24 Kasım 2010 Çarşamba

öğretmenim canım benim

Öğretmenliği seviyorum, yaşasın öğrenciler, yaşasın öğretmenler... Kulağına küpe taktığı için mesleğinden men edilmeyi göze alanları, Doğu'da bir bavulla yaşamayı bilenleri, ırk din dil cinsiyet ayrımı gözetmeden öğrencilerini candan sevenleri, emekli olduğu halde mesleğine devam edenleri, öğretmeyi olduğu kadar öğrenmeyi de sevenleri, öğrencilerini dinlemeyi bilenleri, tatlı dilli güler yüzlü olanları... hepsini seviyorum, ellerinden öpüyorum. Hepimizin hayatında yer etmiş bir öğretmen vardır, bugün o değerli öğretmeni düşünelim...

22 Kasım 2010 Pazartesi

tatil raporu

Bu tatil ne iyi geldi bana. 9 gün dile kolay. Özlediklerimle hasret giderdim, başta oğluşum. Tatil öncesi çılgın bir iş koşturmacası vardı, araya tatil girdi, koşturmaya kaldığımız yerden bu sabah itibari ile devam ediyoruz. Şikayetçi değilim, işimi seviyorum ama oğlumun da kokusu burnumda...

Tatilde neler yaptık?

cumartesi: Can dostlarım Zeyno ve Demet geldiler. Yaşasın teyzeler...

pazar: Annemlerde kahvaltı :)

pazartesi: Londra'dan Ela geldiiii :) Can kuzimin 5 aylık minik kızı Ela ile Ada tanıştılar sonunda. Tüm kuzenler bizde toplandık, yedik içtik güldük :)

salı: Anneanne, dede eli öpüldü, amca ve halaya ziyaretler. Ela ile yeniden buluştuk :)

çarşamba: Dedemizin mezarına ziyaret, Gebze gezmeleri, Tuzla'da yemek, akşamüstü anneannede çay keyfi.

perşembe: Çengelköy. B&B çiftinin yeni köpekleri Asya'yı sevmeler :)

cuma: 40'ı çıkan Kerem bebek bize geldi, el öpüldü, yumurta ve şeker paketlendi, un kafaya sürüldü.

cumartesi: Posido'lara gidiş, oyunlar, eğlenceler...

pazar: Anneannede kahvaltı, misafir çocuklarla oyunlar, akşam babaannede akşam yemeği.

Çok güzeldi çok. Darısı sömestre tatiline :)

11 Kasım 2010 Perşembe

yazmayalı neler oldu, oluyor...

  • Ada, çevresinde gördüğü tüm kadınlara "apa" demeye başladı. (Ben, babaanne, hala, anneanne, teyze)
  • Uyku düzenimiz ile hava atarken gümledik. Yine uykusuz her geceeee şarkısını dinler olduk!!!
  • Bugün ilk kez "seda" dedi. (halamız)
  • Plastik gitara yüz çeviriyor ama vuvuzelaya bayılıyor.
  • İlk ingilizce sözcüğünü öğrendi. Up diyorum ap diyor ve ellerini kaldırıyor. (Yemek yemediği sırada aklıma böyle bir oyun gelmişti, yoksam ingilizce konuşmuyoruz bebemizle)
  • Baban nasıl traş oluyor diyoruz, gösteriyor.
  • İlk diş fırçamızı edindik. Lakin halıları fırçalamaktan başka bir işe yaramadı.

aklıma gelenler bunlar. yazmaya başlarken çok şey yazarım sanmıştım ama :) Bilgisayardan bir vızıltı geliyor.amanın sakın bozulma diyerek konuyu kapatıyor ve Türkan seyretmeye gidiyorum.

3 Kasım 2010 Çarşamba

Ada'nın altın bilezikleri

Hani derler ya, bir iş öğren, bir mesleğin, bir altın bileziğin olsun diye... Ada'nın şimdiden üç altın bileziği var.


1. Meslek: Eskicilik. Evet, çocuğum evde kafasına geçirdiği oyuncakları (tavır simitçi tavrı yani) eskiciiiiiii diye geziyor. Sanırım çocuğum eskici olabilir. Ses ve duruş mükemmel, bizim evden de satacak milyonlarca eski zımbırtı bulabileceğine göre Ada eskici olabilir. Sermaye de bizden :)

2. Meslek: Otoparkçılık. Babaannesinin evin tam karşısında küçük bir otopark var, Ada camdan dışarıya bakmaya bayılıyor bebekliğinden beri, baka baka öğrenmiş. Gel, gel diyor ve eliyle otoparkçıların park edenlere yaptıkları el kol işaretlerini taklit ediyor. Ses ve duruş yine mükemmel, otoparkçı da olabilir.

3. Meslek: Temizlikçilik. Islak mendille evinizi siler paraltır. Toz alır. Temizliğe ıslak mendille devam ederse batarız o ayrı...

Elbette bu mesleklerden birini seçmeyecek, elbette komiklik olsun diye yazıyorum ama biz büyükler farkında mıyız bilemiyorum, bir çocuk doğar doğmaz;

ellerini sımsıkı tutuyor cimri olacak, parmakları uzun piyanist olacak (her parmağı uzun olan piyanist olsaydı ne güzel memleket olurduk), uzun boylu basketçi olacak, kafası büyük akıllı olacak vb... cümleler kurmaya bayılıyoruz. Hepimiz duvara resim yaptık küçükken hiçbirimiz ressam olmadık... İnsanları kalıplarla algılamaya o kadar alışmışız ki, küçücük bir bebeği bile hemen o kalıplara sokmaya çalışıyoruz. Bu belki kötü bir şey değil, belki de kötü bilemiyorum. Yazarken aklıma gelenler bunlar. Mesela "sanatçı" olmak hem özenilen, hem de kötülenen bir şeydir ülkemizde. Sanatçılar, ciddi olmamakla, alkolizmle, savurgan bir yaşamla özdeşleştirilmiştir. Oysa durum sanılanın tam aksidir.

işte böyle, yazarken yazarken aklıma gelenler. bir nevi monolog.

:)

2 Kasım 2010 Salı

Yeliz'in mimleri

Yazsam yazsam ne yazsam derken Yeliz'in mimleri geldi. Hemen cevaplayalım :)

İlk soru; Ada için fazladan 10.000 TL olsaydı ne yapardın?

Şimdi soru Ada için diye başladığından cevabım direkt bankaya yatırırdım olacak. Bilenler bilir, ben para tutamam (Yeliz seninle ne kadar da zıtız :) Para biriktirmek gibi bir huyum hiç olmadı, sanırım para biriktirmek için çok param olması gerektiği gibi bir inancım vardı. Ada doğunca ona bir hesap açtık ve ufak ufak biriktirmeye başladık. Bu gelen on bini de o hesaba gönderirdim :) Para biriktirme ile ilgili olumsuz koşullanmalar da var ya hani "kötü gün parası" vs. Hayır, benim biriktirdiklerim "iyi gün parası" olacak, eğitim, seyahat için harcanacak o para :)

Haaa, bir de belki "10 bin peşin daire senin" kampanyasına da katılabilirdim :)
soruyu; Havadan 10.000 TL gelseydi ne yapardın? diye düzenlesek mesela cevabım; kedi tırmıkları yüzünden parça pinçik olmuş koltuklarımı değiştirirdim, yemek odası takımı alırdım, cep telefonumu değiştirirdim olurdu. Bilenler bilir ben alışverişi çooook severim :)

Para hayallerini bir kenara bırakalım ve gelelim ikinci mime. Ciddiyet lütfen! :)

Mimi Özgüranne başlatmış, Yeliz bana paslamış. Hadi bakalım;

1. Bir zamanlar "bebek günlükleri" vardı, sizce bloglar onların yerini aldı mı?

Evet. Kesinlikle. Ada için düzenlediğim iki küçük defterim de oldu. Süt, mama durumlarını yazdığım, kilo artışını not ettiğim ilk aylar defteri de denilebilir buna. Sonradan babasıyla birlikte ona hissettiklerimizi, güne dair önemli şeyleri not almaya başladık. İki küçük deftercik sonradan unutuldu. Blogumun Ada hakkında olan kısımlarını bir şekilde print etmeyi ve ona bir hatıra bırakmayı istiyorum ama. Bir de evlenirken kalın bir defter alıp misafirlerimizin bizim için bir kaç satır yazmalarını istemiştik, o defterin devamını Ada doğunca kullandık. 7 yıl sonra aynı insanlar, aynı deftere bu kez Ada için yazdılar. :)

2. Blog yazarlığı ebeveynlik tarzınızı etkiliyor mu? Nasıl?

Hımmm. Blog yazmak hiçbir şekilde etkilemiyor ama blogları okumak, başka annelerin tecrübelerini izlemek beni pozitif anlamda etkiliyor. Fakat bu, "hımmm X anne böyle yapmış ben de öyle yapayım" şeklinde değil de, "X annenin de böyle bir sorunu vardı, ne yapmış acaba" şeklinde gerçekleşiyor.

3. Anne-baba-çocuk blogları blog dünyasını etkiliyor mu? Nasıl?

Blog dünyasında epey bir yer tuttukları kesin ama "blog dünyası" nasıl bir şey bilmiyorum. Ama reklam verenleri veya bebek ürünleri satanları etkilediği kesin.

4. Çocuk büyütmekle ilgili olarak, bloglar olmasaydı kesinlikle farklı davranırdım dediğiniz bir şey var mı?

Okuduğum kitaplar, ilk günlerdeki süt çaresizliğim ve bazen de oyuncak seçimi konusunda ciddi fikir sahibi oldum bloglar konusunda. Özellikle süt konusunu bloglar olmasaydı belki de daha acı yaşayabilirdim. Zira süt mafyası her yerdeydi o günlerde :)

5. Anne baba olmak meslek mi yoksa üstlendiğiniz toplumsal rollerden biri mi?

Bir meslek değil, çünkü insan mesleğinden vazgeçebilir bir gün. Toplumsal rol konusuna kısmen katılıyorum, anne olmak diye bir şey var, bir başkasının gözünde anne olmak. İşte bu anne olmak, öğretmen olmak, sanatçı olmak gibi bir şey. Toplumun yüklediği bazı anlamlar var, bazı davranış kalıpları var. O kalıplara da zaman zaman giriyor insan. Benim için annelik harika bir deneyim, her gün yeniden ve yeniden başlıyor.

6. Anne baba çocuk blogları babaları nasıl etkiliyor?

Ada'nın babası da blog okur. Epey etkili oluyor. Özellikle ilk 12 ay, gelişimi, kilo alımı gibi konularda epey araştırmacı bir kişilik sergilemişti babamız :)

7. Bloglar yolu ile gerçekleşen bilgi ve deneyim aktarımı büyükanne-büyükbabaların bilgi ve deneyimlerini değersizleştiriyor mu?

Hem evet, hem de hayır. Örneğin annem bebek bakımı konusunda çok tecrübelidir, ancak onun da benden öğrendiği şeyler oldu. Tamamen değersizleştirmedi ama onların da yenilenmesine yardım etti bence.

8. Anne baba çocuk blogları söz konusu olduğunda blog yazmayı daha ne kadar sürdürmeyi düşünüyorsunuz?

Ada'dan önce de blog yazıyordum. Kendim için, öylesine. Okuyucum yoktu. Kendime ait bir alandı. Ada'ya dair ilk bilgi 20 haftalıkken yazılmış "hamileyim" notu ile başladı. Hamileliğimde de çok az şey yazdım. Ada doğunca blog zamanla çocuk blogu gibi bir şekil aldı. Gündemde o vardı çünkü, bazen Ada ile ilgili bazen kendimle ilgili şeyler yazıyorum şimdilerde. Daha ne kadar yazarım? Kafamda bir süre belirlemedim, düzenli-tertipli bir şekilde yazmadığım, sürekli bir okuyucuya aynı şekilde seslenmediğim için yıllarca yazarım diyorum. Diğer şekil, hani köşe yazarlığı gibi olan, sürekli güncellenen, sürekli okuyucu kitlesi olan blogları çok seviyorum, çok okuyorum ama ben yapmıyorum.

9. Yazdığınız blog kapansa veya kapatılsa blog yoluyla kurduğunuz sosyal ilişkiler devam eder mi?

Evet eder. Mail veya telefon yoluyla da olsa eder. Bloglardan tanıdığım, tanıştığım arkadaşlarımı çok seviyorum. Çok sık görüşemesek de, orda bir bloger var uzaktaaaaa :)

Neler demişim...