
Geçenlerde
Demet' in blogunda okumuştum. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik deyiminin aslında neyi kastettiğini... Bugün de ben benzer bir durum yaşadım. Ayşe ve ayşe ile mailleşirken "bir taşla iki kuş vuralım" felan dedim. Maili gönderdikten sonra düşündüm, ne fena bir deyim bu! Bir taşla iki kuş, bak bak bak!!! Ben de bu deyimi hayatımdan çıkarmaya karar verdim, tıpkı yüzerken ki kuyruk misali... Deyimlerimizde bile hayvan düşmanıyız, pes...
Neyseeeee...
Othello'mun doğumgünüsüydü iki gün önce. Dört yaşında koca delikanlı oldu Oti. Yaramazlıklar tam gaz devam. Sabah 5 suları acı acı miyavlamalar (sebebsiz yere), küçük odaya girmek için yırtınmalar, girince de çıkmak için bağırmalar, kapıya atlayıp açmalar, Sezar'la işbirliği (ki bu nadir bir olaydır) yapıp üçlü koltuğun kenarını kemirmeler, laptopun esc,f1 ve delete tuşlarını yerinden çıkartmalar, yine laptopun fanına popo dayayıp içeriye tüy kaçmasını sağlamalar, kendi mamasını yedikten sonra bir de Sezar'ın mamasını yemeler... Daha neler neler... Olsun varsın, seni çok seviyorum yaramaz oğlum... Sezar'ın doğumgününde nasıl başladığımızı anlatmıştık, peki Oti nasıl girdi hayatımıza;
Bir iş dönüşü Moda'da servisten indim, baktım caddede bir grup insan bir arabanın etrafında toplanmış, ellerinde siyah bir yavru. Meğer bütün gün araba motorunda sıkışmış kalmış kara kedicik, tüm gün bağırmaktan yorulmuş, halsiz. Kalabalık grup süt vermeye çalışıyor,
"durun yavru kediye süt verilmez, ishal olur, illa verecekseniz su ve şeker karıştırın" sözlerime karşılık kalabalık biraz dağıldı
"öyle içmez, şırınga bulun" kalabalık yerini tek tük insanlara bıraktı
"kedi böyle mi tutulur canım" dediğimde en son kediyi bulan berber çırağı ve ben kalmıştık. Ben berber çırağına, çırak bana, kara kedicik ikimize baktı... "Haydi, gidiyoruz" berber çırağı sordu "Nereye abla?" nereye olacak bizim eve. Kedi hastanesi ve yoğunbakım olarak kullanılan küçük odaya :) Berber çırağı elimdeki torbaları ben kara kediciği taşıdım. Kapıyı açan sevgili çırak ve kedi ile eve gelmemi hiç yadırgamadı. Küçük kedicik, halsizliğini atana ve bir sahip bulana kadar bizimle kalacaktı. İşte tam dört sene oldu :) Adını Shakespeare'in mağripli kahramanı Othello'dan aldı, baktık söylemesi zor Oti olarak hafızalara yer etti. Şirinken Oti, kızgınken Othello olarak seslenmekteyiz kendisine :) Çok yaramaz çok! Sezar'ın tahtını salladı, tek başına mutlu mesut yaşayan Sezar'ımızı küçücük haline bakmadan dövmeye kalkıştı. Hala da sabahları bir posta Sezar'ı kovalar, durup dururken uyuyan Sezar'ı gidip rahatsız eder. Eh, yaramaz olacağı daha ilk gününden belliydi, gidip bir arabanın içine girmesinden :) Yine de seni seviyoruz yavrumuz, ikinci oğlumuz, kara maymunumuz.
not: fotoğrafta kemirdiği bölüme serilen örtü ve Oti görülebilir. Kendisinin şahane pozları olmakla birlikte bu aralar daha çok kudururken veya uyurken görülmektedir. Kudururken ki fotoğraflarında sadece siyah bir şey şeklinde çıktığından bu fotoyla idare edilmek istenmektedir. :) gözünün üstüne ne oldu diye sormayın, endişe etmeyin, tüm kedilerin göz-kulak arası tüyleri seyrektir, Oti simsiyah olduğundan fazlasıyla belli oluyor...