi gelelim çanta konusuna;

Ada için özel bir çanta almadım, eski bir siyah sırt çantası bir anda Ada'nın çantası oluverdi, o bebek çantalarına da nedendir bilinmez gıcık oluyorum, hatta şu anne-bebek alışveriş çılgınlığında herşeyi severim de bir o çantalara gıcığım hele de ayıcıklı çiçekli felan olanlara... Neyse, bizim sırt çantamızda her an bulunanlar;

1. Bebek bezi
2. Islak-kuru mendil
3. Pürel (domuz gribinden önce de kullanmaktaydım)
4. Giysi
5. Mama-biberon-su-emzik seti :)
6. Oyuncak
7. Kitap

bazen de;
1. Ateşölçer (huysuzsa felan her an yanımızda bulunsun diyerek)
2. Örtü çeşitleri (ter için, örtmek için, altına sermek için)
3. Sağlık karnesi

Benim kendi çantamda;
1. Kocaman bir cüzdan (içinde para olmaz genellikle)
2. Kocaman bir ajanda
3. Günlük
4. Kitap
5. Okul ajandam
6. Makyaj çantam (krem çeşitleri; el yüz dudak vs...)
7. Portakal-elma-mandalina (yendikten sonra da kabukları)
8. Bolca fiş, fatura, kredi kartı fişi
9. Kalemkutum

Hakkımda bilinmeyen 7 şeye ek: En sevdiğim şeylerden biri ayda bir iki defa çantamı düzenlemek, çöpleri ayıklamak, küpe toka ve benzeri ıvır zıvırları yerlerine koymaktır. Hani Amelie filminde Amelie'nin annesi gibi :)

Ben de dostluk ödülünü, yandaki listemdeki herkese veriyorum. Hatta verdim gitti :)

2 Aralık 2009 Çarşamba

Mim- Çocukluk...

Sevgili arkadaşım Özgüranne mimledi :) Buyrun;



1. Sizi mimleyen kişiye link veriyorsunuz mutlaka, ki, akışı bozmayalım...

Tamamdır... :)



2. Çocukluğunuzda anne ve babanızla (ya da aile büyükleriyle) yapmış olduğunuz ve sizi siz yapan şeylere katkısı olan bir olay, bir aktivite, bir eylem... Ve hangi yönünüze katkıda bulunduğu... (Tekrarlanabilir olması tercih sebebi)

Zor bir soruymuş... Hımmm (epey düşündükten sonra) sanırım soru soran bir çocuktum, yani ben kendimi öyle hatırlıyorum. Gözlemci, hayalci ve soru soran bir çocuktum. Annem ve babamın sorularıma usanmadan verdikleri yanıtlar beni ben yapan şeylerden biridir diye düşünmekteyim. Bir de aşırı kitap okumam... Abartmıyorum, hayatımın bir dönemi sadece ve sadece kitap okumakla geçti, bir yere gittik misafirliğe diyelim, soluğu kütüphanelerinde alırdım, kitap yoksa gazete veya ansiklopedi. Deli gibi okurdum, okullar açılınca çok sevinirdim, aldığımız ders kitaplarını bir gecede okur bitirirdim... Sonra kitap okumalarım azaldı ya da normale döndü :)


3. Çocukken oynamayı en çok sevdiğiniz oyun ve oyun aparatı?

İp atlamak. En çok onu severdim, aslında atladığımız ip değildi, lastikti. Geçen gece lastik atlama sırasında söylenen tekerlemeyi düşündüm, bir türlü bulamadım. Hatırlayan varsa yazsın lütfen... İki türlü lastik atlanırdı, birinin adı Almanlar'mıydı neydi? Gerçekten hatırlayamıyorum... Basit bir lastik parçasının beden eğitimize kattığı yarar acaipti :)


4. Sokakta oynar mıydınız?

Üfff hem de ne biçim. Hayatım sokakta geçerdi. Altıntepe'de çok şahane komşularla dolu bahçeli evlerde büyüdüm. Ev benim için bahçe ve sokak demekti. Süper arkadaşlar, şahane ağaçlar, bol hareket, bol oyun... Şimdi Ada için çok üzülüyorum, sokak ve bahçe bilmeden büyüyecek. El birliği ile müteahhitlere verilen, kat karşılığı gelecek garantilenen bir dünya var artık... Sanırım en son ortaokuldayken oturduğumuz evin sahibi evi yıktırdı... Sonra biz de apartman çocuğu olduk, yine de annem apartmana bile bir bahçe yaratmayı başardı :)


5. Çocukluğunuz ve ilk gençliğinizle ilgili keşke farklı olsaydı dediğiniz bir durum/olay...

İlkokul öğretmenimin daha sevimli ve anlayışlı olması olabilir. Sayesinde matematikle küstüm ve bir daha asla barışmadım :(


6. Çocukluk ve ilk gençlikle ilgili iyi ki böyle olmuş dediğiniz bir olay...

İlkokul 1. sınıftayken beni okuldan almaya gelen anneme "anneeeee, tüm arkadaşlarımın annesi kardeşleriyle geliyor, sen tek geliyorsunnnn, ben de kardeş isteriiiimmmm" diye tutturdum... Kısa zamanda sonuç aldık :) Sevgili cadım doğdu :)


7. Varsa çocukluk dönemine dair bugünü etkileyen bir olay, anı...

Yine ilkokuldayız (amanın ne önemliymiş bu ilkokul yahu :)) sene sonu gösterileri geldi çattı. Oyunda prenses yok ama kelebek var. Ve ben kelebek olmak istiyorum. Ancak kelebek rolü annesi okul annesi olan - böyle bir kavram vardı- sarışın M.ye verildi... Hadi bakalım... Çok sinir olmuştum... Ben de Türkmen kızı oldum. Türküsü bile vardı, "türkmen kızı, türkmen kızı, sen allar giy ben kırmızı...". Yıllar yıllar sonra M. sarışın bir hatun olmaya devam etti, kelebek olamayan fakir ama gururlu kızsa tiyatro okudu, sahneye çıktı, oyunlar yazdı yönetti... Şimdi benim öğrencilerle en çok dikkat ettiğim şey herkesin kelebek olabilmesi :)))


Bir mimin daha sonuna geldik.
Gökten üç elma düştü, biri YENİANNE'nin, biri EREN SEREN VE DİĞERLERİ'nin, biri de YENİ BİR HAYATA BAŞLARKEN'in başına kondu :)
teşekkürler Özgür'cüm...

5 Kasım 2009 Perşembe

güzel kokular mimi :)

Yenianneciğim mimledi. Hayatımızdaki 5 önemli kokuyu yazacağız. Güzel konu :) Bir mekanın, bir insanın kokusu benim için önemli. Nerden başlasak, nasıl anlatsak? 5 tane ile sınırlandıramayacağım kadar çok şey var, bir numara çekiyorum veeee;

1. İnsanlar: Ada'nın, Annemin, Babamın (babam pastacıdır ve her daim üzerinde pembe bir krema kokusu olur ve ben bu kokuyu çok severim), Sevgilinin, Kardeşimin, Sezar'ın, Anneannemin kokuları...

2. Mekanlar: Evimin, anne evimin, anneanne evimin, babaannemizin evinin, kuzenimin evinin, sınıfımın, Bozcaada'nın kokuları...

3. Çocukluk: İlkokuldaki arılı pembe silgimin, kurşunkalemlerimin, kalem kutumun, barbi bebeklerimin, okul çantamın kokuları...

4. Yiyecek&İçecek: Fırından yeni çıkmış poğaçanın, taze çayın, sert kahvenin, limonun, çileğin (gerçek tarla çileğinin nasıl koktuğunu tahmin edemezsiniz) kokuları...

5. Eşyalar: Ada'nın tüm giysilerinin, oyuncaklarının, kitaplarımın (ilk işim koklamaktır kitapları) kokuları...

diyerek konuyu bağlıyorum :)

Ben de Allımorlu'yu mimledim gitti :)))

19 Ekim 2009 Pazartesi

Bloguna neden bu ismi verdin? Mimi

Sevgili arkadaşım Özgüranne mimlemiş bizi.
E, buyrun bakali;

Bloguna neden bu ismi verdin?
Yiğit Özgür'ün bir karikatüründe görmüştüm Birinci Tekir Şahıs sözcüğünü... Sanki beni anlatıyordu. Tekil ve Tekir halime çok uyacağını düşünmüş olacağım ki bloguma bu ismi verdim. Birinci Tekil Şahıs olan BEN, Birinci Tekir Şahıs olan Ben'le... Üstelik böyle kelime oyunlarını, harf değişimleriyle meydana gelen değişiklikleri de çok severim... Bu blog öncesi başka blog denemelerim de olmuştu, hepsi de tekirli, kedili, mırmırlı isimlerdi. Başlamadan bitti onlar, bir türlü olmadı. Birinci Tekir oldu ve devam etti. Adımı seviyorum :) miywwww...
Ama yeni bir blogum olsa adını üçnokta koyardım. Beni anlatan bir şey de üç nokta sanırım... ucnokta.blogspot.com (hımmm, bakınız şimdi de güzel oldu, üçnokta ucnokta oldu ki üç noktanın yokluğu - ü ve ç- yine yeni bir anlam kazandırdı)

Bloguna yazarken star tribiyle olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
Genellikle gece yazıyorum bloguma. Ada'nın uyumuş olması gerekiyor, en önemlisi bu sanırım... Fotoğraf şöyle; yanıbaşımda telsiz, hemen karşı bilgisayarda ise sevgili eşim oturuyor, Oti masanın bir kenarında yayılmış Sezar'da babasının kucağında :) (mesela şimdiki gibi) Gündüz genellikle okumaya çalışıyorum, yazmaya pek vakit olmuyor... Ah bir Adaçayı olsa şimdi... Genellikle çay veya bitki çayı içiyorum yazarken...

En son satın aldığın garip şey nedir?
Hımmm, çok zorlandım bu soruda. Garip derken... Hımmm... Hah! misal bugün sebze-meyve filesi aldım Ada kuşuma. İlginç bir buluşmuş, bravo. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi benim. Garip değil ama ilginç :)

Şeker gibi olduğun anlar?
Ada'nın karnı tok, sırtı pek olduğunda, bana güldüğünde, mamasını iştahla yediğinde, sevgilinin oyunu olmadığı haftasonlarında, nice zamandır beklediğim kitabı okumaya başladığımda, yeni bir cici aldığımda, sokakta birilerinin kedilere köpeklere yemek verdiğini gördüğümde, evin tertemiz olduğu günlerde, sevdiğim bir insanla hem konuşup hem yemek yediğimde, iyi bir oyundan çıktığımda...

Arkadaşım, artık sormayın dediğin şeyler?
Aha! Bakınız bu konuda çok dertliyim. Şu sorulara gıcık oluyorum;
Ne zaman kilo vereceksin?
Süte devam mı?
Neden sütün az?
Neden erken doğdu?
İsmi neden Ada?

ayrıca;
sütverirkenkiloverilmez'cilerle asılsütverilirkenkiloverilir'ciler arasında sıkıştım kaldım. Bu gıcık durumu da belirtmeden geçemiycimmmm :)

Aynaya bakınca gördüğün?
sevdiğim biri :)

Kendini okutan blog dediğin?
Samimi. Höt höt olmayan, ahkam kesmeyen, deneyimlerini paylaşan, değişik ve ilginç olmaya çalışmayan, imla kurallarına dikkat eden blogları okumayı severim en çok... Aslında herkes dilediği gibi takılsın, dilediğini yazsın taraftarıyım, beğenmezsek okumayız olur biter.

Bu blog sahibi-sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?
Kadıköy'deki sokaklar, kitapçılar, kırtasiyeler, çay bahçeleri, sahaflar...

Ben deeeeee...

Şendul
Sacred Geometry of Chance
Ceviz'in Serzenişleri
Günlerden Bugün
Bizden Haberler
Günün Çorbası
Naze
Akın
Yeni Bir Hayata Başlarken
ve
Hakan Uygun Yazıyor'u mimledim. (kişisel diyordun ya hani :)

* aslında yazacak başka konular da var, geçen hafta, buluşma, kuaför maceram, Ada'nın son iki gündür uykularındaki düzensizlikler, iş, Hakiki Gala oyunu felan... Hepsini yazmaya niyet ettim ama beceremedim. Buraya not düşeyim de unutmayayım, hah bir post konusu da unutmak olsun, unutmamalı...

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Mim-esis :)


Özgür mimlemiş. Hakkımda 7 ilginç şey yazacakmışım... Düşündüm epey, sevgiliye sordum, pek ilginç bir insan olmadığıma karar verdik :) Aklıma gelenleri yazayım;

1. Bayat bisküvi severim. Bisküvilerin paketlerini açar, bir kaç gün sonra yerim. Bu sevgim çocukluğumdan kalmış olmalı, eskiden bakkallarda kutuların içinde satılırdı bisküviler hatırlar mısınız? İşte onlar hep bayat olurdu ya, oradan kalmış olmalı bu sevgi. (Bu arada bu mimde mimlenenler hemen çocukluklarına dönüyorlar, ben de dahil. Bu işte bir iş var :))

2. Gözlüklü bir insanım. (çok ilginç değil mi?) he heee, yok ilginç olan şu; bir dönem -üniversite yıllarında- sokakta satılan bir model güneş gözlüğünün hemen hemen tüm renklerini almış, cam taktırmıştım. Aynı modelin değişik renklerinde bir sürü gözlüğüm olmuştu, mavi, yeşil, siyah, kahverengi, şeffaf... Gözlük de böyle kelebek gibi 60 lar model çok cici bir şeydi. Şimdi de üç gözlüğüm var, değiştire değiştire takıyorum, bir tane daha alasım var, seviyorum ne yapayım :)

3. İki şeye verilen paraya acımam. Çanta ve kitap. Deli bir çanta koleksiyonum var. Büyük bir kısmı Sezar tarafından sapları yenmek suretiyle kullanılamaz durumda ama...

4. Sezar demişken, Sezar'ın ilginç bir özelliği var onu yazayım; Sezar ip yerdi. Bildiğiniz ip. İpli şeyler de dahil, çok minikken sırt çantamın kalın halat gibi ipini yedi, ameliyat edilmek üzere bayıltılınca kustu ipi, sonracığıma bir süre sonra da lastik tokamı yedi, onu da kaka yapmak sureti ile çıkarttı. Otçul ve etçil hayvanlardan sonra ipçil bir hayvan yetiştirerek zooloji bilimine süper bir katkı sağladım. ( Sezar sonradan bu alışkanlığını bıraktı ama hala çok dikkatliyiz, yine de yumuşak bir şey bulduğunda affetmez kemirir, çanta sapı ilk sıradaki tercihidir)

5. Yeni biriyle tanışınca onu eskiden tanıdığım başka birine benzetme huyum vardır.

6. Yine çocukken TRT1 de yayınlanan buz pateni yarışmalarını izler, ayağıma naylon poşet dolayarak halının üzerinde kayardım. Buz pisti felan yoktu tabii, şimdilerde de korkudan gidemiyorum. Buzda Dans yarışmasını hayranlıkla izledim sonra, nasıl yapıyorlar koca koca adamlar, kadınlar, demek ki ben de yapabilirim diye diye :)

7. Pek çok blog sahibesinin aksine temizliği çok severim. İnatçı lekeler uzmanlık alanımdır :) Hamileliğime kadar büyükçe sayılacak evimizi ben temizledim. Süpürmek, silmek, toz almak tüm bunları yaparken evin şeklini değiştirmek gibi eğlencelerim vardı. Hamileliğimle birlikte hala devam eden bir yardımcımız var ama yine de temizlik yapmak zorunda kalıyorum sıklıkla (malum kediler felan) çok severek, içim ferahlayarak yaparım temizliği, benim için boş alan yaratır, süpürürken arınırım, bolca düşünürüm, kararlar alırım felan... Ama ütü ve yemek konusuna gelirsek, hayırrrrr diyeyim siz gerisini anlayın...

İşte böyle...
Bir mimin daha sonuna geldik... :)

Ben de;

Şendul, Sarıçizmeli, Naze, Ceviz, Demet, g.g., İlknur ve Akınpaşayı mimledim.

12 Temmuz 2009 Pazar

Nasıl Bir Blogcuyum?

Nası bir blogcusunuz mimi vardı, Özgür, Özlem ve Yeliz yazdı ne iyi, ne güzel... Ben de yazayım dedim...

Nasıl Başladım?
Bilmem... Kuzenimin blogu vardı, ben de kedilerle ilgili bir blog tutmak istedim. Bir kaç denemem oldu, yazmadım vazgeçtim. Sonra bir gün canım sıkıldı ve bu blogu tutmaya başladım. Amacım kendimden bahsettiğim kadar, kedilerden ve kedi bakımından bahsetmekti, şimdi bakıyorum da amacımdan bayağı bir sapmışım :) Ada doğunca bir anda anne blogu oldu Birinci Tekir Şahıs :) Niyet neydi akıbet ne oldu bakkk...

Neden Yazıyorum?
Unutmamak için. Uzun bir süre günlük tuttum, şimdilerde de küçük notlar alıyorum bir deftere. Yıllar sonra o defterleri okumak güzel oluyor. Buraya da unutmamak için yazıyorum. Yazdığım şeyleri unutmuyorum, yani geri dönüp okumaya gerek bile kalmıyor :) Bir de hani dil düşünceyi belirler diye bir görüş vardır ya, ben çok katılıyorum, yazı da düşünceyi belirliyor. Bazen öyle düşünmediğimi sandığım şeyleri yazarken bir bakıyorum başka bir yerdeyim. Üniversite yıllarından beridir sürekli yazı yazıyorum, bu yazılar genellikle inceleme vs. oluyor, sürekli kanıt gösterme ve ispat çabası dışında da özgürce birşeyler yazmaktan hoşlanıyorum. Bir de tembelim. Tembelliğimi aşmak için yazıyorum. Geçen gün bir arkadaşım Ada ile ilgili bir defter tutup tutmadığımı sordu, blog var dedim. Yok dedi, beğenmedi. Düşündüm, doğru... Teknoloji gerek burayı okumak için, oysa bir defter olsa daha dolayımsız, el yazısı, eskimek... Bir defter alıp oraya da yazmaya karar verdim, Ada'ya hitap ederek...

Yazmaya Zamanım Var mı?
Bazen var, bazen yok. Mesela hamileliğimde hemen hiç vaktim yoktu, daha çok okumuştum, az da olsa yazmıştım. Hamilelikte yaşananları yazmadım, nedeni hakkında hiçbir fikrim yok, canım istemedi, son dönemler zaten çok yoğundu, sonra erken doğum...
Şimdi, sevgili evde. Zaten biz Ada'yı birlikte büyütüyoruz, o yüzden birazcık daha fazla zamanım oluyor... Buna rağmen bazı gün bolca okuyup yazıyorum, bazen sadece okuyorum, bazen hiç açamıyorum bilgisayarı.

İddaalı mıyım?
Asla! Hatta blogum google aramalarına bilem kapalı. Ben öylesine, kendim için yazmaya başlamıştım, sonra bir iki dostuma, kuzenime felan söyledim, sonra yorum bırakınca başka insanlar da bana yazmaya başladı. Memnunum çok :) Çok okunayım, çok sevileyim diye bir iddaam yok ama buradan tanıdığım insanları çok seviyorum. Yorum bırakılınca mutlu oluyorum. Dünya denen köyü ekledim ve gördüm ki, başka başka ülkelerden insanlar da okuyor, sevindim :) Bir yandan da okunmanın verdiği bir ağırlık var, sorumluluk duygusu gibi bir şey. Farkında olmadan bir sansür... Ama sansür ilk başta da vardı, kendime yazarken de.

Neden Birinci Tekir Şahıs?
Kedileri sevdiğimden elbet :)

Ben Kimim?
Ben Tekir'im. 31 yaşımdayım, anneyim, eşim, ablayım, yavruyum, gelinim, bir iki hafta öncesine kadar öğrenciydim de :) Mecburen mecburiyetten öğretmenim -ama seviyorum işimi- bıraksalar senarist ve oyun yazarı olmak isterim. Kendimi severim ama çok kurcalarım kendimi, sorular sorarım, cevaplar almak isterim, bazen çok titiz, bazen çok dağınık olabilen bir balık kadınıyım.

Neden Blog Okuyorum?
Seviyorum, merak ediyorum. Bazı blogları çok seviyorum, hergün bakıyorum, Yeliz, Demet, Şendul, Özgür, Hülya, Sarıçizmeli, Ceviz, Ayşe ve listedeki tüm yazarlar.. Bazı blogları arada bir okuyup çok eğleniyorum, bazı blogları bir kere okuyup vazgeçiyorum. Sessizce okuduğum bazı bloglar var, çok ses çıkarttıklarım da :) Anne olunca blog okuma başka bir yere doğru gidiyor zati, deneyimleri paylaşma, sorulara cevaplar, empati vs... Kısaca seviyorum ulen... :))))

Ben Şendul'umu mimlemek istiyorum, en son yazdığında hamileliğimi yeni öğrenmiştim. Neredeyse bir yıldır yazmıyordu, geçen hafta aniden blog dünyasına geri döndü. Ne iyi etti. Yaz bakalım kardeş :)

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Mim

Yeliz mimlemiş, teşekkür ederim...:))))

Kullandığım Parfüm: Şimdi bu parfüm konusu içimde bir yaradır. Hayatımın parfümünü hala bulamadım, sorun parfümden çok hoşlanmamam galiba :) Hamilelik döneminden beridir hiç bir şey kullanmıyorum ama öncesinde en son aldığım ve kullandığım ürün Dior Addict.

Kullandığım Krem: Avene Trixera Creme Emolliente... (Benim gibi atopik ciltlilere şiddetle tavsiye)

En son okuduğum üç kitap: Özen Yula-Gizli Aşk Bu, Savaş Arslan-Melodram, Beliz Güçbilmez-Zaman, Zemin, Zuhur

Son aldığım üç ürün: Excipial Lipo krem, arkadaşım E.'nın oğlu Can'a şortlu takım, Salı pazarından kendime bir elbise :)

Seyrettiğim üç dizi: Lost (sabırsızlıkla bekliyorum), Chuck, CSI:NY, Kurtlar Vadisi (şaka tabii)...

İşte böyleeee...

:)

10 Haziran 2009 Çarşamba

Mim/Bebek Alışverişi :)

Ennnnnnn sevdiğim şey, yani alışveriş konusunda Özgür Anne mimlemiş bizi. :) Bebeklere ne aldık, ne almadık, nerden aldık, nasıl aldık yazalım bakalım... Havamız değişsin biraz :) İşe başladık ya, paraların nerelere gittiğini bir dökelim meydana :)
Hamile olduğumu öğrendiğim andan şu ana kadar Ada'ya çok şeyler aldım, almaktayım. Seviyorum ne yapayım :))))
Gelelim kullandığımız ve memnun olduğumuz markalara, en sevdiklerimizi en başa yazalım;
Mothercare; Ada'nın çoğu bodysini, tulumunu buradan aldım. Özellikle kendinden eldivenli tulumlarına bayıldım, çok severek kullandım. Şimdilerde tişört-şort takımlarını uzun-kısa kollu bodylerini kullanıyoruz, çok beğeniyoruz. Yıkama sonrası bir problem olmadı. En çok kombine edebilme özelliğini seviyorum. Sezon renkleri birbirine çok uyumlu, benim aldıklarımla hediye gelenleri uyumla giydiriyoruz :)
Chicco; Tulum, zıbın, battaniye gibi bir kaç parça şey almıştım. Zıbınları çok çok iyi. Tulumlarını kısa ve geniş ama aynı oranda sevimli bulduğumdan tepe tepe kullandık. Çok fazla şey almadım çünkü sevgili arkadaşım B. oğlu Poseidon'un neredeyse tüm kıyafetlerini Chicco'dan alıyor, eh Posido büyürken küçükleri Ada kuşa geliyor... İkinci çocuğu da giydirdiğine göre oldukça dayanıklı ancak renkleri çabuk soluyor :(
Zara; Hala ve Babaannenin favori markası. İndirimde çok şeyler aldık :) 6-9 aylık kıyafetlerinin neredeyse tamamını Zara'nın indiriminde temin ettik. Dolayısı ile henüz kullanamadık :)
Benetton; Çok cici şeyler bulabiliyorum. Bir kot pantolon aldım mesela, süper :) İndirimde fiyatlar bayağı iniyor. Kadıköy'deki eski mağaza kapanırken ellerinde ne varsa satmaya çalıştılar, geçen ay bir çizme almış Babaannemiz 15 tl'ye :)
Debenhams; Tulumları-salopet ve tişörtleri çok şirin. Çok severek giyiyoruz. Büyük yaşlar için daha çok şey var ama 0-12 ay da fena değil.
Sevi Bebe; Pamukluları harika, ancak "Confidence in textiles" amblemi olacak ki yumuşacık olacak.
Salı Pazarı; H&M ve Disney satan bir tezgah bulmuş oradan bir sürü parça almıştım. Çok severek giydiriyorum.
Peros; Kadıköy'deki Peros çok sık uğradığım bir yer. İhraç fazlası ürünleri satıyor. Çok iyi şeyler de var, sık sık uğramak lazım.
Bütün bunların dışında Panço,İrem Bebe, Kanz gibi mağazalardan hediyeler geldi, henüz kullanamadık. Zaten bazı parçalar geldiklerinde küçük veya mevsimi geçmiş bir haldelerdi :) İkinciye artık :)))
Ben genel olarak pamuklu, rahat ve şirin şeyler tercih ediyorum. En sevmediğim şey çocukların büyükler gibi şatafatlı, parıltılı veya abartılı giydirilmeleri. Üniversitedeyken N.Postman'ın "Çocukluğun Yok Oluşu" adlı kitabını okumuştum, "Çocukların büyükler gibi giydirildiği, büyükler gibi oyuncaklar edindikleri sürece çocukluklarının yavaş yavaş yok olacağını" savunuyordu, bence son derece haklı.
İşte böyleeeee...
Ben de 33+5 kardeşliğinden Sarıçizmeli'yi, Kuzey Tan'ı, Naze kızımı ve Akın Paşa'yı mimledim bakalım. :)