30 Aralık 2011 Cuma

Hey 2012!

Hani, misafirliğe gideceğin evi ararsın ya; Biz çıktık yola, geliyoruz, bir şey lazım mı? diye... Hah!
Madem sen de çıktın yola, varmak üzeresin şu aşağıdakileri getiriver canım;

1. Sağlık, sağlık, sağlık... Gerisi laf aslında... Hep sağlıklı olalım.
2. Neşe... Pür neşe dolalım, enerji fışkırsın her yanımızdan.
3. Para... Mümkünse çok olsun. Lazım :)
4. Yaratıcılık.
5. Bol vakit.
6. Diyette başarı, azim :)
7. Suskun bir zihin, dingin bir kafa...
8. Oyun, oyun, oyun.
9. Dostlarla bol kahkaha.
10. Aşk'ola...

Mutlu yıllar blog!
Kediler, Ada ve ben öperiz.

2 Kasım 2011 Çarşamba

Şemsi Paşa Pasajında Sesi Büzüşesiciler

Ada bunu (başlığı) söyleyebiliyor...

Derrrrrmişim...

Yok, tam tersine konuşmuyor. Ne kadar az o kadar iyi. Beden dili mimik süper, dil gelişimi "otur sıfır" tadında... Bunu önce önemsemiyor gibi yapıp önemsedim, sonra ciddi ciddi "bi sorun mu var acep" tribine girdim, sonra alıştım... Yaşıtları gürül gürül konuşuyor, Ada hala işaret dili ile işini görüyor. Dr amcamız oyun grubuna götürün iyi gelir dedi, gidiyoruz 1 aydır. Henüz bir gelişme olmadı (bu konuyu yani okulu başka bir yazıda anlatacağım)

Sanırım 3 yaşa kadar bekleyeceğim, baktım hala tık yok o zaman düşüneceğiz.

Canım arkadaşım, meditasyon eğitmeni S. "ben insanları susturmak için eğitiyorum, bırak konuşmasın, o kendini çok güzel ifade ediyor, her şeyi anlatıyor" dedi. Haklı. Bekleyeceğiz. Ama sabırsızlanıyoruz da...

Ada'nın sözlüğü ve söyleyebildikleri:

Anne
Baba
Seda
Gel
Bobo (oyuncak ayı ve çizgi film)
Fu (Su)
Mum
Mama
Çiş
Meyawww (kedi)
Havhav (köpek)
Üüü (Horoz)
Gak (Karga)
Vupvup (Vapur)
Hınhın (Araba)
Hırrrnnn hırrnn (Motorsiklet)
Mee (Koyun)
Mööö (İnek)
Mö-fu (İnek suyu yani SÜT )
Bızzz (Arı)
Cikcik (Kuş)
Ağaç

unuttuklarım da var elbet, şimdi aklıma gelenleri yazdım. tarihe geçmesi açısından :) görüldüğü üzre taklide dayanan sözcüklerde oldukça başarılı, ayrıca tüm hayvan seslerini (deve ve domuz da dahil olmak üzre :)))) taklid edebiliyor.

Sanırım yavaş yavaş çözülecek dili.

Sabır...

30 Ekim 2011 Pazar

yeniden başlasak...

Merhaba.

Artık devamlı yazacağım. Uzun uzun... İnsan yazdıkça rahatlıyor sanki, düşündükçe değil. Ülke olarak ne garip bir sınavdan geçiyoruz. Acı üstüne acı... Bitsin gitsin, bir daha uğramasın. Dün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'ydı, geçen hafta bugün Van'da deprem oldu, yıkıldı insanlar. Ne çabuk tarihe karışıyoruz, dün bugün geçen hafta bir yıl önce... Her şey unutulup gidiyor, acılar çeken için baki kalıyor.

Van için güzel şeyler yapılıyor, yapılacak ama insan düşünmeden edemiyor, el ayak çekilince oradakiler ne yapacak? Yardım kolilerinin içine eskileri koyanlar bunu da düşünüyor olmalı. Yeni fikirler, yeni hayatlar kurulacak orada. Yeniye de destek olmalı.

Beni en çok saatler sonra kurtarılan, annesinin tükürüğü ile beslenen Azra bebek etkiledi. Sanki "yeni hayatına" bir kez daha doğmuş gibi. İkinci kez doğurdu annesi onu. İnsan empati yapmadan duramıyor... Bir yıkıntının içinde nasıl beslenir bebek? O anneye nasıl bir sabır verilmiş ki saatlerce dayanabilmiş.

Van'da eşimin kuzeni eşi ve çocuğu da vardı. Devlet memurları. İyiler, evlerinde hasar var ama iyiler. Çok şükür.

Herkes iyi olsun, hele çocuklar. Hep gülsün çocuklar, hep mutluluk olsun onlara...

Meleklerle Yaşamak kitabını okuyorum bugünlerde.
Melekler hep çocuklarımızı korusun. İstemeyi unutmayın. Hep meleklerinizden yardım isteyin, çocuklarınızın yanında kalmalarını, onları korumalarını isteyin. Olsun...

Sevgiyle,

15 Ağustos 2011 Pazartesi

tozlu blog

ben yokken epey toz tutmuş blog.

nedense hiç yazasım yok. İlk günlerin telaşı, paylaşım isteği giderek azaldı tüm blog annelerinde sanki... Bir yerden başlamalı, tut elimden rovni...

Yaz tatilimizden misal...

Harika, deli dolu, neşeli, bazen çok yorucu ama hiç sıkıcı olmayan bir tatildi. Ada ile sıkılmak namümkün zaten. Önce aşkımız Bozcaada'mıza gittik. Ohhh o serin sular, ah o güzel akşamlar... Ada denizi hiç ama hiç sevmedi. Kumlarla oynamayı seçti, biz de pek ısrar etmedik. Aldığım nice deniz topu, kolluk, simit ve havuz da bagajı bekledi.

Ada'dan Bodrum'a geçtik. Köyümüze gittik. Orası daha kalabalıktı. Arkadaşlarımız, arkadaşlarımızın arkadaşları ve arkadaşlarımızın arkadaşlarının arkadaşları olarak epey kalabalık bir masa oluşturduk. Neşeli ve cıvıltılıydı :)

Ada tatilde bazı huylar geliştirdi ki bunları; yemek yememe, uyumak istememe, aşırı koşma isteği, durup dururken bağırmaya başlama şeklinde özetleyebiliriz. haaa, bir de her gördüğü oyuncak vb. şeyi isteme maddesi var ki, oğluna kıyamayan anne-baba olarak sayısız top, Çinde üretilmiş tuhaf sesler çıkaran türlü zamazingolar, dergi, dergiden çıkan dandik oyuncak vb. ürünlerle geri döndük evimize.

Bodrum'da bir gün aniden kusmaya başlaması, serum takılması ve boğazı kızarmış teşhisi dışında her şey güzeldi çok şükür.

Bozcaada'nın denizi soğuk belki Bodrum'da girer düşüncemiz boşa çıktı ve Ada burada da denize girmedi. Hatta bizim de girmemizi istemedi. Adının dört tarafı denizlerle çevrili olduğunu kendisine anımsattık ama pek oralı olmadı :)

Şehrimize döndüğümüzde elimizde; bozulmuş bir yemek düzeni, sarsılmış bir uyku düzeni, hayli şımarmış bir bünye ve yorgun ama mutlu anne baba vardı. Babaanneye; bizim biraz tatile ihtiyacımız var bile dedik :) Allahtan çabuk toparladık durumları.

Veeee apayrı bir yazı konusu olan oyun grubu denememiz. Ne yazık ki istediğimiz ya da hayal ettiğimiz gibi gitmedi. Bu yıl da evinin çocuğu olması en hayırlısı dedik.

Veee işe dönüş... Tatlı tatilin bitmesi, annenin tıpış tıpış işe dönmesi ile de koskocaaaa tatilimiz bitti. Olsun varsın, önümüz bayram o da olmadı 11 ay sonra yine tatil avuntusu ile oğluna alışmış, tüm yaz dip dibe yaşamış anne işe gitti, ilk günün şerefine oğluna kırmızı bir hınhınnn getirdi. Ada tam bir motor sevdalısı oldu. Motor yukarı motor aşağı... varsa yoksa hınhınnn...

işte böyle blogcuğum, yine gelirim.

29 Haziran 2011 Çarşamba

emziğe veda v.1

Eveettt sevgili blog, Ada'nın emzikle vedasının vakti geldi de geçiyor-du bile. Bir ara kendi kendine bıraktığı, sonra can haliyle sarıldığı, ağzından düşürmediği emzikle veda günü geldi çattı. Öncelikle emzikle ilgili tüm blog, yazı, makale vs. okuyarak kendimi hazırladım. Son bir haftadır da Ada'ya Bobolu masallar eşliğinde emziği bırakacağı yönünde ufak sinyaller verdim ve doğru günü beklemeye başladım. Bugün babası ben ve Ada yazlık ayakkabı ve giysi almak için alışverişe gittik, dönerken yolda istedi. Emziğini babaannesinde unuttuğumuzu söyledim. Yol boyu ağaç, araba ve iş makinelerine baktırıp lafa tuttum. Güzellll... Eve geldik, banyo ve yemek sonrası uykuya geçişte tekrar istedi. Emziği sadece bebeklerin kullandığını söyledim. Ada'nın kaç doğum günü olmuştu? 2. Demek ki o artık bebek değildi. Peki Kerem? Kerem'in doğum günü olmu mu? Hayıırr... Demek ki Kerem daha bebek. ( Kerem canım arkadaşım G. oğluşu, Ada'nın da sıklıkla emerken göreceği bir bebe, üzgünüm Kerem seni kullandım yavrum) Derken uzun bir ısrar ve ağlama... Tam yelkenleri suya indirecekken toparladım ve çekmecesindeki delik emziğini hatırladım. Aynı emzik olduğundan görünce pek sevindi, ama delik olduğunu anladığı an bastı yaygarayı. Tekrar verdim istemedi... Ve uyudu!

Yaklaşık 2 saat sonra uyandı. Yatağında su biberonu vardı, önce su içmiş. Kucağıma aldım ve pışpış yaptım. Elinde bugün aldığı hınhını (motorsiklet) vardı, baktım tekerleğini emmeye çalışıyor. Usulca hınhını aldım, kaldırdım. Kısa bir sürede uykuya daldı.

Motoru emdiğini gördüğüm an içim parçalandı. Bu denli sevdiği birşeyden böyle birden ayrılması çok acı, ama bu meseleyi çözmemiz gerek...

işte böyle...

:(

26 Haziran 2011 Pazar

selam...

Merhaba blog,

Hayır yazar yıllık izninin bir kısmını kullanmadı, bildiğin tembel... Yazmayı bıraktı, okumaya devam ediyor ama yazmak konusunda şu mevsim kadar istikrarsız. Bazen yepyeni bir adresle yeniden başlamaya heves etse de...

Ada'm an itibari ile 27 aylık. Her gün yeni macera, tam sayfa... Çok tatlı, çok. Yazmayalı neler oldu;
  • 10 Gün süren nane molla bi hastalık geçirdi, anjin oldu, ilk defa kilo kaybetti, ilk defa ateş uzun sürdü... Geçti gitti, şükür.
  • Anne ve babasıyla okulları gezdi, oyun grubu arandı, sanırım bulundu.
  • Konuşma konusunda ufak ilerlemeler var, beden dili ve adaca diliyle her şeyi anlatıyor o ayrı...
  • Aydede, yıldız ve çöpçü aşkı tam gaz devam.
  • Yeme içme konularında bir gün deli iştahlı, bir gün iştahsız...
  • I-ıııh dönemine girdik. her şeye ıııı-ıhhh...
  • Beni üzdüğünü anladığı an, anniii diyerek boynuma sarılıyor, öpücüklere boğuyor. Çok numaracı çok, tabii ben de hemen numarayı yiyorum... O öpücüklere bayılıyorum.
şimdilik bu kadar, yazar yakında gerçekten yıllık iznini kullanacak, yazlık haberlerle görüşmek üzere blog...

17 Mayıs 2011 Salı

unutmadan...

Çok hoşuma gittiği için yazıyorum, unutmak istemiyorum... Geçen gün Nehir ve Deniz'lerle parkta buluştuk, yemek yedik, anne baba ve çocuklar. İşte diyalog orada gelişti;

Nehir (4 yaşa yaklaşıyor) : Tekir teyze, babam süt içmemi istemiyor...
Tekir: Aaaa! Neden?
Nehir: Süt içersem büyürüm.
Tekir: Eeee?
Nehir: Ben büyüyünce bir prens gelip benimle evlenir. İşte bu yüzden babam süt içmemi istemiyor.
Tekir: !!!!!

:)

Çok alemsin Nehirrrrrr :)

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Ada bu aralar...

Bugün'den;

- Ada, anneannenle parka gittiniz mi bugün?
- Gittiiii

anne ve baba birbirine bakar. sevinç :) Sanırım ufak ufak konuşmaya başladı :)

Uyku öncesi;
- Ada, iyi geceler...muahhhh (şapırtılı öpücük)
- Anniiii, bobooo?

uyku arkadaşı Bobo salondadır. gidilir, salondan bobo alınır. Tam uykuya geçilecektir kiiii
- Anniiii, havvvv?

diğer uyku arkadaşı Fışır odada bir yerdedir, o da bulunur...

Tammmm uykuya geçilecektir kiii,
- Annniiii, Bobbb?

uyku öncesi okunan Bob (Aydaki Adam) çekmeceden çıkar, okunur, Bob ve uzaylı arkadaşlarına uzuuuun uzuuun bakılır, yırtılan sonra annii tarafından bantlanan sayfaların hikayesi okunur, en sonunda Bob ve Ada uykuya yenik düşerler. Oysa Bob uyuduktan sonra uzaylılar parti vermektedir, anne parti vermez hooop uykuya düşerrrr :)

20 Nisan 2011 Çarşamba

heyooo

evden bloga erişebildim. özgürlükler ülkesiyiz yaşasın! penguenin kapağını anımsadım birden, youtube'a erişim sağlanınca "vay be ne özgür ülkeyiz, bir de hayır demeyi düşünüyorduk" demişlerdi. aynen...

Ada 2 yaşında ilerlemeye devam ediyor. Konuşma-ma konusundaki endişelerimi gömdüm. Elbet bir gün konuşacak ve susmayacak. Yine de her şeyi anlatıyor. İşten geldiğimde ilk yaptığı şey pandomim sanatçılarını kıskandıracak nitelikteki günün özeti :) Hamura bayılıyor, daha bir iki ay önce hamura dokunamayan çocuk heykeltraş oldu çıktı :) Bir de suluboya aşkımız var. Gerçi sulu kısmı daha çok ilgisini çekiyor. Boyuyoruz bol bol. Ben de kendimi suluboya konusunda aştım, önümde kids gibi yetenekli biri var gerçi :)

Entellektüel olarak hiç bir şey yapmıyorum, Ada uyurken (hala kucağımda uyuyor) ben de uyuyakalıyorum, oradan da hooop yatak. Kitap film felan yok. Dün akşam tiyatroya gittik gerçi ama onu da entel faaliyetten saymıyorum ben.

Geçtiğimiz hafta bahar tatilimiz vardı. 9 koca günü gezmece ve tozmacaya ayırdık. Hava bahardan çok kışı andırsa da evde takılmadık çok. Yaşasın avmler ve ev gezmeleri.

Annelik her gün demlenen, tadından yenmeyen bir tatlı gibi. Gün be gün çoğalıyor, gün be gün güzelleşiyor sanki.

Yavrunun kokusu, en güzeli de bu.

Bahar geliyor, hava ısınacak, güneş çıkacak. Tatil planları, kısa kollular ortaya çıkacak. Sevindirik olmak için bir neden daha.

Öptüm blog seni, gitme buralarda ol e mi?

10 Nisan 2011 Pazar

merhaba blog!

Yazamayalı epey oldu. evden işten hatta cepten yasaklı site kardeşimin bilgisayarında yasaklı değil. Hazır Ada uykuda, kardeş mutfakta bana nefis turta yaparken ben de boş durmayayım yazayım dedim....

Ada 2 yaşında artık :)

Harika bir doğum günü oldu. 11 çocuk toplam 39 misafiri ağırladık ) sabahtan başlayan akşama kadar devam eden süper bir doğum günüydü. Ada uykudan uyanıp ilk dakikalarda mızıldansa da uyum sağladı. Oyuncaklarını paylaştı ve bir kaza çıkmadı. (bknz: Doritos'un doğum gününde yaşananlar) :))) Kalabalık, neşeli, gürültülü ve enerjikti. Tam da istediğim gibi. Geçen seneye göre daha az stress oldum, sanırım bir iki yıl içinde doğum günü olayının kitabını yazabilirim :P Rapunzel harika ve kocaman Pocoyo pastası ile Ada'yı çok mutlu etti, teyzemiz de boş durmadı elbette, nefis Pocoyo cupcake'leri ile soframızı donattı. Anneanne, babaanne ve hala da nefis mamalar yaptılar.

Katılan herkese çok teşekkür ederim.

Doğum gününden;
  • Günün en miniği; Partinin başında gelen ve misafirler gelmeye başlayınca giden Kerem (5 aylık)
  • Günün en büyüğü; Partinin ortalarında hızlıca bir giriş yapan Meriç (12 yaşında)
  • Günün en cool delikanlısı; Doruk.
  • Günün şirinlik abidesi; Kırmızı gözlükleriyle Ela.
  • Günün en aç bebesi; Ada'nın oyuncak plastik dünyasındaki kutupların yok olmasına neden olan Posido :)
  • Günün en uyumlu ikisi; Deniz ve Nehir
ps: blog açılsa da yazsam dediğim şeyleri hatırlamıyorum iyi mi? şimdilik bu kadar, umarım yasak bir an önce kalkar...


27 Şubat 2011 Pazar

bugün...


33 oldummmmmmmmmmmmmm :)

iyi ki doğdummmmmm...

mutlu yıllar ben, sağlıkla, mutlulukla, neşeyle yaşa :)

26 Şubat 2011 Cumartesi

Çocuk Hakları Kongresi


Dün, I. Türkiye Çocuk Hakları Kongresi'nde idim. Güzel şeyler de oluyor ülkede. Ne zorluklarla yapıldığı, ne kadar uzun zamandır bu işle ilgili uğraş verdiklerini de anlattılar, kendilerini ve bürokrasiyi eleştirdiler... Kongre 3 gün sürüyor, ben sadece dün katılabildim. Bugünü kaçırdık ama yarın da var, gitmek isteyenlere duyurulur. Çocuklar, gençler, öğretmenler, anneler ve babalar vardı. Üniversitelerden hocalar, uzmanlar... Çocuklar, haklarını arıyorlar, hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Kongrede çok önemli oturumlar var, yetişkin oturumlarındaki bildirileri kitap yapmışlar, koca iki cilt. Okuyorum... Haklar, çocuk hakları, tv, reklamlar, basın... Ne çok şey var çocukları ihmal eden, ettiğimiz. En önem verdiğim şeyler çocuk oturumlarıydı ki sadece bir tanesine katılabilecektim, hangisini seçeceğimi şaşırdım. En sonunda büyüklerde hata yapar başlığını seçtim. Dört tatlı çocuk büyüklerin hatalarını sıraladılar. Van'dan gelip sunum yapan 6. sınıf öğrencileri Büyüklerin Yaptıkları Hatalar Top 10 adında bir sunum hazırlamışlar. Aklımda kalanlar;
  1. Bizi başkalarıyla kıyaslamayın
  2. Bazen büyük bazen küçük yerine koymayın
  3. Bizi olduğumuz gibi kabul edin
  4. Başarısızlıklarımızı hoş görün
  5. Yanımızda kavga etmeyin...

Çok haklılar. Çocuklar hep haklılar...

ayrıntılı bilgi: işte burada

21 Şubat 2011 Pazartesi

Bu aralar...

Madde bağımlısı olalım ve son günleri maddeleyelim, yoksa yazmak istediklerim uçuşup gidecekler aklımdan...
  • Ada Kayu'yu seviyor demiş idim... Artık sevmiyor. İzlemiyor. Kayu bitti, yaşasın Pocoyo modundayız.
  • Emzik'e bye dedik demiş idim... Ara ara arıyor, ben de her daim hazır tutuyorum ama bir iki emdikten sonra yere atıyor. Sanırım gerçekten vedalaştık emzikle. Baskı ve ısrar yok, istemiyorsa istemiyordur, istediğinde de veriyorum...
  • Mutfakta koccaaaman bir yer kaplayan sevgili sterilizatörü de kaldırdım. Biberonları kaynatıyorum artık. Tezgahta büyük bir hafiflik oldu. Kendisine yaklaşık 2 yıldır yaptığı çalışmalar için çok teşekkür ederiz.
  • Gezme tozma modundan çıkmadık. Sokakta değilsek ev gezmesindeyiz.
  • Okudukça kafam karışıyor, çocuk psikolojisi kitaplarının, yazarların, pedagogların hangisine güveneceğimi şaşırdım. Hiç birine ve kimseye kulak asmamaya karar verdim. İçimden geldiği gibi...
  • Bu hafta 33. yaşıma giriyorum.
  • Ada bu hafta 23 aylık oluyor. Doğum günü yaklaşıyor. İçim pırpır sevinçli :)
  • Yarın uzun zamandır beklediğim cirque du soleil'e gidiyorum. Haftasonu gidenler hiççç beğenmemişler. Neden acaba? Gidilip görülmeli...
  • İş yerinde çok yoğun bir döneme giriyorum. Bana kolay gele. Mesai, mesai, mesai...
  • Hafta sonları hava hep güneşli olmalı, parklar bahçeler evin yakınına da açılmalı. Bahçeli bir eve taşınmalı...
  • Seyretmek istediğim bin tane film var, dvd ye takılıyorlar, beş dakika sonra horrrrrr..
  • Ninni sıkıntısı çekiyorum. Uydurduğum bi ninni var, bir de dandini dandini dastana. Söyleyecek bir şey bulamayınca kendimce beste ve güfte çalışmalarına başlıyorum. Söz bazen sıkıntı yaratıyor. Hal böyle olunca ben de bir şeyler saymaya başlıyorum. Geçen akşam meyveleri saydım, bu akşam yazarları... Çehov, Gogol, Sophokles, Brecht, Miller, Aristo, Beckett, Tolstoy felan...
  • Deli miyim neyim?

12 Şubat 2011 Cumartesi

ne tatlı tatilimizdin sen...

Koskocaaaaaa 15 gün tatilimiz bitti bitiyor. Ne güzel geçtin sen...

evimizde oyunlar oynadık, Kerem'lere gittik, kızlarla toplaştık, şarap içtik, pizza yedik, Yiğit'lere gittik, evimizi temizledik, kitap okuduk, Kayu seyrettik, park ve bahçeler müdürü olduk, kumlarla oynadık, anneanneye gittik, babaanneye gittik, kızlarla bi daha toplaştık, misafirliğe gelenleri ağırladık, kek yaptık, kurabiye yaptık, bolca çamaşır yıkadık, hep eşofman giydik, ayaklarımızı dinlendirdik, bir kez bile gömlek siyah pantolon giymedik, çay kahve içtik, kuruyemiş çitledik, çıkartma yapıştırdık, hamur oynadık, ikeaya gittik, alışverişler yaptık, suluboyaya başladık, dişçiye gittik bıııızzzt olduk, emziğe bye bye dedik, sabah akşam nutella yedik, Sezar ve Oti ile oynadık, oyuncak sepetini günde üç kere dağıttık topladık, evimizi sevdik, evimizden sıkıldık kendimizi sokaklara attık, kuşları besledik, pazara gittik bir tavuk aldık :), yeni filmler aldık, bazılarını seyrettik bazılarını seyrederken uyuyakaldık, anne baba ada oyunlar oynadık, aynı oyuna ikinci kez gittik...

sevdik seni tatil. nisanda yine gel :)

bye bye emzik...

Ada emziği bıraktı. Not düşelim unutmayalım. Kendi kendine hem de. Silikon emzikleri dişleri ile parçalamaya başlayınca kauçuk emzik-ler almıştım. Onları da dişleri ile kesmeye ve bu durumdan rahatsız olmaya başladı. Önce babaannesinde emziksiz uyumaya, sonra evde emzik istememeye, hatta verilen emzikleri aaaaaaahhh şeklinde itmeye başladı. Son üç gündür emziksiz uyuyor.

Ben emzik emen bebeleri pek severim. Çok tatlı gelir bana. Doktor 2 yaşına kadar emebilir bir sakıncası yok dediğinden içim rahattı. Bir de, emzik mi parmak mı diye düşündüğümde tercihimi hep emzikten yana kullandım. Emzik daha kolay vazgeçilebilir ya parmak? her daim yanında...

Ben bebeyken, emziğimi halamda unutmuşum, bir iki mıkırdanmışım annem halamda kaldığını söyleyince bir daha istememişim. Eşim çok uzun zaman beş parmağında beş emzikle dolanmış. Ada da böyle kendi kendine bıraktı.

Darısı tüm isteyenlerin başına.
Biz yine de maşallah diyelim de yarın emziğimmmmm diye tutturmasın :)

4 Şubat 2011 Cuma

Ada'nın caillou sevgisi...


Caillou'yu ilk olarak canım arkadaşım Özlem'in kızı Deniz'de duymuştum. Henüz Ada fikri bile ortada değildi. Nedir diye sorduğumda "bi oğlan işte" demişti. Sonra Ada doğdu, büyüdü... Ada yaklaşık 18 aylık olana kadar yanında tv açmadık, sonradan ana haber bültenini açar olduk ama Ada hiç ilgilenmedi televizyonla. Bir de Naze'nin annesi Aslı (özledim bu arada Aslı'cım) bize sitikırlı bir Kayu (ismin orjinalini yazmaya üşendim) kitabı getirmişti, hımmm demek buymuş dedik.

Ve geçen aylarda bir gün...

Televizyonda Kayu'ya rastladık. Ada seyretti ve çok sevdi. Daaaaa (Kayu demek) aşağı Daaaa yukarı. Sabah ve akşam bir iki bölüm seyrediyor şimdi. Ama o kadar akıllı ki, dvd player'a cd'yi sokmaya çalışıyor ve kendi istediği saatlerde de izlemek istiyor. Çoğu kez kandırıyorum ama bazen Daaa sevgisine yenik düşüyorum. Hep aynı bölümleri izlemesin diye 2 tane dvd aldım. Böylelikle Kayu pazarına ben de katıldım. Aslında alttan alta çizgi filme gıcık oluyorum. Nedenini tam bulamadım. Bir kere eğlenceli değil, bilgilendirici mi peki? Evet. Kayu ile pek çok şey öğrenilebilir. Ada öğrensin diye seyrettirmiyoruz, bence hiçbir tv olayı sırf öğretici olduğu için seyrettirilmemeli. Güzel şeyler de var içinde, aile ilişkileri, hayvan sevgisi, çalışan anne baba gibi temalar sık sık gözümüze gözümüze sokuluyor.

Neden hep aynı giysiyi giyiyor bu anne baba çocuk diye düşündüm bugün. Geçen bölümlerden birinde karlı bir kış gününde anne baba battaniye altında otururlarken Kayu hala şortluydu :) Sonra cevabı buldum; karakterle özdeşleşme için hep aynı kalması gerekiyor. Süpermen'de hep aynı giysiyi giyer ama değil mi? Bu arada Kayu pazarı ciddi bir şey. Kayu'nun her bir şeyi var, top, masa, sandalye, kova kürek, defter kalem, oyuncak... Şimdilik o alanda sadece dvd alımıyla sınırlı kaldık ve kalmaya da devam edeceğim. Kayu'yu sadece evimizde izleyebiliyor Ada, babaanne de Kayu yok. Asla orada Kayu seyretmek istemiyor. İlginç...

Bir de çizgi filmin dublajıyla ilgili ciddi sorunlar var. Bu işlerden biraz çakan biri olarak dublaj stüdyosunda nasıl sıkıntılar olduğunu bilirim. Bazen annenin sesi hoop öğretmenin sesi oluveriyor, bazen baba yoldan geçen bir amca oluyor. Bir de (amannn ne çok şey var söylenecek) tercüme sıkıntısı olduğu aşikar. "Akşam yıldızını gördüğümü düşünüyorum" dedi büyükanne bugün. Hoppalaaaa, biz böyle konuşmayız ki... Ve son ama en önemli şey Kayu'nun babasının gökgürlemesine karşı oğluna dua öğrettiği bölümdü ki tüylerim diken diken oldu. Bu kadar da zorlama olmaz. Baba ve oğul karşılıklı oturmuş çikolata içiyorlar, babası oğluna korktuğu zaman eliyle üçe kadar saymasını söylüyor. Oysa dublajda ciddi bir dua var! Peki eller ne oldu hocam?

Kayu mevzusu uzar gider, ben lafı kısa keseyim.

Ahhh oğluşumun doğum günüsü de yaklaşıyorrrr, ne yapsam Kayu'lu pasta mı yapsam :p

son bir ek: jenerik seyretmeyen bizden değildir diyen ezel hocamın kulakları çınlasın, fark eden var mı jenerikte bülent ... diye biri var :) kendisinden rica edelim bölüm öykülerine bir el atsın, madem Türkiye'de bu denli seviliyor, Kayu Bodrum'da, Kayu sünnet oluyor, Kayu küçük altınlarını ne yaptı, Kayu'nun kedisi alerji yapar mı gibi bölümler yazılsınnnn :)

1 Şubat 2011 Salı

otican iş başında...

Kedimiz Oti'nin çok ama çok yaramaz olduğunu bilmeyen yok. Oti evin kuduruk oğlanı, bazen bizi çoook sinirlendirse de onu ayrı seviyoruz. Sabahları uyandım mesela, hani insan gözlerini açar ama daha uyumak ister. Yok! uyuyamazsın. Çünkü Oti gözünü açma sesini bile duyar ve başlar miyavlamaya. Miyavlamak daha çok ulumak gibi... Öyle hayal edin... Ada çoğu kez Oti'nin sesine uyanır, diyelim uyanmadı, ben yavaş adımlarla kapıyı açar ve Oti'nin yanına gelirim, maması mı eksik? hayır, suyu mu bitmiş? yooo, kuma bakarım pis mi diye, o da temiz. Peki niye miyavladın Otican? suratıma bakar ve kuyruğunu nazlı nazlı sallayarak salona geçer, uyumakta olan Sezar'ın üstüne atlar veya koltukta uyur. Olan bana olur! Neyse, kapıları açar, hatta kilitler, klavyeden harf söker, masanın üstündekleri devirir vs. vs... Geçen akşam yemekte tavuk vardı, tabakları masaya koyduk, mutfaktan ekmek su vs. getiriyoruz. Ada birden bire çığlıklar atmaya başladı. Oti koca tavuk butunu almış, sehpanın altında kemiriyor! Ada'yı ilk defa bu kadar korkmuş gördük. Ada'yı sakinleştirmek epey zaman aldı. Yemek yerken de durmadan Oti'nin tavuğu çaldığını kendince anlatıp durdu. Yemeğini çaldığı için mi, ilk defa masadan bir şey aşırırken gördüğü için mi bilemiyorum ama Ada korktu! Daha dikkatli olmamız gerekiyor.

Bunun dışında Ada'nın kedilerle arası hele de Oti ile arası çok iyi. Onunla boğuşmaya bayılıyor. Arada kulak ve kuyruk çekmeye minik tırnaklarla karşılık verse de Oti de Ada'yı çok seviyor. İyi ki kedilerimizden vazgeçmedik. Her türlü yaramazlıklarına rağmen...

minik bir detay: kedilerimizin tüm aşıları tam, tüy yutma vs. için de düzenli olarak kist aşısı oluyorlar, endişe etmeyiniz... :)

24 Ocak 2011 Pazartesi

anısına...

18 yıl olmuş...

18 yıl önce bugün doğanlar Haziran ayında oy kullanacaklar.

Umutluyum.

Yine de...

Her şeye rağmen...

18 Ocak 2011 Salı

anısına...


GÜVERCİN
bir daha açar mı karanfil korkusuz

bir daha uçar mı güvercin şehirde

yalancı güneşli bir ocak

mübarek cuma gününde

gitti cancağızım gitti

bitti son İstanbul

kaldırımlar zabıt tuttu

hepimiz şahidiz

her yer tetikti

bir daha yazar mı kalem kanaya kanaya

kağıdı da kan tutar mı ağaç değil mi soyu

ağla doyasıya ağla

aynı denizde çoğalır yüreğin öz suyu

sen de çekip gitme

dayan be umudum

dön gel...

meydan okur hayat

pabuç bırakmaz ölüme

dön gel...


S. Aksu

*Geçen yılki yazıyı kopyaladım, insan böylesi zamanlarda, en çok konuşması gereken anlarda, konuşamıyor, susuyor... demişim geçen yıl. Üç senedir aynı yazıyı yayınlıyorum, üç senedir herşey aynı, değişen bir şey yok. geriye giden bir şeyler var...

12 Ocak 2011 Çarşamba

Anne dedi...

Ada dün akşam ilk kez Anne dedi. Nasıl?

Bu aralar en sevdiği oyun saklambaç. Halası ile oynamaya bayılıyor, halası da Ada'nın en iyi oyun arkadaşı, oflamadan puflamadan oynuyor işten geç ve yorgun geldiği halde. Kendisini bir kez de huzurlarınızda tebrik ediyorum :) Neyse, Ada ve halası gözlerini kapatıyor, ona kadar sayıyor ben saklanıyorum. Büyük bir heyecan ve mutlulukla beni arıyor. Bu sırada halası "Annee de Ada'cığım" dedi ve Ada'nın ağzından ilk anneeeee çıktı. Ben de saklandığım yerden çıktım, sarıldık. Sonra tekrar ve tekrar saklandım, her seferinde anneee dedi. Oyun bitti tekrar abla oldum! Olsun, bir kere dedi ya, devamı da gelir herhalde.

Çok mesudum blog!

:)

8 Ocak 2011 Cumartesi

Tiyatroya gittik.

Evet, evet biz tiyatroya gittik. Sorsalar 2,5-3 yaşından önce tiyatro mu olur canım derdim ama gittik valla. Babanın oyunu yakına gelince, biz de deneyelim mi dedik, seyretmezse çıkarız diye köşe koltuğu seçtik :) Önce kulise gittik, ablaları abileri gördük, kuaför saç yaparken muzumuzu yedik, ortamı kesip kimselere gülücük vermedik :) Sonra seyirci koltuklarına oturduk, söylememe gerek yok ama en küçük seyirci Ada'ydı :) Oyunu baştan sona büyük bir ilgi ile seyretti Ada, hiç sıkılmadı, mızıldanmadı. Beni de şaşırttı, ben bir on dakika seyreder çıkarız diye düşünmüştüm. Oyun bitti ve Ada ağlamaya başladı perde kapanırken... Bitmesin istedi. Tekrar kulise gittik, abi ve ablaları tebrik ettik :) Babamızı da aldık çıktık.

:)

27 Mart doğumlu bir bebenin tiyatroyu sevmemesi düşünülemez değil mi ama?

7 Ocak 2011 Cuma

ÇOOOOK MUTLUYUM

Bu sabah radyoda 9 haberlerinde şunu duydum: ERKEN DOĞUM YAPAN ANNELERİN DOĞUM ÖNÜ İZİNLERİ ARTIK DOĞUM SONRASINA EKLENECEK. Nasıl mutlu oldum anlatamam, arabayı sağa çekip kolbastı yapasım geldi :) Haberi dinledikçe sevinç gözyaşları süzüldü tombik yanaklarıma :) Ben bilirim erken doğum yapmanın ne demek olduğunu, ben bilirim henüz daha mini mini bebeni bırakıp işe dönmenin ne demek olduğunu... Ada erken doğdu ama boy ve kilo açısından normal bebeklerden bir farkı yoktu, küvözde çok az kaldı. Ama erken doğdu, bir şeyi mi var, eksiği mi var, ne olacak şimdi sorularıyla geçen saatleri, emin olana kadar çekilen çileyi ben bilirim. Doğum yaptığım gün başka bebeklerde vardı annesine kavuşan, kimi 900 gramdı, evet 900 gram... Sonradan o anneyle doktor kapısında da karşılaştık, ben doğumdan 3 gün sonra Ada'yı muayeneye getirmiştim, o ise doktora çocuğunun durumunu soruyordu, o bebek küvözdeydi. Canım benim, iyidir umarım, sağlıklı ve mutludur...
ÇOK MUTLUYUM, ÇOK YAŞASIN ANNELER VE BEBELER. EMEĞİ GEÇEN HERKESE TEŞEKKÜRLER...

5 Ocak 2011 Çarşamba

Bu aralar

not etmem gerek;
  • geçen hafta çişinin geldiğini söyledi.
  • ci ci (civciv) bempe (pembe) sözcüklerini dün öğrendi.
  • en sevdiği şarkı "kurufasülyaaa iki buçuk lira"
  • en sevdiği kitap Aydaki Adam (Bob) ve Pisi kedi serisinden Sarılalım sıkı sıkı. Bu ikisini okumadan uyumuyor.
  • en sevdiği hayvan hala Oti :)
  • kuş, karga, kedi, aslan, noel baba, otoparkçı, eskici ve simitçi seslerini taklit edebiliyor.
  • en sevdiği oyun saklambaç (halası ile)
  • bana sarıldığında muhakkak sırtıma pıtı pıtı vuruyor (bayılıyorum)
  • öpülmeyi sevmiyor ama uzaktan öpücük gönderiyor durup dururken :)

Neler demişim...