Ada'dan haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ada'dan haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2012 Pazartesi

ortaya karışık


Habire yazacağım diyen ve yazmayan blog sahibesi benim! Nedenlerim var; tembellik ve aşırı tembellik. Yoksam cepten her gün blogları takip ediyorum. Yaşasın telefon... Bi de tivitir sardı beni, oraya yazınca bloga iyice üşenir oldum... bozcaadalikedi adıyla fırt fırt yazan benim :)))

Bu aralar fizik tedavi oluyorum. Boyun fıtığı olmuşum. Nedeni bir hapşırık da olabilirmiş, ani bir fren de... Nedeni bence koltukta uyuyakalmak, spor yapmamak ve stress... Fizik biraz iyi geldi gibi ama sırt ağrılarım hala tam olarak geçmedi... umutluyum geçecek...

Ada oyun grubuna gidiyor ve çok memnun hayatından. Maşallah, biz de sevdik. Babası götürüp getiriyor. Canım kocam benim :) İki haftalık sömestre tatilince ben getirir götürürüm diyordum ki "fiziksel" şartlar engelledi. Yine de fizikten çıkıp son dakika okuldan almaya gidebildim bir kaç kez. İlk gün gittiğimde kapıyı açan öğretmen bana bakıp "buyrunnn" dedi. Kısaca; siz kimsiniz hayırdır??? manası taşıyordu :) Utanarak ben Ada'nın annesiyim dedim. Kadın ne yapsın, bir kere okul tanıtım gününe gitmiştim... Haaaaa! diyerek içeriye buyur edildim. Bir gün de fiziği kırdım oğlumu okula götürdüm, derslere girdim. O gün yeşil günüymüş, yeşil kavramını öğrendim oğlumla. bi süre yeşil bi şey görmesem iyi olur :)

Tatil tatlı. Bir haftası geçti bile. Haftayı okula giderek, gezerek, okuyarak, misafirliğe giderek, misafir kabul ederek ve eğlenerek geçirdik. Ev annesi olmak zormuş bu arada! Evde olup çocuk bakan annelere saygım bir kat daha arttı. Özellikle 3 yaşa yaklaşırken oyalamak-eğlemek epey zor.

Oğluşla aşkımız her gün büyüyor. sanki her gün bir öncekinden daha fazla seviyorum Ada'mı. Bir de 3 yaşa 2 kaldı... Ne de çabuk geçiyor günler.

Bebeler, hamileler, yeni doğum ve hamilelik planları sardı çevremi. Arkadaşlarım arasında hamile ve doğum haberleri artıyor. Sevindirik oluyorum, çoğalıyoruz, büyüyoruz :)))

öptük be blog!

foto: yazdan kalma bir günden. hadi be yaz... gel artık :)

23 Şubat 2010 Salı

bu aralar

Bu aralar blogumu ihmal ettiğimin farkındayım. Sebep: çok çalışıyorum. Öyle böyle değil, çok ve yoğun çalışıyorum... Eve geldiğimde tek yapabildiğim Ada'yla azıcık oynamak, uyutmak ve sızmak. 15 tatilin acısı çıkıyor yani... Yine de ara ara arkadaşlarımla görüştüğüm, azıcık indirimlere takıldığım, ucundan ucundan kitap okuduğum da söylenebilir :)

Söyleyecek çok şey var aslında, son yazım tarihi geçince insan unutuyor!!! Mesela, Özgüranne, Tastoli, Sarıçizmeli ve Yeliz'in mimleri var yazılacak, okunan kitaplar var... Yazacağım, hepsini sıra ile yazacağım, bekleyinizzz pilisss :)

Geçen hafta Ada'yı alerjileri ve 10. ay kontrolü için doktora götürdük mesela, her şey çok iyi, beslenme, boy, pos, kilo vs. Alerjisi için kullandığımız ilaca devam dedi doktor amcamız. Düşündük, taşındık birlikte, kısa sürede uzmanı olduğum alerji hakkında sorular sordum, doktor amca yanıtladı. Ada'nın gözünde çıkan şey aslında basit ama inatçı bir şey. Bir çok bebekte görülürmüş, nedeni pek bilinmezmiş... Ada'yı kollarımda pışpışlamam, Ada'nın üstümdeki giysiye gömülmesi, hatta giysinin ucunu çekerek, burnuna yapıştırarak uyumak istemesi ve elbette bunlar olurken çok terlemesi de neden olabilirmiş. Kedi tüyü alerjisi olmadığına neredeyse emin doktorumuz, kedi ve toz alerjileri solunumla alındığından daha çok öksürük, burun akıntısı şeklinde görülürmüş, bu duruma sevindim. Uyku şeklinden bahsederken "hımmm, öyle uyutmayın bir alışırsa çok fena" dedi doktorumuz ama Ada o şekilde uyumaya alışalı epey oluyor!

Üst iki dişi Cuma günü göründüler. Cuma ve cumartesi gecesi neredeyse hiç uyumadık, çığlıklar, ağlamalar, uyumama inatları, huzursuzluklar yaşadık...

Doğum gününe sayılı günler kaldı. Pastası nasıl olmalı, organizasyonu nasıl becermeli diye düşünmeye başladım ufak ufak... 1 yaş için çok heyecanlanıyorum.

Kilo vermemde bir yavaşlama oldu ama yine de eskilere girmeye başladım. Çok seviniyorum eski giysilerimi giydikçe lakin göbek sorunsalı devam ediyor!!!

Veee son not: Ada bugün babasına üç adım atmış :)))) YUPPPİİİİİİİ :)

25 Ocak 2010 Pazartesi

ara bitti, yazmaya devam...


Merhaba blogum, nice vakittir yazmıyordum sana. Şimdi de acaba nereden başlasam anlatmaya diye düşüne düşüne bir hal oldum. Neyse ki gerçek günlük var, o yetişir imdadımıza. (Gerçek günlük, kalemli kağıtlı olan yani, sakın alınma sen)

Ada bir değişti, pir değişti sayın blog... 1 Aralık günü başlayan uyku-yemek-hareket problemleri hala devam ediyor. Geçer geçer diyen Özgür ve Sarıçizmeliye selam olsun :) Nedir peki bu problem? Melekler gibi uyuyan, akşam koyup sabah aldığımız mışıl uykulu Ada, uykusuz geceleri seven, gecenin yarısı hop kalkan "hadi oyun zamanı" enerjisi ile hepimizi dağıtan bir bebek olup çıktı. Yemeklerini hiç itiraz etmeden yiyen obur oğlum nazlı bebek oldu. Tüm bunları dişe, büyüme atağına felan bağladık bağlamasına ama ara bağlantıları çözemedik ki hala devam ediyorlar. Bir de göz kapağının üstünde sivilce benzeri şeyler çıktı, önceleri bi şi dokunmuştur felan dedik ama geçmeyince soluğu doktorumuzda aldık, alerji olabilirmiş... :( Bir ilaç verdi, bir hafta kullanacağız eğer hala geçmezse dermatologa gideceğiz. Ne oldu, niye oldu araştırıyoruz. Yumurta ve muzu kestik, bi şeye alerjisi var gibi dedi doktor... Offf of... Doktora "biliyorsunuz iki kedi var, kedi tüyüne olabilir mi" dedim, "sanmam ama belli de olmaz" dedi. Umarım böyle bir şey değildir... Doktor "bir şeye alerjisi varsa bile, sadece bu kadarla kaldıysa çok iyi, merak etmeyin" de dediği için içim bir miktar rahat, umarım ilaç etkisini gösterir ve geçer minik kuzumun gözü. Aslında ben salyalı elleri ile gözlerini kaşıdığı için olduğunu düşünüyorum. Ada uykusu gelince elleri ile gözlerini kaşıyor, eller salyalı olunca gözler kızarıyor gibi... Bilemiyorum, düşüne düşüne bunu bulabildim...

Tamam şimdi başka şeylerden bahsedelim...

Ada bir iki gün sonra 10 aylık olacak, 2 ay sonra doğum günü var, inanamıyorum. Zaman ne çabuk ve ne kadar baş döndürücü...

Hülya ve Tuna oğluşuma doğum günü armağanı gönderdiler geçen haftalarda, çok çok çok teşekkür ederiz bir kez daha. Hülya, elin bereketli sanırım, senden sonra bir hediye yağmuruna tutulduk ki sorma, teeee USA'dan bile hediye geldi senden sonra düşün yani :)

Oturmalara, çaylı pastalı doğum günlerine gittik. Önce 3,5 aylık Deniz bebek ve ablası Nehir'lere oturmaya gittik, Deniz çooook tatlı bir kız olmuş, yalnız kucağıma alırken epey zorlandım, nasıl tutuluyor unutmuşum!!! Bu misafirlikten sonra Ela'lara gittik, Doruk'la buluştuk. Pembe pasta yedik :) Konuşmalara doyamadan ayrıldık, bu sefer biz bekliyoruz ona göre :)

of anlatacak ne çok şey var, daha ödül var, mimler var... durun durun onları da yarına bırakalım...

şimdilik böyleyken böyle sevgili blog, yarın görüşürüz!

14 Aralık 2009 Pazartesi

Ateşten gömlek...

Giydik, çıkarttık...

Çarşamba günü akşamüstü Ada'nın ateşi olduğunu fark ettik, babaannedeydik ve ateş ölçer yanımızda değildi. Eve varınca bir de baktık ki 39.4!!! Panikle doktoru aradık, "39' u beğenmiyorum, fitil verin bir saatte geçmezse hastaneye gidin" dedi. Bir saat sonra (her beş dakikada bir ölçtük tabii) 38.9'a düştü, ama yine yüksek! Acile giderken arabada ölçtük 37.1. Hastanede baktılar 37.1. Bu arada Ada'nın keyfi gıcır, oyun oynuyor, herkese gülücükler felan, gören hasta demez. Boğazı iltihaplanmış. Yine!!! 2. kez oluyor bu, ancak ilkini meğer pek hafif atlatmışız (şimdi anlıyorum elbette) Neyse, hemen antibiyotik tedavisine başlandı... Eve geldik ateş yine 39... O gece 39-38 arası gitti geldi. Sabahı sabah ettik... Perşembe yine aynı. Cuma günü ateş hala düşmeyince yine doktor yolları. Meğer söylenenler doğruymuş, üç gün sürermiş ateş. Doktorumuz muayene sonrası keyfi çok yerinde olduğu, iştahı kesilmediği ve başka bir şikayetimiz olmadığı için ilaca devam etmemizi ve bir gün daha sabretmemizi söyledi. Öyle de yaptık, Cuma gecesinden başlayarak ateş düştü, hafif öksürük ve yine hafif ishal başladı ama :( Pazar günü minik kızarıklıklar gördüm kulak arkası ve alın bölgesinde. Çok sık terlediği için olabilir dedim ama bugün yoğunlaşınca ve doktorumuz "6. hastalık olabilir" deyince yine koşa koşa gittik doktora. 6. Hastalık değilmiş, ilaç döküntüsüymüş, normalmiş. Aslında Ada kuşumun hastalığının seyri de 6. hastalığa pek benziyormuş ama değilmiş... Boğazlar meselesi çözülmüş gibiymiş, bir küçük noktacık kalmış, antibiyotiği kesip başka bir şuruba başlasak olurmuş...

Neyse,
Atlattık.
Bitti gitti.
Ada kuşum iyi.
Allahım bütün bebekleri koru...

18 Kasım 2009 Çarşamba

8. aya girerken bir iki not


Bloga Ada'nın gelişimi, neler yapıp ettiği ile ilgili notlar almayalı epey oldu. Unutmadan yazıyorum.


8. aya girmemize günler kala neler yapıyor Ada kuş bir bakalım;


  • Destekle oturuyor, desteksiz oturmasına az kaldı sanki... Ancak oturmaktan çok hoşlanmıyor, hemen devriliyor...

  • Durmadan ayağa kalkmak istiyor...

  • Emekleme başladı gibi. Kısa mesafelerde başarılı. Hedefi olduğunda tam gaz ilerliyor :)

  • Adaaaa, gel gel dediğimizde kucağa gelmek için ellerini açıyor.

  • Kedilerin farkında, her hareketlerini izliyor, onlara gülüyor, eğer yakınlarındaysa mutlaka ellemek istiyor.

  • Oyuncakları arasında çok sevdikleri ve az sevdikleri var. Yani tercihleri var oğlumun :)

  • Çok uzun zamandır ismini biliyor ve seslendiğimizde bakıyor...

  • Herşeyi ağzına götürüyor, tadını sevdiyse kemiriyor, beğenmediyse hemen elinden atıyor.

  • Parkede kaymaya ve sert oyuncaklarla zemine vurmaya bayılıyor.

  • En sevdiği şarkı hala Ali Baba'nın Çiftliği. Bu şarkıyı duyar duymaz dikkat kesiliyor. Mama yedirirken sıkça söylenen bir şarkı oldu haliyle. Hayvan dünyasından çiftlikte olmayan yok :)

  • Müzik, müzik, müzik... Çok seviyor. Herkes ellerine bakıp "hımmm, piyanist olsun" felan diyor. Müzikle uğraşmasını ben de çok isterim ama zorlama yok.

  • Bazen emiyor, bazen emmiyor. Üç gün emmeyip dördüncü gün emiyor. Sanırım emzirme dönemi bitiyor :(

  • Ana kucağında zıp zıp zıplıyor, ilk doğduğunda içinde kaybolduğu ana kucağı neredeyse ufak gelecek :) kendini bir sallaması var görmelisiniz :)

  • Yatakta asla düzgün yatmıyor, sürekli dönüp yeni pozisyonlar arıyor. Yatağın kenarlarındaki yastıkların içine giriyor, ayaklarını karyola parmaklıklarına takıyor ve yine de huzurla uyuyabiliyor...

  • En neşeli oyunumuz kızılderili anne ile beyaz çocuk Ada'nın oyunu. Yerli annenin çılgın dansı ve beyaz çocuğu öpücüklere boğması ile sonlanıyor oyun. Bu oyuna gülüyor, hem de çığlıklar ata ata :)

  • Ceeee-eee de diğer favorimiz. (Yeni yeni ama, eskiden hiç sevmiyordu)

Ve son bir not; çok içten ve her zaman yüzünde olan bir gülümsemesi var ki beni benden alıyor.

22 Ekim 2009 Perşembe

Doktora gittik geldik.


Doktora gittik bugün.

Aylık randevumuzu bir haftadır yaşadıklarımız yüzünden erkene aldık böylece. Bir haftadır neler mi oluyor? Uyumak istemiyor, meyve ve yoğurt öğünlerimizi reddediyor, gece uykulardan uyanıp ağlama krizlerine giriyor-duk. Burnumuzda çok çok hafif bi akıntı (bir gün oldu sadece) hafif bir üşüme ve yine çok hafif bir ateş... Aslında fark edilmesi bile güç olabilirdi, ama dikkatli bir gözlemle başında yakaladık durumu. Dişe yorduk daha çok ama...

Baktık diş gelmiyor, bize doktor yolları göründü. İyi ki gitmişiz. İyi ki biraz daha beklememişiz. Doktor kulağında ve boğazında kızarıklıklar gördü, yemek istememesini ona bağladı (meyve ve yoğurt dışındakiler asitsiz olduğundan rahatça yeniyordu). İdrar tahlili için Ada kuşumun çiş yapmasını bekledik saatlerce... Ama yapmadı!!! Babamız işe biz de eve döndük. Eve döner dönmez, hop çiş :) Teyzemiz bizimleydi, hemen en yakın hastaneye tahlile koşturdu sağolsun... Sonuç: temiz :) Çok şükür... Antibiyotik kullanmayacağız, 3 gün şurup sonra yine muayene... Umarım hemencik iyileşecek o minik kızarıklıklar :) Peki neden oldu böyle diye sorduk doktora, cevap basit; her yerden almış olabilir, havadan, sudan, başka birinden... Doktorumuz bebeklerin hastalanmalarının bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, fanus içinde yaşatmayı doğru bulmadığını söyledi... Haklı, ben de aynı fikirdeyim... Yeter ki savaşabileceği hastalıklar bulsun yavrularımızı...

Doktorumuza gripten korunmanın yollarını sordum;

  • evi bolca havalandırmak
  • abartıya kaçmadan temizlik
  • eve gelince üstbaş değişimi
  • ellerin sıkça ve doğru şekilde yıkanması
  • hasta kişilerden uzak durma-teması kesme
  • pürel kullanma...

Hepsini elimizden geldiğince yapmaya çalışıyoruz...

Doktorumuz aşı bile yaptı bize. Son aşımızmış, artık her ay görüşmemize gerek yokmuş. Bu ayın yeniliği; çorbamıza konacak ceviz büyüklüğünde et ve akşamları ufak ufak tattırılmaya başlanacak aile yemekleri :) tuzsuz ve baharatsız olacak, ufacık verilecek, tepkisi ölçülecek :) Ada, adam oluyor yaneee :)))

Boyumuz, kilomuz yerinde şükür. Neden oturmuyor? Neden emeklemiyor? Neden dişi çıkmıyor? Geride mi kaldık? gibi anne endişeleriyle dolu sorularıma da "olurrrr böyle, normallll" diyerek yine tüm sakinliği ile yaklaştı doktorumuz. Ada'nın yakında desteksiz oturacağını ve emekleyebileceğini söyledi, yalnız dik tutmamalıymışız çok fazla. Bacaklarda hafif bir eğrilik başlamış... Ada hep dik durmak, tutunup dünyaya bakmak istiyor halbuki...

Yamuk bacaklı Ada...
Tatlı Ada...
Geçmişler olsun oğluşum...
Pis kızarıklıklar gidiniz oğluşumdan, istenmiyorsunuz...

21 Ağustos 2009 Cuma

5. ay doktor kontrolümüz

Bugün ilk kez süt iznimi bir tam gün olarak kullandım. Geçtiğimiz hafta bazen geç giderek, bazen erken çıkarak kendi çapımda günlük bir düzen yapmıştım. Bu hafta mesai saatlerine uydum ve bir tam gün izin yaptım. İki hafta daha öğrenciler yok, yine kendi kendime bir uygulama yapabilirim. Okul açılınca, ders programıma göre süt iznimi belirlemek istiyorum, gönlüm bir tam günden yana, bakalım...

Dün ve bugün sevgili tiyatroya provaya gitti. Dün babaanne ile ilk günüydü Ada'nın, sorunsuz atlatıldı, bugün benimleydi, ana oğul takıldık. Dün gece 3 sularında başlayan ağlama ve ıkınma sorunları yüzünden gündüz de pek keyifli değildi Ada'm. Tüm ısrarlarıma rağmen çorbasını içmedi, sanırım emmeyi de bırakıyor, soldan hiç emmiyor yaklaşık bir haftadır. İşyerinde günde bir sağıyorum sütü, sabah ve akşam da emiyor ama sütüm her zamanki gibi az. Bugün pek emmek de istemedi, biraz zorladım baktım almıyor sağıp verdim... Çorbayı içirirken öyle çok bağırdı ki, komşular ne oluyor felan diye meraklanmışlardır eminim...

Bugün doktorumuza da gittik, aşılarımızı olduk, tartıldık, boyumuz ölçüldü. Büyümüşüz :) Maşallah yavruya... Doktorumuz neler söyledi bakalım bu ay;
  • Devit'e bye bye diyoruz.
  • Çorbaya bulgur da katabiliriz pirinç yerine.
  • Kabızlık problemlerimiz için fitil kullanmalıyız (pek sevmiyorum ben, son dakikaya kadar bekliyorum açıkçası ama bu sabah çok zorlandı yavrum)
  • Göbek fıtığımız çok çok iyi durumda, yakında hiç kalmayacak.
  • Kayısı ve şeftalinin yanı sıra armut da yiyeceğiz.
  • Akşam öğünü olarak kaşık maması yiyeceğiz. Armutluyu tavsiye etti, ancak biz muzlu sütlüyü bulduk çıkışta, o da olurmuş. (Bu arada sepetleri için Milupa'ya çok teşekkür ediyorum. Biz tatildeyken babaannemize bırakmışlardı, ne zamandır teşekkür edeceğim bir türlü olmadı) Sepetimizde de bir sürü mamamız var, onları da yavaş yavaş yiyeceğiz bakalım.
  • Ada'nın sol ayak parmaklarından bir tanesi (3 numara) diğerinin üstüne çıkıyordu, ne yapabiliriz, ortopedik bir sorun mu var dedik, hayır ama araya pamuk koyarak bu durumu engelleyelim dedi doktor.
  • Ada kendini kasan, sıkan bir çocuk. Aynı durum bende de var, dişlerimi sıkarak uyurdum bir ara, ya da bir şeye konsantre olursam kendimi sıkmış bulurum bir anda. Doktor muayene sırasında kasları çok sertleşmiş, biraz yumuşasın, böyle giderse yürüme sırasında da hep düz ve sıkı durur, yürümeyi yavaşlatır dedi. Her gün ayaklarına, baldırlarına ufak ufak karnına doğru egzersiz yapılacak.
  • Su verebiliriz artık... :)
Yarın Ada'nın bir türlü yaptıramadığımız perdeleri geliyor (umarım, genelde söz verdikleri tarihte gelmezler ya) perde gelince odasını da tamam olacak, artık odasında uyuyacak... Yarın odanın genel bir toparlanması, yatak örtüsü ve yatak kenarındaki yastıkların felan yıkanması gerekiyor. Ada büyüdü de kendi odasına çıkıyor bakın hele. Bir zaman gelecek ve ayrı eve bile çıkacak ühüüüüü... Neyse, daha çok var o zamanlara. Odası tam istediğim gibi oldu Ada'nın, mobilyaları felan. Duvarları hala boş, aile ağacı yapmıştım çerçevelenmesi gerekiyor, bir kaç güzel poster almayı düşünüyorum, kitap rafları var onlar monte edilecek ve sıra Ada'ma kitap almaya gelecek. İlk kitabım diye bir kitap hediye geldi, geçen gün de biz Küçük Prens aldık oğluşa. Her güne bir masal ve her güne bir ninni kitaplarımız da var, yerleştirmeli...

Kitap deyince... Ada'ya zaman zaman masal anlatıyorum (çok erken biliyorum ama bir yerden başlamalı) fekat geçen gün bütün masalların aslında kızlar için olduğu gibi bir fikre kapıldım. Kahramanlar genellikle kızlar çünkü, cinsel ayrımcılık yapmak istemiyorum ama Külkedisi, Pamuk Prenses, Kırmızı Başlıklı Kız hep dişi dünyaya hitap ediyor. Elbette bu masalları da bilmeli ama çocuğun özdeşleşerek dinleyeceği ilk masallar bunlar mı acaba? Mutlu Prens, Çizmeli Kedi, Keloğlan, Alaeddin aklıma geldi ilk olarak... Propp'un Masalın Biçim Bilimi'ni okumuştum, hemen yeniden bir bakmalı... Aslında en güzeli Ada'ya masallar yazmak... Yerli J.K. Rowling mi olacağım acaba? :)

yine karışık kuruşuk bir yazı oldu... :)

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Merhaba 4. ay ve yenilikler

Doktora gittik bugün. Kilo alışımız geçen aya göre az ama idare eder, boyumuz uzunca :) Epeydir devam eden iştah sorunumuzu doktor pek önemsemedi. Olur böyle vakalar dedi. Aptamil 2'ye geçiyoruz artık ve bomba; çorba ve yoğurt da yiyecek Ada... Anne sütü az, daha çok mama ağırlıklı beslendiğinden erkenden başlıyoruz. Çok heyecanlıyız çok. Yarın ilk çorbamız pişecek bakalım. Yoğurt yapmayı bilmiyorum ama yarın annem gelecek o öğretir :) Yoğurt makinası mı alsam acaba? Bir deneyelim bakalım, becerirsek, tadı güzel olursa almayız. Bir de genel yorumlara bakalım, tavsiye ediliyorsa alırız, gereksiz bir detaysa almayız.
3 saatlik mama düzenine devam, 4 saat aralığına geçebiliriz ama bir haftadır bakıyoruz, deniyoruz yok daha Ada'cım 4 saat aralığına hazır değil. Doktor aceleye gerek yok dedi zati.
Bayıldığımız kayısının yanı sıra artık şeftali de yiyebilecek Ada, bakalım kayısı kadar beğenecek mi, gönlüm kayısıdan yana besin değeri daha yüksek çünkü, yarın şeftali ve kayısıyı birlikte deneyeceğiz.
Aşı olduk yine ve her zamanki gibi akşamüstü ateşlendi Ada kuşum :( Yarın sabaha birşeyi kalmaz umarım.
Muayene sırasında çok ağladı Ada. İlk kez bu kadar ağladığından doktor da şaşırdı, hayırdır ne oluyoruz diye... Aç olmasıydı bütün sorun :) Çıkınca hastanenin emzirme odasında doyurduk da rahatladı yavru. Emzirme odasında ikea bir koltuk vardı zaten aylardır gidip gelip beğenirdim koltuğu, bugün baktım epey rahat, emzirme ve mama vermek için ideal. Tatil dönüşü Ada odasına yerleşecek, böyle bir koltuk lazım olacak, almak şart :)
Çorba ve yoğurt konusu kalbimin daha hızlı atmasına sebep oluyor. Büyüyor. Koca Ada'm oluyor...
Bütün bebekler sağlıkla büyüsün. Tek isteğim bu...

14 Temmuz 2009 Salı

Huzur-suz

Huzursuzluk dün gece başladı. Gecenin bir saati Ada ağlamaya başlamış, babası sakinleştirmeye çalışırken uyandım. Babası yatırdı, on dakika sonra yine huzursuzluk. Bu arada saat kaç bilmiyorum, tekrar yatış ve ardından yeni bir ağlama. Bu saatlerde ağlamalara pek alışkın değiliz, gaz sancısı var dedik, sırtına pışpış yaptık, rahatladı gibi. Sonra malum gökgürültüleri, iri iri yağan yağmur, her yer açık. Sevgiliyle pencereleri kapattık, dışarıda azıcık çamaşır asılıydı onları topladık felan. Ada' da sakinledi ve uyudu... Sabaha kadar uyku tutmamamış babamızı, dönmüş durmuş. Sabah emdi güzel, azıcık mama yedi. Sabahları çok çok iştahsız oluyor Ada, emerken uyuyor, mamasını hiçbir zaman bitirmiyor, bu duruma alışığım, bir sonraki öğüne kadar bizimle uyudu. Yanıma alıyorum bu saatlerde, yatağına koyunca asla uyumuyor, bir şekilde böyle başladı böyle gidiyor, üstelik onun sabah şakımalarında yanımda olması beni mutlu ediyor.

İkinci öğünde yine güzel emdi, mama yemedi. Zorla 60 cc mama yedirdim, bolca ağladı. Salona geçtik baba uyusun diye, yok nafile yemiyor... Öğlen ve öğlen sonrası öğünlerinde de mamayı reddetti. Hiç yemedi desem yeridir :( Banyo sonrası uyudu kaldı zaten. Bu arada teyzesi geldi, sevdi sarmaladı yavruyu. Akşamüstü teyzesi ile biz biraz dışarıya çıktık, dolandık... Babası ile babaanneye gittiler, sonradan sevgili de geldi katıldı aramıza, biraz alışveriş yaptık. Babaanneye döndüğümüzde akşam öğünü saati gelmişti, azıcık emdi ve sonra yine mama yemek istemedi. Saat 20.00 gibi başlayan mama verme ısrarımız saat 22.00 de devam ediyordu. Pes ettik en sonunda, iki saatte yine 60 cc yedirebildik :( Sonra uyudu, biz biraz yemek yedik sonra eve geldik.

Niçin yemiyor? çok huzursuzum çok... Bir de bugün dört kere kaka yaptı. Normalde bir kere yapan çocuk... İshal mi oldu acaba? Üşüttük mü? sorular sorular... Bu arada çok önemli bir gelişme daha var, perşembeden beri ellerini emiyor, emmiyor, yiyiyor adeta. Hiç yapmazdı. Emziğini emerken bile eli hazırolda, emzik ağızdan atılıyor, hop eller ağıza.

Bakalım yarın nasıl bir gün olacak? Acaba sütüm mü çoğaldı? Yarın bir sağıp bakacağım süt durumlarına, bana göre çoğalmadı ama...

Umarım yarın güzel bir gün olur.

7 Temmuz 2009 Salı

bu aralar...


Ada büyüyor. Tutamıyoruz zamanı, her gün bir şenlik, her gün bir olay :) Bir kere acayip çenesi düştü, resmen konuşuyor. Aannnni, Ihhh, Ohh, Eyyyt, Ingı, Aguuungg, İyyy, Eeeeehht gibi bebekçe sözler. Bu arada ben de fena halde bebekçe konuşabiliyorum. Karşılıklı konuşuyoruz, artık ben neler diyorsam ona, çok gülüyor. Belki de içinden anneme bak ne tuhaf diyordur :)

3. ay dr. kontrolü sonrasında huysuzlanmış, ağlamalar, uyumamalar, mama yememeler başlamıştı, toparladık gibi, ancak istemediği şeyler konusunda çok inatçı. Dün Moda'ya gittik ailecek, dönüşte bastı çığlıkları. Kucağa gelince susuyor ama...

Cumartesi günü biberon emziklerini değiştirdim, 2. aşamaya geçelim dedik. Ada'dan izin almadan böyle bir şey olur mu? Yemedi mamaları. Kıyametler koptu... Döndük yine eskiye. Belki de erken daha bilemedim...

Yavaştan odasına geçirelim diyoruz... Odasını toparladım, zavallı odacık ütü odası gibi olmuştu, kullanılmıyor diye bayağı bir karışmış. Dönence almış takamamıştık, bayıldı Ada kuş :) Deli gibi çırpınıp tutmaya çalışıyor...

Mama sandalyesi almıştık, daha doğrusu G. teyzesi almıştı, oraya alışıyoruz yavaş yavaş. Tabii ki şimdi ana kucağı olarak kullanıyoruz, dik oturmamıza daha aylar var...

0-3 ay giysileri paketleyip kaldırdım. İçinde saklamak istediklerim, S. bebeğine ayırdıklarım var. Bodylere felan bakarken içim bir hoş oluyor, büyük geliyordu bunlar diye... 3-6 ay bazı kesimler zar zor olmaya başladı, onları sıkça giydiriyorum. Sonbahara ciddi bir alışveriş yapmamız gerekecek.

Sivrisinek yok diye sevinirken bu sabah biri bacağında biri kolunda iki kızarıklık gördüm. Bacağındaki bayağı şişmiş :( Ne yapsak, ne sürsek acaba?

Sıcaklardan çok şikayetçiyiz. Hele de emerken! Çok terliyoruz ikimiz de. Evde moda günleri düzenledik sanki her üç saatte bir kıyafet değişiyor :) Ben kilo veririm diye seviniyorum ama tartı hala aynı. Gerçi görenler zayıflamışsın diyor ama... Neyse bu kilo mevzusunu kafama takmıyorum...

Yaz akşamları ne güzel. Serin... Komşuları tanımaya da yarıyor. Açık pencere ve balkonlardan gelen sesler kokular diğer evlere sızıyor. Kim ne konuşuyor, ne yemek yapmış, ne içiyor... Tavla sesleri, aile kavgaları, gitar sesleri, gülüşmeler...

karışık oldu ama olsun, bu da böyle olsun.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

bir bitti iki olduk

Biz bugün 2 aylık koca adam olduk...

İki ay önce bu saatlerde (09.30) doğmuştuk...

:)

24 Mayıs 2009 Pazar

34 ADA 02

34 ADA 02 plaka gri bir bebek arabası Moda'da hız yaparken görüldü :)

Cumartesi günü ilk puset gezintimizi gerçekleştirdik. Bozulan uyku düzenimize paralel olarak bozulan moralim yerine geldi, Ada açık havayı görünce uyudu...:) Dönüş yolunda ve çay keyfi sırasında biraz mızırdandı ama genel olarak oğluma notum Pekiyi :) Babaanne, hala, baba ve anne olarak gittik ilk gezimize. Çok güzel geçti. Artık kim tutar bizi... :) Göç yolları, göründü bize...

Gezi notlarımız;

* Fark edilmek veya sosyalleşmek istiyorsan bebek arabasıyla dışarıya çık ve yavaş yürü... Herkes sana baksın, gülümsesin hatta konuşsun.
* "Hamile değilim sezaryen yaptım" baskılı bir tişört tasarla!!!
* Moda'da herşey 10 tl, etraf sabit fiyat garantili taşlı yüzüklerle dolmuş :)
* Etrafta ne çok çocuk, ne çok anne, ne çok baba varmış da biz fark etmemişiz bugünlere dek.
* Kemal'in Yeri güzeldi ama çok kalabalıktı. İçeri girmek için kuyruğa giriliyor. Pes...
* Selami Başkan'a selam ederiz. Moda yolları daracık şu yeni konan siyah mantarlar yüzünden, otomobil ve puset karşı karşıya gelince ne yapılacağı bilinemiyor...:(

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Bu aralar...

Bu aralar;

En çok Ada'nın kabızlık sorunu ile ilgileniyoruz. Öyle ki göbek fıtığı oldu ıkınmaktan. Tabii bu fıtık teşhisini ben koydum (teşekkürler arama motorları) dr. aradım, "bu hafta randevumuz var ama erken gelebiliriz" dedim, "yok gelmeyin randevuda görüşelim acil değil" dedi, ok dedik, beklenen randevu yarın, bakalım ne diyecek. Bugün o kadar ıkındı ki bir ara göbeği dışarıya çıkacak sandım o kadar direniyor kakalar... :( Mamadan oluyormuş... Mama vermesek aç kalacak, verince kabız... İki ucu da... Mamasına zeytinyağı, poposuna zeytinyağlı pamuk ve çok zorda kalırsak fitil üçlemesinde kabızlığı yenmeye çalışıyoruz. anne baba oğul kakalara karşı voltranı oluşturduk, bakalım ne olacak. Bugün babamız provaya başladı, evde tek kaldık, baktım ki ıkınmaktan uyuyamıyor fitil koydum :( kısmetse bir saate çıkar...

Bu aralar;

Çok geziyoruz. Kırkımız çıktı çıkalı fıttır fıttır dolanıyoruz. Kırkımızı Moda'da Kemal'in Yeri'nde uçurduk, anne baba hala ve Ada... Ali Usta dondurma sezonunu da açtık :) Akşam oturmaları , öğle misafirlikleri ve bir bahçe partisine konuk olduk... :) Uyumluyduk Ada üzmedi, yaramazlık yapmadı ama düzenimiz şaştı tabii. Bu ara sık gezince süt arttırıcılarımızı da pek tüketemedik sütümüz eski haline döndü. Şimdi tekrar arttırma gayretleri içindeyiz.

Bu aralar;

Ada'nın maymunluklarına gülüyoruz en çok. Emzirme minderine yerleşince ağzını açıp bekliyor mesela... :) Ufak ufak oyuncaklara ilgi göstermeye başladı. Bu hafta dönence de alacağım ona. Konuşmaları büyük adam ciddiyetiyle dinlemesi, emerken bir yandan söylenmesi ise beni mest ediyor...

ps: bu yazı yaklaşık 3 saatte yazıldı, bir emme, bir kaka yapma ve bir mama arası verildi. Şimdi uyku zamanı :)

11 Mayıs 2009 Pazartesi

tek heceli üç sözcük


Şu aralar hayatımda tek heceli üç sözcük var;

ADA
SÜT
TEZ... :)

Peki gelişmeler var mı? Olmaz mıııı? Bir kere Ada'm büyüdü, koca delikanlı oldu. Doğum haftasına gelince kendi kendine uyanmaya, hatta acıkınca ağlamaya başladı...:) Uykuya düşkün hali sabahları hala azıcık da olsa devam ediyor ama gündüz ve gece hiç uyumak istemiyor... Yeterince uyudum diye düşünüyor olmalı...

Süt konusuna gelince, evet sütümde bir nebze de olsa artış var ama mamadan vazgeçmedik. Her öğün önce emme, sonra Milupa mama veriyorum. Sabahları ve gece seanslarında emmek istemiyor, sütümü pompa ile sağıp veriyorum. Peki sütümüzü nasıl arttırdık? (Artmak demişken öyle çeşme kıvamına gelmedi ama yaklaşık 20 cc arttı) Bir kere sütümüzün az olduğunu duyan anne dostlarımız hemen tavsiye telefonlarına başladılar, onlara moral destekleri için çok teşekkür ederiz, blogger arkadaşlar yazdılar, onlara da çok teşekkür ederiz, annem ve kayınvalidem hep destek zaten...:) İşokuldan arkadaşım A. bana ısırganotunu tavsiye etti, etmekle kalmadı haplar ve yurtdışından getirdiği bir çay verdi. Ben ısırganotu hapını almakla birlikte gidip Kadıköy Çarşı'dan ısırganotu çayı da aldım. Tavsiye ederim, içimi kolay. Bir başka işokul arkadaşım Y. gürül gürül akan sütünün giderek azaldığını görünce dut pekmezine başvurmuş ve yararını görmüş. Hemen aldım tabii. Yine Kadıköy Çarşı içinde Arifoğlu'ndan aldım, gerçekten yararlı olduğunu düşünüyorum. Bir de dut ve siyah çekirdekli üzümden komposto yapıp içtim. Dereotu ve bolca su da tüketiyorum. (Şimdi yazınca midem iyi kaldırıyor bunları diye düşündüm) Yeşillik, özellikle de semizotunu bolca yedik geçen hafta, o da faideli olmuş olabilir...

Ve tez... Tezimin oyun olan kısmını bitirdim ve hocaya yolladım. İyi midir, kötü müdür bilemem, eksikleri çoktur ama hiç olmazsa kaba inşaatı bitirdik :) Şimdi giriş ve sonuç bölümlerini yazacağım. Akademik kısmın bir bölümünü yazmıştım ama eksik. Konuya hakim olmam için kitapları bir kez daha okumam ve hatırlamam gerekiyor. Bu hafta okumaya, önümüzdeki hafta da yazmaya ayrıldı. Haziran gelmeden jüriye çıkabilsem. Mezun olabilsem... Bebekle yazmak zormuş. Tam konsantre oluyorum derken bir ağlama...

Olsun varsın herşeye değer Ada'm... :)

not: Bebeklerle yazmak zor demişken, görüldüğü gibi Othello yazmama izin vermiyor... :)

27 Nisan 2009 Pazartesi

Bir aylık olduk biz :)

Heyoooo!
Bir aylık olduk biz :)
Büyüdük yani.
Koskoca 30 günü bir aile olarak bitirdik...
Yupppiiii...:)

Epeydir yazamadım, o kadar yoğun geçti ki. Hemen her gün misafir geldi evimize, Ada'mızı sevmeye veya "bakalım büyümüş mü" demeye...:) Ada'nın teyzesi amcası çok... Gelen giden pek oluyor böylece, biz seviyoruz misafiri, misafirler pek öyle misafir gibi olmadığı için. Samimi, rahat, akışında her şey... :)

Neyse, Cuma'dan başlayalım, ROP muayenesi için Fulya'da bir göz kliniğine gittik. Gitmek zorundaydık Ada erken doğduğu için. Erken doğanlar için çok mühimmiş bu test, eski ve yeni dr. muhakkak yaptırın demişti, çok şükür bir şey yok ama bir damar henüz gelişmemiş, (normal bir durummuş) üç hafta sonra tekrar gideceğiz. Bugün de kalça çıkığı ultrasonu ve işitme testimizi olduk. Kalça çıkığı yine bebekler için önemliymiş, eğer böyle bir durum varsa ve ultrasonda bakılmazsa aileler ancak yürümeye başlayan çocuklarında bu durumu fark ederlermiş ki bu da gecikmiş tedavi demekmiş... 7. ayda tekrar bakılacakmış... Sonra kendi doktorumuza gittik ve tekrar muayene olduk. Tartıldık veeeee bir haftada tam 400 gr. almışız...:) Biz zaten biliyorduk her banyoda tartıyoruz Ada'yı, he heee...:) Ada'nın kabızlık sorunu olmuştu bu hafta onu telefonla dr. sormuştum, dr. muayenede baktı karın şiş ve gergin, bir fitil yazdı ve mamasına yağ koymamızı önerdi, peki dedik eve geldiğimizde bir koku...:)))))

Çıkışta e-bebek'e gittik kimi ihtiyaçları aldık... Bir konuya dikkat çekmek isterim bu ayki Mother&Baby dergisinde biberonlarla ilgili bir makale vardı, plastik biberonlara dikkat çekiyordu, hımmm bir dakika bunu başlıca bir post yapayım, önemli çünkü :)

Dostlar işte böyleyken böyleeee ...
Ada büyüyor, hem mama hem de anne sütüyleeeee...

13 Nisan 2009 Pazartesi

En çok sorulan ikinci soru; Kime benziyor?

Benim Ada'm;

Babasına benziyor, bakışı, yüzü,eli,ayağı babası...
Huyu ve de suyu mu?
Bana!

:)

Mesela, inatçılığı...
Sonracığıma bir şey yaparken -önemli bir şey ki bu önemli şey, kaka yapmak ve pırtlamak, haaa bir de emmek- suratı ciddileşiyor, alın kırışıyor alıyor beyimizi bir düşünce... Ben de öyle bir şey düşünürken (hayır benimkiler daha ciddi şeyler:) kaşlarım çatılır, alnım kırışır...
En önemlisi tez canlılığı... Yerimde duramam ben, bir yere mi gidilecek mesela, sabahtan itibaren hadi gidelim, hadi gidelim demeye başlarım... Olsun istediklerim hemen olsunlar isterim, sabırsızımdır çok fena. (Annelik sabır etmekmiş oysa, şimdilerde anlamaktayım)


Babası iki sabırsızla nasıl başa çıkacak bakalım.
Göreceğiz...

:)

ps: Hakkımızdaki yazıları için narthex ve ceviz teyzelerimize teşekkür ederiz...:)

9 Nisan 2009 Perşembe

Ada'nın uykusu

Ada'ya dr. prematüre diyor. Doğum kilosu ve boyu posu iyi ama yine de haftası göz önüne alınıyor... Bu bebeklerin en büyük özelliği uyumaları. Ada'da uyuyor. Hem de ne uyuma! Yine dr. bebeğin 3 saatte bir uyandırılması ve beslenmesi gerektiğini de söylüyor, Ada bazen uyanmıyor, ne yapsak uyanamıyor, işte o vakit bana olanlar oluyor. Tıpkı bu sabah olduğu gibi... Ne yapsak uyanmıyor, memeyi itiyor... Çok üzülüyorum, çaresiz kalıyorum, bolca ağlıyorum... Sonra sevgili giriyor devreye, beni avutuyor, Ada'yı uyandırmaya çalışıyor... Bugün pes eden biz olduk. Uykuya dalmasına izin verdik, daha doğrusu mecbur kaldık. Dr. aradım, uyandırın diyor da başka birşey demiyor, E gel sen uyandır diyecektim, demedim tabii... :) Öğlen daha iyiydi, emdi, biraz gözlerini gösterdi bize... Öğlenden sonra babannesi geldi, babasıyla beraber yıkadılar Ada'yı, ağladı bizimki yine, sonra iyi bir emiş gerçekleşti...

Emzirme hakkında da sorularım var, bir memede ne kadar kalmalı? Ada yaklaşık 15. ve 20. dakikalarda uyuklamaya başlıyor... Sütüm yeterli mi acaba? Mama verin demişti dr. ama babası istemiyor, bir daha ki dr. randevumuza kadar beklemeli miyim, yeniden dr. a mı götürsem, kendime güvenebileceğim-sevebileceği-7/24 arayabileceğim bir dr. bulsam... Sorularım her gün artıyor...

Bebek bakımında mucizevi çözümler kitabını dün akşam S. aldı bana, henüz okuyamadım ama hızlı bir tur attım içinde, memede uyumasın diyor, hadi bakalım nasıl olacak bu iş? Ada emerken gözler hemen kapanıyor. Keşke biri okuyup özetlese bana. Ya da fotokopicide ders notları olsa da çalışsak...:)

8 Nisan 2009 Çarşamba

İlk günlerimiz

27 Mart Cuma

Sen doğdun oğlum. Kendime geldim, seni gördüm, aşık oldum...

Odamız misafirlerle doldu taştı, telefonumuz hiç susmadı, çiçeklerimiz geldi, ne çok sevenimiz varmış... :) İşokulda minikler senin ve benim için oynadılar oyunu, telefon açıp "sizi ve Ada'yı çok seviyoruz" diye bağırdılar, annen öğretmen olmayı bir kez daha sevdi... İleride teyze diyeceğin annenin bir sürü arkadaşı geldi. Onları tanıyacaksın, hepsi birbirinden renkli, birbirinden farklı dünyalar... Bu arada komik şeyler de oldu. Bir an evvel gelmeyi seçtiğin için -annen ve baban evin tadilatını anca bitirebilmişlerdi- henüz odan gelmemişti. Doğduğun gün mobilyacı amcalar odanı monte ettiler, teyzen eve gidip onları bekledi. Babaannen akşamüstü gidip giysilerini yıkamaya ve ütülemeye başladı...:) Evet oğlum hiç bir şeyimiz hazır değildi, kıyafetlerin,bebek şekerin hiçbir şeyin... Hızlı bebeksin ne yapalım...:))) Oysa annen ne hayaller kurmuştu, ne şekerler, ne çikolatalar, ne bebek kurabiyeleri yapılacaktı... Böylesi de mümkünmüş demek ki. Baban oyuna gitti akşam. Biliyorsun önemli bir günde doğdun 27 Mart Dünya Tiyatro Günü. Dramaturg bir anne ile oyuncu bir babanın oğlundan da bu beklenirdi zaten...:) Baban gidince bizimle, uzak kuzen A. abla kaldı, ne iyi oldu... Çünkü ben seni tutmakta, giydirmekte çok zorlandım, adeta korktum. Hemşireler yoğun mesai yaptılar odamıza, herşeyi sorduk. Öğrendik mi hayır!!! Bir salaklık, bir boşluk oluştu annende, aynı soruyu defalarca sordu, cevapları anında unuttu...

28 Mart Cumartesi

Annenin öğrencileri geldiler. Annen ne sevindi...:) Teyzeler, amcalar, dayılar yine geldiler. Ada bakalım bir gecede büyümüş mü diye... Babanın hem gündüz hem gece oyunu vardı, oyuncu arkadaşlar geldiler. Bu ziyaretler bir ara o kadar fazla oldu ki annen gelenleri takip edemez oldu. Fenalık geldi, hava yetmedi... Akşamüstü ziyaretler dindi, anneannen, babaannen ve annen kaldılar geride. O gece baban ve annen baktılar sana...:)))

29 Mart Pazar

Seçim mi varmış, hayat nasıl mış, dışarıya bahar mı gelmiş hiç umrumuzda değil. Çünkü sen varsın artık...:) Öğlen hastaneden çıkıyoruz, oyunu kullanıp sabah yürüyüşünü hastaneye yapan E. teyzen ve halan yardım ediyorlar bize. Toparlanıyoruz ve bye diyoruz hemşire ve doktora. Babaannenin evine gidiyoruz. Deden, teyzen, anneannen de orada. Anneannen ve baban eve gidip senin için park yatağını kuruyorlar, odamızı hazırlıyorlar. Sonunda evimizdeyiz işte... O gece anneannen ve annenle aynı odada kalıyorsun, biraz zor bir gece oluyor, annen hiç durmadan nedensizce ağlıyor. Neden ağladığını hem biliyor hem bilmiyor. Gece sanki bir karanlık çöküyor annene, sabahları daha iyi...

30 Mart Pazartesi


Doktora gidiyoruz. Dr. biraz sarı buluyor bizi ve yarın yine gelin diyor. Peki diyoruz. Bu arada ilk kez müzik dinliyorsun arabada. Dinlediğin ilk albüm Bulutsuzluk Özlemi, Zamska... :))) Eve dönüyoruz. Ev kalabalık, renkli, neşeli hep...:)))

31 Mart Salı

Tekrar dr. Sarılık yüksek çıkıyor, annen senden kan alınırken korkuyor oysa sen daha cesursun oğlum... Dr. yatacak diyor, annen ağlıyor, hemşire gülüyor... Oysa annen okuduğu kitaplardan ve bloglardan sarılık denen şeyi biliyor. Ya siz diyorlar, siz de kalmak ister misiniz? Anne ve baban birbirine bakıyor, olur diyorlar. Ama oda yok! Seni hastanede bırakıp eve dönüyoruz, babaannene gelip yemek yiyiyoruz, sensizliğe alışmak için çok erken değil mi oğlum? Annen seni kahküllü sevimli hemşireye teslim ettiği için biraz rahat. Gece R. ve Ç. 'a gider, (çünkü hastaneye çok yakın bir yerde oturuyorlar) oradan da hastaneye geçeriz diyorlar. Sonra telefon çalıyor oda açılıyor, annen ve baban kısa hastaneye gidiyorlar. O gece annen hastanenin süpersonic pompasıyla sütünü mutlu mutlu sağıyor... (kendi pompasının internet yorumlarındaki "gürültülüdür" kelimesini dikkate almadığına pişman) Bir ara R. ve Ç. geliyor, ellerinde meyveler, krepler, meyve suları... :))) Gece hastane çok sıcak, sen mor ışık altındasın. Ama hemşireler bizimle ilgilenmiyor!!! Annesi beslesin diyorlar, iyi de benim biberonla beslemem ve emzirmem çok uzun sürüyor ve bana "çabuk olun ışık alsın" diyorlar. Ben olmasaydım kim bakacaktı bu bebeğe diyoruz babayla, bizzz diyorlar. E bakın işte!!! Sonunda E. hemşire geliyor, hop besliyor, hop gaz alıyor,hop altını açıyor ve anneni rahatlatıyor.

1 Nisan Çarşamba

Dr. iyi buluyor ve gidebilirsiniz diyor, heyoooo. Çıkış işleri her zamanki gibi uzun sürüyor. Baban hastane yönetimine, kat görevlilerine, yemek getirenlere türlü ve haklı nedenlerle kızıyor. Özür diliyorlar. Sonunda çıkıyoruz ve evimize geliyoruz. Dr. çok iyi besleyin diyor, iki-üç saatte bir uyandırın diyor, sen uyanmıyorsun Ada. Hem erken geldiğin hem de sarılık olduğun için uykuya düşüyorsun. Annen bu kez de neden uyuyor diye ağlıyor. Hastaneden eve geliyoruz ama ziyaretçilerimiz de geliyor. Annen yorgun ve bitkin, kısa süreli de olsa işokuldan eski arkadaşlarını ağırlıyor... B. ve K. geliyorlar, bir yaşındaki Poseidon'da geliyor, sana oto koltuğunu ve ilkoyuncağını armağan ediyor...:) Babaannen her gün yaptığı gibi enfes yemeklerle geliyor. Akşamları ev kalabalıklaşıyor :)

2 Nisan Perşembe

Evde temizlik günü, H. geliyor. Kapının önündeki çiçeklere bakıyor sonra kapıyı açan annenin göbeğine. "Ay bi an çiçekleri görünce doğum yaptın sandım" diyor. Annen gülüyor, doğum yaptım diyor. Evet annenin göbeği aynen duruyor. (Bu konuyu açmadan kapatalım) O gün evde hummalı bir temizlik yapılıyor. H. ve anneannen deli gibi siliyor ve süpürüyor. Babaannen enfes bir lohusa şerbeti kaynatıyor. Ve annen ilk kez sokağa çıkıyor. Kendisine emzirme çamaşırı almak için...:) Kadıköy sokaklarında bir an salak oluyor. Vitrinlerde kendisine bakıyor., sanki hala içindesin... Bir saatte eve ancak geri geliyor... :)))

3 Nisan Cuma

Tam bir haftalıksın oğlum...:) Büyük amcalar,halalar ve yengeler geliyor. İsmin kulağına okunuyor. Baban pek istekli değil ama, annen hem büyüklerin gönlü olsun diye hem de bir ritüeli yaşatmak adına bugünü düzenliyor... Güzel bir gün oluyor...:) Anneannen gidiyor. Baban ve annen tek başlarına...

4 Nisan Cumartesi

Göbeğin düşüyor canım oğlum...:) Annen ve baban ne yapsak diye düşünüyorlar. Annenin candostları Z. ve D. teyzeler geliyor. Lohusa şerbeti içip salonda oturuyorlar. D. teyzen ben asla doğurmayacağım diyor ama sana bakarken gözleri parlıyor...:)

5 Nisan Pazar

Herhangi bir pazar sabahı gibi başlıyor, gazeteler okunuyor ilk kez, pastaneden poğaça alınıyor, ama yan odada sen varsın işte. Bu arada baban bu çocuk mama yemeyecek diyor ve hastaneden beri devam eden annesütü ve mama birleşimine sadece annesütü ile devam edilmesi kararı alınıyor. Annen sütünün yetip yetmeyeceği konusunda kararsız, sürekli internette araştırma yapıyor. Akşamları halan geliyor ve odada sana masallar anlatıyor :)

6 Nisan Pazartesi

Annen baban ve sen... Başbaşa bir gün daha...

7 Nisan Salı

Anneannen geliyor... Teyzen final sınavlarından bunalmış seni sevmeye geliyor. Bugün yıkanacaksın, annen ve baban sana şampuan ve sünger almak için dışarı çıkıyorlar. El ele kadıköy sokaklarındalar, Reks'in önünden geçerken annen Film Festivali'ni hatırlıyor ve bir kez daha kendisine tembellik edip biletlerini almadığı için minnettar kalıyor...:) Akşam hayatındaki tüm kadınlar (teyzen hariç çünkü o finallerden dolayı sabahlamış ve çok yorulmuştu eve döndü) seni yıkamak üzere hazır ve nazırlar. G. ve A. teyzeler de tesadüfen ziyarete geliyorlar. A. teyze seni tutuyor, anneannen ve babaannen de yıkıyor. Ve sen INGAAAAAAAAAAAAAA diyorsun. Annen yine ağlıyor...:)

8 Nisan Çarşamba

Gün yine anneannen tarafından temizlikle başlatılıyor. Annen sağlık sigortası ve doktor arayışı içinde, ne yapsa bir türlü karar verilemiyor. Baban oyuna gidiyor, annen seninle ilgileniyor. Bir süre sonra anneannen evine gidiyor ve başbaşayız işteeee...:)

30 Mart 2009 Pazartesi

Ada geldiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii

Biricik oğlum Ada,
Canım oğlum Ada,
Sevgilimle benim tek sevgilimiz Ada,
33 + 5 günlükken dünyaya gelmek istedi.
Ve geldi...
İyiyiz, şaşkınız, mutluyuz...