25 Temmuz 2009 Cumartesi

Ada Ada'da

Ada sonunda Bozcaada'da...

Bugün üçüncü günümüz, sokaklar, evler, insanlar, sohbetler, kokular geçen sene bıraktığımız gibi. Bir biz değişiğiz. İki gitmiştik üç geldik :)

Henüz denize gidemedik, bakalım bugün akşamüstü bir gideceğiz. Ada kalabalık, Ada'nın Rum sakinlerinin festivalleri var, İstanbul'dan da haftasonu için kaçanlar var, Ada tatiline gelenler var... Var, var, var...

Bakalım ilk deniz maceramız nasıl sonuçlanacak?

Çok heyecanlıyız çok :)

21 Temmuz 2009 Salı

Günün çorbası

Başlığını Yeliz'den çaldım :)

İlk çorbamızı yaptık, yedik.
Tarihe geçmesi bakımından not düşelim.
Bir minik patates ve havucu minik doğrayıp az suyla haşladım. Çatalla ezdim, süzgeçten geçirdim. Püremsi bir kıvam elde ettim. Bir tatlı kaşığı zeytinyağı ekledim. Sonra...
Sonra Ada bey çorbayı hüpletti. Üç beş kaşık alması gerekiyormuş, on kaşığı buldu sanırım :) Sevdi mi? Ne sevdi ne de sevmedi... Şaşırdı, bir iki yerde ağladı ama yedi :)
Sonra avazı çıktığı kadar bağırmaya başlayınca vermedik :)
Sanırım doydu.
Üstüne de biraz emdi.
Ohhh yarasın Ada'ma :)

tatile gidiyoruz :)

Yarın yolcuyuz :)

Annem de bizimle geliyor, önce Balıkesirdeki teyzelerime, sonra Çanakkale'ye, anneanneme köye uğrayacağız. Dalından meyveler, domatesler, mısırlar toplamayı, ağaçlara tırmanıp, tarlalarda gezmeyi planlıyorum :)

Sonra da Ada'yı Bozcaada ile tanıştıracağız :)

Bekle bizi Ada, ADA geliyorrrrr :)

ps. Ada'dan online oluruz :)

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Merhaba 4. ay ve yenilikler

Doktora gittik bugün. Kilo alışımız geçen aya göre az ama idare eder, boyumuz uzunca :) Epeydir devam eden iştah sorunumuzu doktor pek önemsemedi. Olur böyle vakalar dedi. Aptamil 2'ye geçiyoruz artık ve bomba; çorba ve yoğurt da yiyecek Ada... Anne sütü az, daha çok mama ağırlıklı beslendiğinden erkenden başlıyoruz. Çok heyecanlıyız çok. Yarın ilk çorbamız pişecek bakalım. Yoğurt yapmayı bilmiyorum ama yarın annem gelecek o öğretir :) Yoğurt makinası mı alsam acaba? Bir deneyelim bakalım, becerirsek, tadı güzel olursa almayız. Bir de genel yorumlara bakalım, tavsiye ediliyorsa alırız, gereksiz bir detaysa almayız.
3 saatlik mama düzenine devam, 4 saat aralığına geçebiliriz ama bir haftadır bakıyoruz, deniyoruz yok daha Ada'cım 4 saat aralığına hazır değil. Doktor aceleye gerek yok dedi zati.
Bayıldığımız kayısının yanı sıra artık şeftali de yiyebilecek Ada, bakalım kayısı kadar beğenecek mi, gönlüm kayısıdan yana besin değeri daha yüksek çünkü, yarın şeftali ve kayısıyı birlikte deneyeceğiz.
Aşı olduk yine ve her zamanki gibi akşamüstü ateşlendi Ada kuşum :( Yarın sabaha birşeyi kalmaz umarım.
Muayene sırasında çok ağladı Ada. İlk kez bu kadar ağladığından doktor da şaşırdı, hayırdır ne oluyoruz diye... Aç olmasıydı bütün sorun :) Çıkınca hastanenin emzirme odasında doyurduk da rahatladı yavru. Emzirme odasında ikea bir koltuk vardı zaten aylardır gidip gelip beğenirdim koltuğu, bugün baktım epey rahat, emzirme ve mama vermek için ideal. Tatil dönüşü Ada odasına yerleşecek, böyle bir koltuk lazım olacak, almak şart :)
Çorba ve yoğurt konusu kalbimin daha hızlı atmasına sebep oluyor. Büyüyor. Koca Ada'm oluyor...
Bütün bebekler sağlıkla büyüsün. Tek isteğim bu...

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Kedilere, köpeklere, kuşlara su verelim...


Ne sıcak bir gündü!
İstanbul yanıyor adeta.
Buzdolabının yanından ayrılamıyorum. Bolca su içiyorum.
Peki ya kediler, köpekler, kuşlar?
Bu kurak havada onlar nereden su bulacaklar?
Biz yardım edeceğiz. Bir yoğurt kabına hergün tazeleyerek koyacağınız su pek çok hayvanın hayatını kurtarabilir. Sokaklarda görüp pek çok insanın "uyuz" bulduğu bir deri bir kemik kedişlerin bir çoğu su kaybı yüzünden ölüyor. Tıpkı bizim gibi hayvanlarında suya ihtiyaçları var. Her gün bir kap su.
Apartmanın önüne, balkona...
İnsanlar devirse de ne bu canım deyip gülse de her gün bir kap su...

17 Temmuz 2009 Cuma

anne evi

Anne evi gibisi yok bunu bilir bunu söylerim. Bugün kahvaltıyla başlayan güzel bir gün geçirdik annemlerde. Anneannesi Ada kuşu görmeye çok sık gelemiyor, haftada bir ancak, haliyle doyamıyor. Bugün uzun uzun vakit geçirdiler, Ada gülücükler attı anneanne ve dedesine. Uzun uzun aguuu gugu diyerek konuştu onlarla :) Neler anlattı kimbilir. Unutmadan dün Ada ilk anlamlı sözcüğünü söyledi; bambu! Artık bebe dilinde nasıl bir anlamı varsa... :)

Annem ve babam yine şahane yemek yaptılar bize, annemlerin ekmeğinin tadı bile değişik geliyor, nasıl anlatsam sanki dünyanın en güzel ekmeği onların aldığı :) Hani reklamda anne eli değmiş gibi diyor ya, annem aldıysa o dünyanın en güzel ekmeği...

Annemle uzun uzun sohbet ettik, bana benim çocukluğumdan hatırladıklarını anlattı, kendi dedesinin ona ezberlettiği tekerlemeleri Ada'ya söyledi, gelecekten ve geçmişten konuştuk. Canım annem...

Çok seviyorum ailemi. Ailemin tüm üyelerini...

Allah onlara uzun sağlıklı bir ömür versin.

16 Temmuz 2009 Perşembe

anlayamadım?????????

Tatsız, tuhaf günler yaşıyor ülke.

Dün ntv'de Banu Güven'in sunduğu programı izlerken bu ülkenin ne tuhaf, ne arabesk bir ülke olduğunu düşündüm. Programın konusu İdil Biret konseriydi, uzunca tartışıldı. Bir karar verilemedi, saray kutsal mı değil mi diye... Ama traji komik bir şey oldu. Orkestra şefi Cem Mansur 19 Ağustos'ta bir konser vereceklerini açıklayınca, BBP lideri aynen şöyle dedi;

"İnşallah 19 Ağustos'taki konsere bütün gençlerimiz katılır. Müziğin dili evrenseldir. Cem Bey'le paralel düşünmemiz yüzde yüz şart değildir. Araya bir kolbastı koyarak klasik müziği daha geniş kitlelere yayabilirler."*

Pes!

* www.ntvmsnbc.com

14 Temmuz 2009 Salı

Huzur-suz

Huzursuzluk dün gece başladı. Gecenin bir saati Ada ağlamaya başlamış, babası sakinleştirmeye çalışırken uyandım. Babası yatırdı, on dakika sonra yine huzursuzluk. Bu arada saat kaç bilmiyorum, tekrar yatış ve ardından yeni bir ağlama. Bu saatlerde ağlamalara pek alışkın değiliz, gaz sancısı var dedik, sırtına pışpış yaptık, rahatladı gibi. Sonra malum gökgürültüleri, iri iri yağan yağmur, her yer açık. Sevgiliyle pencereleri kapattık, dışarıda azıcık çamaşır asılıydı onları topladık felan. Ada' da sakinledi ve uyudu... Sabaha kadar uyku tutmamamış babamızı, dönmüş durmuş. Sabah emdi güzel, azıcık mama yedi. Sabahları çok çok iştahsız oluyor Ada, emerken uyuyor, mamasını hiçbir zaman bitirmiyor, bu duruma alışığım, bir sonraki öğüne kadar bizimle uyudu. Yanıma alıyorum bu saatlerde, yatağına koyunca asla uyumuyor, bir şekilde böyle başladı böyle gidiyor, üstelik onun sabah şakımalarında yanımda olması beni mutlu ediyor.

İkinci öğünde yine güzel emdi, mama yemedi. Zorla 60 cc mama yedirdim, bolca ağladı. Salona geçtik baba uyusun diye, yok nafile yemiyor... Öğlen ve öğlen sonrası öğünlerinde de mamayı reddetti. Hiç yemedi desem yeridir :( Banyo sonrası uyudu kaldı zaten. Bu arada teyzesi geldi, sevdi sarmaladı yavruyu. Akşamüstü teyzesi ile biz biraz dışarıya çıktık, dolandık... Babası ile babaanneye gittiler, sonradan sevgili de geldi katıldı aramıza, biraz alışveriş yaptık. Babaanneye döndüğümüzde akşam öğünü saati gelmişti, azıcık emdi ve sonra yine mama yemek istemedi. Saat 20.00 gibi başlayan mama verme ısrarımız saat 22.00 de devam ediyordu. Pes ettik en sonunda, iki saatte yine 60 cc yedirebildik :( Sonra uyudu, biz biraz yemek yedik sonra eve geldik.

Niçin yemiyor? çok huzursuzum çok... Bir de bugün dört kere kaka yaptı. Normalde bir kere yapan çocuk... İshal mi oldu acaba? Üşüttük mü? sorular sorular... Bu arada çok önemli bir gelişme daha var, perşembeden beri ellerini emiyor, emmiyor, yiyiyor adeta. Hiç yapmazdı. Emziğini emerken bile eli hazırolda, emzik ağızdan atılıyor, hop eller ağıza.

Bakalım yarın nasıl bir gün olacak? Acaba sütüm mü çoğaldı? Yarın bir sağıp bakacağım süt durumlarına, bana göre çoğalmadı ama...

Umarım yarın güzel bir gün olur.

12 Temmuz 2009 Pazar

Nasıl Bir Blogcuyum?

Nası bir blogcusunuz mimi vardı, Özgür, Özlem ve Yeliz yazdı ne iyi, ne güzel... Ben de yazayım dedim...

Nasıl Başladım?
Bilmem... Kuzenimin blogu vardı, ben de kedilerle ilgili bir blog tutmak istedim. Bir kaç denemem oldu, yazmadım vazgeçtim. Sonra bir gün canım sıkıldı ve bu blogu tutmaya başladım. Amacım kendimden bahsettiğim kadar, kedilerden ve kedi bakımından bahsetmekti, şimdi bakıyorum da amacımdan bayağı bir sapmışım :) Ada doğunca bir anda anne blogu oldu Birinci Tekir Şahıs :) Niyet neydi akıbet ne oldu bakkk...

Neden Yazıyorum?
Unutmamak için. Uzun bir süre günlük tuttum, şimdilerde de küçük notlar alıyorum bir deftere. Yıllar sonra o defterleri okumak güzel oluyor. Buraya da unutmamak için yazıyorum. Yazdığım şeyleri unutmuyorum, yani geri dönüp okumaya gerek bile kalmıyor :) Bir de hani dil düşünceyi belirler diye bir görüş vardır ya, ben çok katılıyorum, yazı da düşünceyi belirliyor. Bazen öyle düşünmediğimi sandığım şeyleri yazarken bir bakıyorum başka bir yerdeyim. Üniversite yıllarından beridir sürekli yazı yazıyorum, bu yazılar genellikle inceleme vs. oluyor, sürekli kanıt gösterme ve ispat çabası dışında da özgürce birşeyler yazmaktan hoşlanıyorum. Bir de tembelim. Tembelliğimi aşmak için yazıyorum. Geçen gün bir arkadaşım Ada ile ilgili bir defter tutup tutmadığımı sordu, blog var dedim. Yok dedi, beğenmedi. Düşündüm, doğru... Teknoloji gerek burayı okumak için, oysa bir defter olsa daha dolayımsız, el yazısı, eskimek... Bir defter alıp oraya da yazmaya karar verdim, Ada'ya hitap ederek...

Yazmaya Zamanım Var mı?
Bazen var, bazen yok. Mesela hamileliğimde hemen hiç vaktim yoktu, daha çok okumuştum, az da olsa yazmıştım. Hamilelikte yaşananları yazmadım, nedeni hakkında hiçbir fikrim yok, canım istemedi, son dönemler zaten çok yoğundu, sonra erken doğum...
Şimdi, sevgili evde. Zaten biz Ada'yı birlikte büyütüyoruz, o yüzden birazcık daha fazla zamanım oluyor... Buna rağmen bazı gün bolca okuyup yazıyorum, bazen sadece okuyorum, bazen hiç açamıyorum bilgisayarı.

İddaalı mıyım?
Asla! Hatta blogum google aramalarına bilem kapalı. Ben öylesine, kendim için yazmaya başlamıştım, sonra bir iki dostuma, kuzenime felan söyledim, sonra yorum bırakınca başka insanlar da bana yazmaya başladı. Memnunum çok :) Çok okunayım, çok sevileyim diye bir iddaam yok ama buradan tanıdığım insanları çok seviyorum. Yorum bırakılınca mutlu oluyorum. Dünya denen köyü ekledim ve gördüm ki, başka başka ülkelerden insanlar da okuyor, sevindim :) Bir yandan da okunmanın verdiği bir ağırlık var, sorumluluk duygusu gibi bir şey. Farkında olmadan bir sansür... Ama sansür ilk başta da vardı, kendime yazarken de.

Neden Birinci Tekir Şahıs?
Kedileri sevdiğimden elbet :)

Ben Kimim?
Ben Tekir'im. 31 yaşımdayım, anneyim, eşim, ablayım, yavruyum, gelinim, bir iki hafta öncesine kadar öğrenciydim de :) Mecburen mecburiyetten öğretmenim -ama seviyorum işimi- bıraksalar senarist ve oyun yazarı olmak isterim. Kendimi severim ama çok kurcalarım kendimi, sorular sorarım, cevaplar almak isterim, bazen çok titiz, bazen çok dağınık olabilen bir balık kadınıyım.

Neden Blog Okuyorum?
Seviyorum, merak ediyorum. Bazı blogları çok seviyorum, hergün bakıyorum, Yeliz, Demet, Şendul, Özgür, Hülya, Sarıçizmeli, Ceviz, Ayşe ve listedeki tüm yazarlar.. Bazı blogları arada bir okuyup çok eğleniyorum, bazı blogları bir kere okuyup vazgeçiyorum. Sessizce okuduğum bazı bloglar var, çok ses çıkarttıklarım da :) Anne olunca blog okuma başka bir yere doğru gidiyor zati, deneyimleri paylaşma, sorulara cevaplar, empati vs... Kısaca seviyorum ulen... :))))

Ben Şendul'umu mimlemek istiyorum, en son yazdığında hamileliğimi yeni öğrenmiştim. Neredeyse bir yıldır yazmıyordu, geçen hafta aniden blog dünyasına geri döndü. Ne iyi etti. Yaz bakalım kardeş :)

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Mister Crocodile :)



9 Temmuz 2009 Perşembe

Sezar 6 yaşında.


Sezar'ın doğumgünü bugün. :)

Kedinin de doğumgünü olur mu demeyin. Olur :) Tatlışım bugün tam 6 yaşını bitiriyor. İnsan yaşına göre 40 yaşında, olgun, karizmatik ve ağırbaşlı bir erkek... Sezar'ı altı yıl önce henüz yeni doğmuşken bir çöp kutusunun yanında bulmuştum. Bir insan!!! tarafından karton bir kutuya, karton kutu da çöpün yanıbaşına konulmuştu. Yanındaki kardeşi ne yazık ki melek olmuştu, hemen bir taksiye atladım ve G. e gittim. Sonradan böylesi çok olay başıma gelecekti ama henüz bilmiyordum. G. bana bebek kediye nasıl bakılır öğretti, catmilk (kediler için milupa) ve biberonla besledik Sezar'ı. 3 saatte bir beslendi, çiş ve kakasını kendi yapamadığı için ıslak pamukla bizim yardımımızla halletti :) Ne kadar da tanıdık öyle değil mi? Sonra büyüdü, koca adam oldu, çeşitli maceralar yaşadık onunla...

Sevgili oğlumuz, ilk gözağrımız Sezar'ımız bugün 6 yaşında. Çok yaşa Sezar...

7 Temmuz 2009 Salı

Misafirler ve misafirlik

Müsaitseniz annem size gelicek zamanlarından beridir misafiri ve misafirliğe gitmeyi severim. Babamdan geçen huyum -başkalarının evinde pek yemek yiyememem- bile engel olamamıştır bu duruma. Ben zati misafirlikte doğmuşum, durun anlatayım bunu;

Yıl 78. Halam ve eniştem Esenler'de oturuyor, annem bana hamile. Babamla ziyarete gidiyorlar, halam "gelin bizde kalsın, biz getiririz" diyor. Babam eve dönüyor. Babam gidince anneme sancılar gelmeye başlıyor, annem henüz yeni gelin olmanın getirdiği sıkıntılar ve utangaçlıkla belli etmiyor, ev kalabalık başka birileri daha var, nihayet biri fark ediyor. Koşarak ebe çağırılıyor, ebe kapıda iki erkek görünce korkup gelmem diyor, ikna olup geldiğinde ben de geliyorum :) Ertesi sabah -telefon yok tabii- büyük kuzenim A. babama "Dayı, kızın oldu" dediğinde babam kısa süreli bir şok geçiriyor... :) Halamın evinde doğduğumdan yıllarca "bak sen burada doğdun, bu yatakta yattın" gibi şahane bilgilere eriştim. Şimdi diyeceksiniz ki, annen bile bile mi gitti? Yok, anneme daha doğuma var demiş doktor, ilk günden aceleci olduğumu belli etmişim. Ada'nın neden erken doğduğu sorusu da böylece yanıtlanmış oldu :)

Neyse,

Misafiri bol bir evde büyüdüm. Bostancı-Altıntepe'de geçen çocukluğum ve gençlik yıllarım boyunca tüm semti tanımanın güzelliklerini yaşadım. Evlenince sevgili ile ortak arkadaşlarımız, bireysel arkadaşlarımız, sonradan tanıdıklarımız derken bayağı kalabalık bir çevremiz oldu ( ve biz bu durumdan çok memnunuz) haliyle misafirlerimiz de eksik olmadı, biz de bolca misafirliğe gittik.

Ne demeye çalışıyorum, laf nerelere geldi. Durun toparlayayım...

Geçen gün ilk kez Ada ile bebekli bir eve misafirliğe gittik. Yani bir bebek, başka bir bebekle tanışıyor. Ne büyük bir olay-mış!!! İşokuldan eski bir arkadaş. Aynı ay hamile kaldık, o tabii normal zamanında doğum yaptığından bebek henüz 2 aylık! S. ile gidecektik ama Nehir hastalandı ve gidemedik. Ben, koca, Ada düştük yollara. Hava sıcak. Çok sıcak, öyle böyle değil. Ter içinde evi bulduk. İlk kez gittiğimizden evi telefon tarifleri ile bulduk, koca direksiyon başında sinirlendi, Ada sıcaktan mızmızlandı vs... Neyseeee, koca bizi eve bıraktı ve kendini caddeye attı. Ada ile eve girdik, mama saati gelmiş, şöyle bir emzireyim dedim o da ne, ev o kadar kalabalık ki... Bir sürü insan. Meğer habersiz başka misafirlerde gelmiş. Oturduk. Oturduğumuz yer deri bir koltuk. Tekrar ediyorum, hava sıcak. Üstümdeki elbise bana, ben deri koltuğa yapışmış haldeyim. Evin diğer misafirleri beni daha doğrusu Ada'yı görür görmez sorgu suale başladılar. Boyu kaç, Adı ne, Kaç kilo, Neden erken doğdu (en kıl olduğum soru da bu. Canım istedi!!!) Uyuyor mu, Gece kaç kere uyanıyor, Sütün nasıl (İkinci en kıl soru), Kim bakacak... Ben bir yandan Ada'yı serinletmeye, bir yandan sevimli olmaya, bir yandan cevap vermeye, bir yandan ikram edilen loğusa şerbetini bembeyaz örtülere damlatmadan içmeye çalışırken ve bir sessizlik yakalamışken Ada'dan zorrrrrrrrrrrttttt diye bir ses geldi. Kibarca gaz çıkardı diyelim ama ne gaz :) Ben gülmeye başladım aynı anda bir koku hijyen salonu etkisi altına aldı! Kaka, ama ne kaka :) Deri koltukların üstünde kibarca değiştirdik. Mama saati geldi bu arada. Mama hazırlamak için çantayı açtım. Biberonun parçası eksik! Dr. Browns'ların vida gibi bir şeyi var ya işte o! Mecbur onsuz hallettim yine deri koltuklara dönüp, her yana kağıt peçeteler sarıp içirmeye başladım. Damlatıyor biberon o parça olmayınca. Hem de bayağı bir damlatıyor!!! Bir havlu rulosunu bitirmeye yüz tutmuşken az evvelki kokudan bir tane daha, buram buram. Yine bir alt değiştirmece... Bu arada teyzeler sustu mu, hayır. Açılan bezden göbek fıtığını gördüler. Yandık!!! Sorulara yine cevaplar verdik. Bu arada arkadaşım ne mi yaptı? O da kendi huysuz yavrusunu besledi, altını değiştirdi, ilacını verdi, misafir ağırladı canım. Teyzeler daha sonra iki bebeği karşılaştırmaya başladılar ki en fena kısım burasıydı...Bir süre sonra teyzeler gitti ama biz de bittik. Mama tam olarak içilmedi, içilen cc'nin büyük bir kısmını da kağıt havlu emdi zati. Arkadaşımla iki üç dakika çene çaldık ve acilen gelmesi için sevgiliyi aradım. Kısa sürede geldi. Toparlanıp anneme gittik, geniş geniş emzirdim, sevgili eksik biberonun ağız kısmına poşet doladı lastik gibi oldu akıtmadı böylece, doya doya besledik yavruyu...

Teyzelere selam olsun. Buradan sevgilerimi gönderiyorum :)

Misafirlik kısmı böyle, bana gelen misafirleri de sonra yazayım :)

bu aralar...


Ada büyüyor. Tutamıyoruz zamanı, her gün bir şenlik, her gün bir olay :) Bir kere acayip çenesi düştü, resmen konuşuyor. Aannnni, Ihhh, Ohh, Eyyyt, Ingı, Aguuungg, İyyy, Eeeeehht gibi bebekçe sözler. Bu arada ben de fena halde bebekçe konuşabiliyorum. Karşılıklı konuşuyoruz, artık ben neler diyorsam ona, çok gülüyor. Belki de içinden anneme bak ne tuhaf diyordur :)

3. ay dr. kontrolü sonrasında huysuzlanmış, ağlamalar, uyumamalar, mama yememeler başlamıştı, toparladık gibi, ancak istemediği şeyler konusunda çok inatçı. Dün Moda'ya gittik ailecek, dönüşte bastı çığlıkları. Kucağa gelince susuyor ama...

Cumartesi günü biberon emziklerini değiştirdim, 2. aşamaya geçelim dedik. Ada'dan izin almadan böyle bir şey olur mu? Yemedi mamaları. Kıyametler koptu... Döndük yine eskiye. Belki de erken daha bilemedim...

Yavaştan odasına geçirelim diyoruz... Odasını toparladım, zavallı odacık ütü odası gibi olmuştu, kullanılmıyor diye bayağı bir karışmış. Dönence almış takamamıştık, bayıldı Ada kuş :) Deli gibi çırpınıp tutmaya çalışıyor...

Mama sandalyesi almıştık, daha doğrusu G. teyzesi almıştı, oraya alışıyoruz yavaş yavaş. Tabii ki şimdi ana kucağı olarak kullanıyoruz, dik oturmamıza daha aylar var...

0-3 ay giysileri paketleyip kaldırdım. İçinde saklamak istediklerim, S. bebeğine ayırdıklarım var. Bodylere felan bakarken içim bir hoş oluyor, büyük geliyordu bunlar diye... 3-6 ay bazı kesimler zar zor olmaya başladı, onları sıkça giydiriyorum. Sonbahara ciddi bir alışveriş yapmamız gerekecek.

Sivrisinek yok diye sevinirken bu sabah biri bacağında biri kolunda iki kızarıklık gördüm. Bacağındaki bayağı şişmiş :( Ne yapsak, ne sürsek acaba?

Sıcaklardan çok şikayetçiyiz. Hele de emerken! Çok terliyoruz ikimiz de. Evde moda günleri düzenledik sanki her üç saatte bir kıyafet değişiyor :) Ben kilo veririm diye seviniyorum ama tartı hala aynı. Gerçi görenler zayıflamışsın diyor ama... Neyse bu kilo mevzusunu kafama takmıyorum...

Yaz akşamları ne güzel. Serin... Komşuları tanımaya da yarıyor. Açık pencere ve balkonlardan gelen sesler kokular diğer evlere sızıyor. Kim ne konuşuyor, ne yemek yapmış, ne içiyor... Tavla sesleri, aile kavgaları, gitar sesleri, gülüşmeler...

karışık oldu ama olsun, bu da böyle olsun.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

İyi ki doğdun kardeşim


Bugün canımın içinin, biricik kardeşimin, Ada'nın teyzesinin doğumgünüsü :) 24. yaşına bastı. Bir yandan üniversiteyi bitirmeye çalışıyor, bir yandan staj yapıyor, bir yandan da yaz okula gitmeyi planlıyor. Bu sıcakta zor işler başarıyor yani :) İyi ki doğdun kardeşim... Seni çok seviyoruz...

civciv :(

Bu ülkede hayvanları sevmek, düşünmek, haklarını savunmak "deli olmak" gibi algılanıyor...

Bugün akşamın epey geç saatlerinde telefonum çaldı, okuldan B. Hoca "Tekir, pazardan alınmış civcivler var, biri öldü, diğeri kötü ne yapalım" dedi... G. i arayıp sordum. Böyle durumlarda vücut ısısını toparlamak için altına sıcak su torbası konulması ve vitaform adında granül bir ilacı suya karıştırıp içirmek gerekirmiş. B. hocayı arayıp anlattım, umarım civciv iyileşir...

Yaz geldi ya pazarda felan civciv satılmaya başlanır. Geçen salı pazarına gittim orada vardı mesela... Bir ara renkli civcivler de vardı... Offf, of... Bu civcivleri alanlar genellikle çocuklu aileler, kısa süreli bir oyuncak gözü ile bakıyorlar civcivlere... :( Bir şey yapmalı ama ne? Alınanın bir canlı olduğunu, hakları olduğunu, evde civciv bakılamayacağını kime, nasıl anlatmalı!!!

Hadi hayvanları sevmiyorsunuz, çocuğunuzu da mı sevmiyorsunuz? Bir civcivin ölümünü görmek bir çocuğu kimbilir nasıl üzer?

Of!

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Mim

Yeliz mimlemiş, teşekkür ederim...:))))

Kullandığım Parfüm: Şimdi bu parfüm konusu içimde bir yaradır. Hayatımın parfümünü hala bulamadım, sorun parfümden çok hoşlanmamam galiba :) Hamilelik döneminden beridir hiç bir şey kullanmıyorum ama öncesinde en son aldığım ve kullandığım ürün Dior Addict.

Kullandığım Krem: Avene Trixera Creme Emolliente... (Benim gibi atopik ciltlilere şiddetle tavsiye)

En son okuduğum üç kitap: Özen Yula-Gizli Aşk Bu, Savaş Arslan-Melodram, Beliz Güçbilmez-Zaman, Zemin, Zuhur

Son aldığım üç ürün: Excipial Lipo krem, arkadaşım E.'nın oğlu Can'a şortlu takım, Salı pazarından kendime bir elbise :)

Seyrettiğim üç dizi: Lost (sabırsızlıkla bekliyorum), Chuck, CSI:NY, Kurtlar Vadisi (şaka tabii)...

İşte böyleeee...

:)

3 Temmuz 2009 Cuma

bir iki küçük not

Ne çok şey oluyor aslında. Yazamadım olan biteni. Yaz rehaveti...
Ne çabuk geçiyor zaman.
Hızla. Hızlıca...

Ada 3. ay kontrolü ve aşılarından hemen sonra huysuzlanmaya, huy değiştirmeye başladı. Sıcak dedik, büyüyor dedik. Dedik de dedik... Uzun ağlamalar, ağlama sesinin ve tonunun değişmesi, uyku düzeni (çok düzenli değildi bozulunca bittik haliyle), mama yememe-süt emmeme (beni en çok bu üzdü) vs... Benim de okulda son haftamdı. (Evet sonunda yaz tatilime kavuştum bu iyi haber) Babası çok uğraştı, çok yoruldu. Bu hafta benim evde olmam, emzirme konusundaki ısrarlarım neticesinde biraz daha iyiyiz...

Çok şükür...:)

Bunu da not düşelim dedim. Unuttuklarım da oluyor, iki hafta önceydi bir sabah vakti Ada'nın sesine uyandım. Ağlıyor sandım, meğer kahkaha atıyormuş, hemen saate baktım 05.17... Uyanınca defterime yazayım dedim, unuttum gitti, daldım... Şimdi ilk kahkasının sadece saatini hatırlıyorum...:(

2 Temmuz 2009 Perşembe

Sivas'ı unutmak...

Geçen sene bugün bunları yazmışım...
Bu sene de değişen bir şey yok!

Bugün Sivas Katliamı'nın yıldönümü.
Hafızasız hatıralarımız için bir yıldönümü.
Yanan aydınları düşünmek, hayat denilen garip şeyi bir kez daha düşünmek için yıl dönümü...
tv'nin karşısında olanları izlediğim gün dündü sanki,
zaten bizlere sadece "seyir" etme hali düştü bu olayda da. Başka olaylarda olduğu gibi...
tv'nin karşısında ahlanmak, vahlanmak düştü...
beyaz camın ve evin korunaklığında alevler sarmadı bizi.
37 misafirini rahat ettiremedi Madımak.

Rahat uyusunlar.

yedi kova su yeterliydi
sivas'taki ateşi söndürmek için
oysa her biri
devlet dairesindeki kovaların
üstünde yazılı
altı harfli bir sözcüktü yangın
g harfi boştur kovaların
ki okununca dolu olanları
ortaya çıkar
madımak oteli'nin merdivenlerinde
kurtulmayı bekleyenler için
verilen karar: yan ın

sunay akın

Neler demişim...