Tekir'in dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tekir'in dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2011 Çarşamba

heyooo

evden bloga erişebildim. özgürlükler ülkesiyiz yaşasın! penguenin kapağını anımsadım birden, youtube'a erişim sağlanınca "vay be ne özgür ülkeyiz, bir de hayır demeyi düşünüyorduk" demişlerdi. aynen...

Ada 2 yaşında ilerlemeye devam ediyor. Konuşma-ma konusundaki endişelerimi gömdüm. Elbet bir gün konuşacak ve susmayacak. Yine de her şeyi anlatıyor. İşten geldiğimde ilk yaptığı şey pandomim sanatçılarını kıskandıracak nitelikteki günün özeti :) Hamura bayılıyor, daha bir iki ay önce hamura dokunamayan çocuk heykeltraş oldu çıktı :) Bir de suluboya aşkımız var. Gerçi sulu kısmı daha çok ilgisini çekiyor. Boyuyoruz bol bol. Ben de kendimi suluboya konusunda aştım, önümde kids gibi yetenekli biri var gerçi :)

Entellektüel olarak hiç bir şey yapmıyorum, Ada uyurken (hala kucağımda uyuyor) ben de uyuyakalıyorum, oradan da hooop yatak. Kitap film felan yok. Dün akşam tiyatroya gittik gerçi ama onu da entel faaliyetten saymıyorum ben.

Geçtiğimiz hafta bahar tatilimiz vardı. 9 koca günü gezmece ve tozmacaya ayırdık. Hava bahardan çok kışı andırsa da evde takılmadık çok. Yaşasın avmler ve ev gezmeleri.

Annelik her gün demlenen, tadından yenmeyen bir tatlı gibi. Gün be gün çoğalıyor, gün be gün güzelleşiyor sanki.

Yavrunun kokusu, en güzeli de bu.

Bahar geliyor, hava ısınacak, güneş çıkacak. Tatil planları, kısa kollular ortaya çıkacak. Sevindirik olmak için bir neden daha.

Öptüm blog seni, gitme buralarda ol e mi?

27 Şubat 2011 Pazar

bugün...


33 oldummmmmmmmmmmmmm :)

iyi ki doğdummmmmm...

mutlu yıllar ben, sağlıkla, mutlulukla, neşeyle yaşa :)

21 Şubat 2011 Pazartesi

Bu aralar...

Madde bağımlısı olalım ve son günleri maddeleyelim, yoksa yazmak istediklerim uçuşup gidecekler aklımdan...
  • Ada Kayu'yu seviyor demiş idim... Artık sevmiyor. İzlemiyor. Kayu bitti, yaşasın Pocoyo modundayız.
  • Emzik'e bye dedik demiş idim... Ara ara arıyor, ben de her daim hazır tutuyorum ama bir iki emdikten sonra yere atıyor. Sanırım gerçekten vedalaştık emzikle. Baskı ve ısrar yok, istemiyorsa istemiyordur, istediğinde de veriyorum...
  • Mutfakta koccaaaman bir yer kaplayan sevgili sterilizatörü de kaldırdım. Biberonları kaynatıyorum artık. Tezgahta büyük bir hafiflik oldu. Kendisine yaklaşık 2 yıldır yaptığı çalışmalar için çok teşekkür ederiz.
  • Gezme tozma modundan çıkmadık. Sokakta değilsek ev gezmesindeyiz.
  • Okudukça kafam karışıyor, çocuk psikolojisi kitaplarının, yazarların, pedagogların hangisine güveneceğimi şaşırdım. Hiç birine ve kimseye kulak asmamaya karar verdim. İçimden geldiği gibi...
  • Bu hafta 33. yaşıma giriyorum.
  • Ada bu hafta 23 aylık oluyor. Doğum günü yaklaşıyor. İçim pırpır sevinçli :)
  • Yarın uzun zamandır beklediğim cirque du soleil'e gidiyorum. Haftasonu gidenler hiççç beğenmemişler. Neden acaba? Gidilip görülmeli...
  • İş yerinde çok yoğun bir döneme giriyorum. Bana kolay gele. Mesai, mesai, mesai...
  • Hafta sonları hava hep güneşli olmalı, parklar bahçeler evin yakınına da açılmalı. Bahçeli bir eve taşınmalı...
  • Seyretmek istediğim bin tane film var, dvd ye takılıyorlar, beş dakika sonra horrrrrr..
  • Ninni sıkıntısı çekiyorum. Uydurduğum bi ninni var, bir de dandini dandini dastana. Söyleyecek bir şey bulamayınca kendimce beste ve güfte çalışmalarına başlıyorum. Söz bazen sıkıntı yaratıyor. Hal böyle olunca ben de bir şeyler saymaya başlıyorum. Geçen akşam meyveleri saydım, bu akşam yazarları... Çehov, Gogol, Sophokles, Brecht, Miller, Aristo, Beckett, Tolstoy felan...
  • Deli miyim neyim?

12 Şubat 2011 Cumartesi

ne tatlı tatilimizdin sen...

Koskocaaaaaa 15 gün tatilimiz bitti bitiyor. Ne güzel geçtin sen...

evimizde oyunlar oynadık, Kerem'lere gittik, kızlarla toplaştık, şarap içtik, pizza yedik, Yiğit'lere gittik, evimizi temizledik, kitap okuduk, Kayu seyrettik, park ve bahçeler müdürü olduk, kumlarla oynadık, anneanneye gittik, babaanneye gittik, kızlarla bi daha toplaştık, misafirliğe gelenleri ağırladık, kek yaptık, kurabiye yaptık, bolca çamaşır yıkadık, hep eşofman giydik, ayaklarımızı dinlendirdik, bir kez bile gömlek siyah pantolon giymedik, çay kahve içtik, kuruyemiş çitledik, çıkartma yapıştırdık, hamur oynadık, ikeaya gittik, alışverişler yaptık, suluboyaya başladık, dişçiye gittik bıııızzzt olduk, emziğe bye bye dedik, sabah akşam nutella yedik, Sezar ve Oti ile oynadık, oyuncak sepetini günde üç kere dağıttık topladık, evimizi sevdik, evimizden sıkıldık kendimizi sokaklara attık, kuşları besledik, pazara gittik bir tavuk aldık :), yeni filmler aldık, bazılarını seyrettik bazılarını seyrederken uyuyakaldık, anne baba ada oyunlar oynadık, aynı oyuna ikinci kez gittik...

sevdik seni tatil. nisanda yine gel :)

30 Aralık 2010 Perşembe

Teşekkürler


Teşekkürler 2010. Harika bir yıldınız. Huzur, neşe ve sağlık verdiniz. Teşekkürler sağlık. Teşekkürler güneş, ay ve yıldızlar. Teşekkürler sevgili, teşekkürler babaanne, teşekkürler anneanne, teyze, hala ve dede. Teşekkürler öğrencilerim, teşekkürler dostlarım canlarım. Teşekkürler yazı, kalem ve kağıt. Teşekkürler kitaplar, müzikler. Teşekkürler neşe ve enerji. Teşekkürler güzel yemekler, teşekkürler Sezar ve Othello. Teşekkürler mutluluk, yaşama sevincim teşekkürler, sevdiğim detaylar teşekkürler...

Teşekkürler Ada'm... Bir tanem, canım oğlum, aşkım...

2011, 2010'dan daha da güzel bir yıl olacaksın biliyorum. Sağlık, Bereket, Huzur bizimle olacaksın. Enerji, güler yüz, güzel yüz, gülümseme, bolca kahkaha bizimle olacaksın. Hoşgeldiniz :)


Mutlu Yıllar....

3 Kasım 2010 Çarşamba

Ada'nın altın bilezikleri

Hani derler ya, bir iş öğren, bir mesleğin, bir altın bileziğin olsun diye... Ada'nın şimdiden üç altın bileziği var.


1. Meslek: Eskicilik. Evet, çocuğum evde kafasına geçirdiği oyuncakları (tavır simitçi tavrı yani) eskiciiiiiii diye geziyor. Sanırım çocuğum eskici olabilir. Ses ve duruş mükemmel, bizim evden de satacak milyonlarca eski zımbırtı bulabileceğine göre Ada eskici olabilir. Sermaye de bizden :)

2. Meslek: Otoparkçılık. Babaannesinin evin tam karşısında küçük bir otopark var, Ada camdan dışarıya bakmaya bayılıyor bebekliğinden beri, baka baka öğrenmiş. Gel, gel diyor ve eliyle otoparkçıların park edenlere yaptıkları el kol işaretlerini taklit ediyor. Ses ve duruş yine mükemmel, otoparkçı da olabilir.

3. Meslek: Temizlikçilik. Islak mendille evinizi siler paraltır. Toz alır. Temizliğe ıslak mendille devam ederse batarız o ayrı...

Elbette bu mesleklerden birini seçmeyecek, elbette komiklik olsun diye yazıyorum ama biz büyükler farkında mıyız bilemiyorum, bir çocuk doğar doğmaz;

ellerini sımsıkı tutuyor cimri olacak, parmakları uzun piyanist olacak (her parmağı uzun olan piyanist olsaydı ne güzel memleket olurduk), uzun boylu basketçi olacak, kafası büyük akıllı olacak vb... cümleler kurmaya bayılıyoruz. Hepimiz duvara resim yaptık küçükken hiçbirimiz ressam olmadık... İnsanları kalıplarla algılamaya o kadar alışmışız ki, küçücük bir bebeği bile hemen o kalıplara sokmaya çalışıyoruz. Bu belki kötü bir şey değil, belki de kötü bilemiyorum. Yazarken aklıma gelenler bunlar. Mesela "sanatçı" olmak hem özenilen, hem de kötülenen bir şeydir ülkemizde. Sanatçılar, ciddi olmamakla, alkolizmle, savurgan bir yaşamla özdeşleştirilmiştir. Oysa durum sanılanın tam aksidir.

işte böyle, yazarken yazarken aklıma gelenler. bir nevi monolog.

:)

14 Ekim 2010 Perşembe

gelişmeler

Ada'nın uyku düzeni (düzensizliği) ile ilgili gelişmeler var.

Neydi: Her gece uykudan uyanıyor, ağlıyor, oyun oynamak veya salona gitmek istiyordu. Babası sakinleştiremiyor, illa ki benim kucağımda uykuya dönüyordu.

Ne oldu: Artık sadece bir kere uyanıyor.

Nasıl: Kucakta pışpışlamıyorum artık. Hala ilk uykuya kucağımda dalıyor ama sallanan koltukta sallanmadan :) Uyku öncesi, oda toplama, su içme, Fışır'ı kucağımıza alma ritüellerimiz var. Eğer ninni istiyorsa hıııı hıııı diyerek ninniyi başlatıyor. Ben de devam ediyorum. Her gece benim uydurduğum -ama hep aynı- ninniyi söylüyorum. Dalmaya yakın yatağına koyuyorum. İlk bir kaç gece uyandı, yanına gittim, konuşmadan ve kucağıma almadan pışpış yaptım, sonra ki uyanmasında sadece elini tuttum. Üç gece içinde uyanmaları azaldı :) Şimdi ağlarken beni görünce susuyor ve elini uzatıyor. Bu bizim için büyük gelişme. Kucağıma gelmeden susmazdı. Dün gece bir kere uyandı ve su istedi. Yuppiiii. Maşallah da diyelim :)

-----------------------------------

Ben tekrar öğrenci oldum. Master sınıfında yeni bir hoca yeni bir ders açmış. Mezunlar da gelsin dedik, peki dediler. Pazartesi akşamlarım yine üniversitede geçiyor. Ancak hamlamışım. Hamartia neydi onu bile hatırlayamadım :) Ödevim de var, ve iki haftadır yapmadım. Tembel ben!

--------------------------------

Kışın gelmesi acaip sevindirici. Seviyorum kışı.

----------------------------

Kerem bebek çok tatlı, iki kere gidip sevebildim. minnoş bi şey, çok şirin çoooook :)

--------------------------------

Ada "eskici" diyor. Çamaşır leğenini eline alıp salonu turluyor ve "eskiiiii, eskiciiiii" diye bağırıyor.

----------------------------------

:)

1 Ekim 2010 Cuma

organik

Annem iki haftadır Çanakkale'de, anneannem ve teyzelerimdeydi. Bugün döndü. Anneciğimi pek özlemişim, lakin o denli yorgundum ki sızıp kalmışım koltukta.

Annem anneannemden eli kolu dolu geldi. Mis gibi organik meyve ve sebzelerle. Hele bir üzüm getirmiş ki, tam organik. Yıllardır sadece hayvanların otladığı tarladan, sökülmüş bir bağın inatla direnen, ilaçlanmayan, kendi kendine meyve vermeye devam eden üzümleri :) Koca bir salkımı Ada ile paylaştık. Mis gibi ceviz atıştırdık. Ayvaları da yarın yiyeceğiz. Elma da yarına kaldı.

Yaşasın köy hayatı, yaşasın taze meyveler sebzeler. Ben pazara gidince de böyle heyecanlanıyorum, acaba ilerde köyümüze yerleşip, sebze meyve yetiştiriciliği mi yapsam, altyapı da hazır sayılır.

Şimdi yatma vakti. Ada bu hafta hiç uyumadı ve uyutmadı gibi bir şey... :( Bu uyku sorunsalını ayrıca yazacağım. Çok uykusuzum, üstelik yarın sabah bir toplantı var. Hadi yatalım.

İyi geceler,

28 Eylül 2010 Salı

Sinir sıkışması!

Facebookta bir arkadaşımın iletisi nedeniyle şu yazıyı okudum az evvel. Bahsi geçen yazarı ve gazeteyi zaten malum nedenlerle okumam. Ama bu yazı yazarına şöyle okkalı bir cevabı hak ediyor. Tepki görmeli ve görecektir de...

Evine temizliğe gelen yardımcılardan "kadınım" diye bahseden hemcinslerimden de hoşlanmıyorum. Kadınım kelimesi, aşık bir erkeğin veya bir şarkının sözleri olabilir ama temizliğe gelen hemcinsine kadınım diyenleri kınıyorum ve utanıyorum. Zira sözcüğün ifade edilişi ve vurgusu kendi içinde bir üstünlüğü beraberinde taşıyor.

17 Eylül 2010 Cuma

bakış açım...


Değişti, hem de çok :)

Dün gidip lens aldım. Gözlüklere veda... Doktora gittim ve lens kullanmak istediğimi söyledim. 20 yıldır gözlük kullanıyorum fekattttt, Ada'cığım gözlüklerime okkalı vuruşları, üstünde tepinmeleri sonucu yamulttu :( Daha da fenası severken, oynarken eli çarpınca hem o hem ben acı çekmeye başladık.

Lens iyi güzel bi şey. Amma velakin hiççç alışamadım. Yakını bulanık görüyorum, sanırım adapte olmak güç olacak. Olsun varsın deneyeceğim. Üç aylık lensim hazır, baktım olmuyor gözlüklere dönerim.

1 Eylül 2010 Çarşamba

bugün için bir iki not

Bugün...
Sonbahar geldi, gelişini kutlamak için de yağdı, esti bir güzel, ne güzel...

Bugün...
Ada'ya sabah evden çıkarken; "Akşama Natilyus'a gideriz, sünger Bob ve Petrik balonlarını şişirtiriz" dedim (Ada uçan balonlarını çok seviyor, kısa sürede sönen balonlarını alışverişe gittiğimde tekrar şişirtiyoruz) Ada yüzüme baktı, eliyle hayali bir balon tutup ağzına götürdü ve yanaklarını hava ile doldurarak o hayali balonu şişirdi. Ben hayretle, şaşkınlıkla, mutlulukla bakakaldım. Akşam geldiğimde tekrar aynı hareketi yaptı, sonra baloncuya gidildi, balonlar şişirildi, iki kocaman balonla alışveriş merkezi gezildi :)

Bugün...
Ada'ya lazımlık aldık. Artık babaannesi sık sık tuvalete tutar oldu, Ada da itiraz etmiyor. Büyüdük mü ne?

Bugün...
Sonunda yeni Orhan Pamuk romanıma kavuştum. Satır satır, yudum yudum okuyorum, biliyorum ki istesem bir gecede bitecek... Ama yavaş okumaya, düşünmeye, bahsettiği romanları bir kez daha okumaya niyetliyim...

Bugün...
Güzel bir gün.

:)

22 Ağustos 2010 Pazar

bir pazar

Ah! Hava harika. Dün gece hafiften üşüdüm ne güzel :)

Dün dikişlerimi aldırdım, eve geldim ve biri açıldı, korktum, ama olabilirmiş, tekrar gittim hastaneye, bi ilaçla yapıştırdılar, bir evvelki gün de sevgilinin halsizlik-uykusuzluk-yorgunluk vb. şikayetlerinden acilde uzun bir süre kalmışlığımız olduğundan tüm acil ekibi ile tanıştık. Sevgili şimdi daha iyi, vitamin bombardımanında :)

Ada, tüm bu ameliyat ve evde yatmaca süresince anneanne ve teyze ve baba ve babaanne tarafından bakıldı, beslendi. İkinci gün eve geldim ve oğluma kavuştum neyse ki. Benim evde olduğum zamanlar başkası tarafından uyutulmak istemediğinden birlikte pış pış yaptık, karnıma kimi minik kimi büyük tekmeleriyle (bebekken yaptığı gibi) ben buradayım anneeee dedi :)

Şu sıralar "bööö" dönemini atlattı ve her şeye "ıh ıhhhh" deme dönemine girdi, bir de suratını komik şekillere sokabiliyor ki her an fotoğraf çekesim var. Objektifler objektif bir tutum sergileyemediğinden "oof olmadı ki, böyle değildi ki" diyorum her foto sonrasında. Surat ve dişler pek şirinler, dişler aldı başını gitti, kimi acılı kimi acısız çıkışlar oldu.

Hala konuşmuyor, baba, ıh ıh , gel ve Ada diyebiliyor sadece. Sorun değil olur canım, sen mühimsinnn :)

Kendimi ameliyat sonrası ilk 5 gün berbat hissetmiştim, 6 ve 7. günler daha bir toparlandım, bugün 8. gün, azıcık bir sızı kaldı, 10. gün işbaşı yapacağım süper olurum o güne kadar. Geçti işte... Sağlık diliyorum herkese...

Birazdan Ada'yı yıkayacak, annemlerde güzel bir öğle yemeği yiyecek sonra da 31 haftalık bebişine hamile canım arkadaşım G.'e gideceğim.

İyi pazarlar
:)

16 Ağustos 2010 Pazartesi

ameliyat

Cuma gecesi safra kesemde bir ağrı başladı (yaklaşık 10 ay önce safra kesemde taş belirlenmiş ve ameliyat olmam söylenmişti, pek önemsememiştim açıkçası), dayanamayınca sabah 6 gibi Ada'yı halasına teslim ederek hastanede soluğu aldık. Ciddi bir atak geçiriyormuşum ve taşlarım bedenime zarar vermeye başlamış. Doktor önce tedavi edip sonra ameliyat önerdi, doktora çocuğum olduğunu, vakit kazanmak için tedavi ve ameliyatın aynı anda olup olamayacağını sordum. Ok dedi, kafam karışık, canım yanarken birden kendimi ameliyat masasında buldum. Taşlarımdan kurtuldum, zaten bu aylar içinde kurtulmayı planlıyordum... 1 haftalık bir yatak istirahati verdi dr, yarın da gidip dikişleri aldıracağım. Göbek ve göğüs bölgesinde 3 delik ve dikişler var. Cumartesi hastanede yattım, pazar çıktım, bugüne çok iyi uyandım, hareket ettim biraz vs. Akşama doğru ateş ve halsizlik başladı, şimdi daha iyiyim.

Hastanedeyken hep bebekleri düşündüm, hastalıkları sırasında nasıl da çaresiz olduklarını, Nehir'i düşündüm, başka başka bebekleri, çocukları... Sağlık en önemlisi sağlık. Gerisi yalan...

13 Ağustos 2010 Cuma

üye aidat bedeli

Bu sabah birden bire aklıma kredi kartı ekstrem ve içindeki "kredi kartı üye aidat bedeli" geldi!!! Yıllarrrrrr önce yine böyle bir şey olmuş, banka temsilcisini aramış, "iptal edin" demiştim, "yok mok, ıyk, mıyk" cevabını alınca bir hışımla bankaya gitmiş, kredi kartımı iptal etmek istiyorum demiştim. Bankadaki memur telefona sarılmış, telefondaki bankacı "aman efendim, yapmayınız, etmeyiniz" demiş ve bir şekilde kredi kartımı iptal etmemi engellemişlerdi. Amma değerli müşteriymişim! Pöh!!!

Neyse, bankamız verdiği sözü tutmuş ve yıllarca bu aidatı bana yansıtmamıştı, hoş, faizlerle kat be kat alıyorlar parayı o ayrı...

Bu sabah telefondaki memur "efendim, çilingir, tamir, uçak sırası vs. avantajlarınız var, bu sebeple alıyoruz" dedi "bu zımbırtıları hiiiç kullanmam kardeşim" deyince de ne dedi beğenirsiniz, "siz kart aidatınızı ödeyin (50 TL) ben size 10 TL nakit puan vereyim", yok yaaaa!!!

Tepem iyice attı, ya alacağınız parada ısrarlı olun ve mantıklı bir açıklama yapın ya da hiç almayın... Ben hak hukuk diye söylenmeye başlayınca, bankacı "imza attığınız sözleşmede tüm bunlar yazıyor" demez mi? Allahhhhhhh, karşılıklı atıştık kibar kibar.

Sonuç: üye aidatı iptal edildi ama üye aidat bedeli kadar bir telefon faturası gelir eminim.

Yine aynı bankamızla, canım arkadaşım Ö. arasında da dün bir hikaye yaşanmış... Arkadaşımın kocası, yıllar yıllar önce açtığı (arkadaşımın bile unuttuğu) bir hesaba kredi kartı borcunu yatırmış yanlışlıkla. Arkadaşıma sorun olmaz, internetten, hesabındaki parayı kredi kartına yatırırsın olur biter dedim. Cık, olmamış. İnternetten denemesine rağmen yapamamış, o da bankaya gitmiş, her şey oldu bitti derken, bankacı "hoooop" demiş, "eski imzanızla şimdiki tutmuyor, siz acaba siz misiniz?" (Hoşgeldin Beckett) Arkadaşım "kardeşim ben o hesap açılırken öğrenciydim, şimdi evlendim, imzam da değişti, soyadım da" diyerek ve şakkk diye nüfus cüzdanını bankacıya uzatarak kimliğini ispatlamaya çalışsa da bankacı ikna olmamış (Hoşgeldin Yaşar ne yaşar ne yaşamaz)

Sonuç: Bankacı notere gitmesini, eski imzasının yanında yeni imzanın da kullanılması için vekalet almasını nasihat etmiş. Canım arkadaşım tüm bu işleri başına açan eşine sevgi dolu hislerle eve geri dönmüş. Eski imzasının neye benzediğini hatırlarsa notere gidecek!

11 Haziran 2010 Cuma

festival

Dün tiyatro festivali sona erdi.

İlk kez 97'de gitmişim uluslararası tiyatro festivaline, sonra her yıl takip etmişim, paramı son kuruşuna kadar vermişim, Suzuki'yi, Berliner Ensemble'ı, Pina'yı, Piccolo'yu seyretmiş vayy be demişim, haklarında ödevler, yazılar, makaleler yazmışım, gazete yazılarını kesip saklamışım. Yılda bir görülen eski bir dost olmuş bana (sonradan iki yılda bir düzenlenmeye başlamıştı, daha da ayrı kalmıştık) İlk kez bu yıl bu eski dostumla görüşemedik. Plan yapmıştım, oyunları seçmiştim, gidemedim. Üzgün müyüm, sanki değil gibiyim. Gibi gibiyim. Bahanem Ada olamaz, istesem bir oyun da olsa giderdim, sanırım önceliklerim, özlediklerim, hasretlerim değişti, ya da belki bu yıl öyle denk geldi. Pek güzel pek mühim oyunlar vardı bu yıl 2010 vesilesi ile. Suzuki'yi pek merak ettim mesela... Neyse, yine gelir mi? gelir...

Ah! Neydi benim gençliğim

Nerde böyle hüzünlenmek o zaman;
İçip içip ağlamak,
Uzaklara dalıp şarkı söylemek;
Hafta sekiz ben eğlentide;
Bugün saz,yarın sinema,
Beğenmedin Aile Bahçesi;
Onu da beğenmedin,parka;
Sevdiğim dillere destan;
Sevdiğim,
Meyil verdiğim;
Ben dizinin dibinde elpençe divan,
Samanlık seyran.
Nerde,
Nerde,
Nerde böyle hüzünlenmek o zaman!

Orhan Veli

27 Nisan 2010 Salı

bugün

bugün oğlum 13 aylık oldu,
bugün kuduz aşısının ikinci dozunu oldum,
bugün kötü haberler dinledim-okudum,
bugün insanların yüreğine merhamet diledim,
bugün iyi şeyler de olacağına inandım,
bugün "papatya" şarkısını söyleyip saçlarımı kestirdim,
bugün bahar yorgunluğumun bitmesini istedim,
bugün böyleydi işte...

26 Nisan 2010 Pazartesi

kuduruk tekir kedi

Selam!

22-25 Nisan tarihleri arasında öğrencilerle birlikte Efes-Kuşadası gezisi düzenledik, buralarda yoktum anlayacağınız. Oğluşuma babaannesi ve halası geceleri de oyundan dönen babası baktılar el birliğiyle. Beni hiç aramamış ve keyfi yerindeymiş (üzülsem mi sevinsem mi bilemedim) dün gece geç saatte döndüm, uyanıp beni gördü ama yüzüme bile bakmadı (üzüldüm) sabah biraz daha iyiceydi... Bırakıp işe geldim ve yine geç çıkacağım!!! Üstelik bu haftasonu da çalışmak zorundayım!!! :(
Neyse,
Biliyor musunuz ne oldu? Efes Antik Kent'in tam ortasında bir kedi gelip ayağımı tırmaladı!!! Eeee, ne var canım demeyin sakın, kedi-köpek tırmığı veya ısırığı kuduz açısından tehlikeli. Köpekli bir bekçi kediyi korkuttu, kedi de bir sütunun arkasına geçip acıyla ağlamaya başladı, bir bakayım şuna derken ayağımı köpek sandı ve saldırdı. Önce pek ilgilenmedim, kolonyalı mendille silip bantladım, sonra sevgili dostum vet. G.'i aradım, kedi sağlıklı görünüyor, ne yapsam acaba diye. Git aşı ol dedi. Oflaya poflaya Efes'i gezdim, Meryem Ana civarında Haydarpaşa Numune Hastanesi Kuduz Bölümünü aramayı ve konuşmayı becerdim (ne kadar beklettiklerini tahmin edersiniz) oradaki hemşire hemen aşılanın dedi. Oflamaya devam ettim ve bir karar vermeye çalıştım, olsam mı olmasam mı? Bu arada Efes'e dönüp bekçilere yakın zamanda o bölgede kuduz salgını olup olmadığını veya ölü hayvan bulup bulmadıklarını sordum. Öyle bir durum olmamış... İki arkadaşım benimle geldi ve Selçuk Devlet Hastanesi'ne gittim. İki doktor kedi tırmalamasından bir şey olmayacağını, kuduz aşısı yapmayacaklarını söylediler. Gıcık oldum, bir daha Numune'yi arayıp sordum. Hemşire kesinlikle aşı olmamı söyledi. İçeriye girdim durumu anlattım ve aşı olmak istediğimi söyledim. Eh peki madem istiyorsunuz vuralım dediler ve aşılandım. 3 yıl önce de bir yavru kedi tarafından fena halde ısırılmış ve aşılanmıştım ama aşıların geçerlilik süresi en fazla 18 aymış... Kuduz aşılarım burada da devam edecek.
Kuduz tedavisi olmayan bir hastalık olduğundan eğer bir hayvan tarafından ısırıldıysanız veya tırmalandıysanız hemen bir devlet hastanesine başvurun.
Aşı yapmak istemeseler de siz aşınızı olun. Bir de ısırıldığınız bölgeyi sabunlu suyla yıkamak çok önemli. Ben ne yazık ki Efes'in ortasında böyle bir şey yapamadım. Eğer mümkünse ısıran hayvanı gözetim altında tutun, bir hafta süresince sağlıklı yaşamaya devam ederse bir şey yoktur demektir.
Aşılandıktan sonra keyfim yerine geldi ve gezmeye devam ettik. Öğrencilerimin ilgisini görmeliydiniz :) Onlara da hikaye çıktı :)

25 Ocak 2010 Pazartesi

ara bitti, yazmaya devam...


Merhaba blogum, nice vakittir yazmıyordum sana. Şimdi de acaba nereden başlasam anlatmaya diye düşüne düşüne bir hal oldum. Neyse ki gerçek günlük var, o yetişir imdadımıza. (Gerçek günlük, kalemli kağıtlı olan yani, sakın alınma sen)

Ada bir değişti, pir değişti sayın blog... 1 Aralık günü başlayan uyku-yemek-hareket problemleri hala devam ediyor. Geçer geçer diyen Özgür ve Sarıçizmeliye selam olsun :) Nedir peki bu problem? Melekler gibi uyuyan, akşam koyup sabah aldığımız mışıl uykulu Ada, uykusuz geceleri seven, gecenin yarısı hop kalkan "hadi oyun zamanı" enerjisi ile hepimizi dağıtan bir bebek olup çıktı. Yemeklerini hiç itiraz etmeden yiyen obur oğlum nazlı bebek oldu. Tüm bunları dişe, büyüme atağına felan bağladık bağlamasına ama ara bağlantıları çözemedik ki hala devam ediyorlar. Bir de göz kapağının üstünde sivilce benzeri şeyler çıktı, önceleri bi şi dokunmuştur felan dedik ama geçmeyince soluğu doktorumuzda aldık, alerji olabilirmiş... :( Bir ilaç verdi, bir hafta kullanacağız eğer hala geçmezse dermatologa gideceğiz. Ne oldu, niye oldu araştırıyoruz. Yumurta ve muzu kestik, bi şeye alerjisi var gibi dedi doktor... Offf of... Doktora "biliyorsunuz iki kedi var, kedi tüyüne olabilir mi" dedim, "sanmam ama belli de olmaz" dedi. Umarım böyle bir şey değildir... Doktor "bir şeye alerjisi varsa bile, sadece bu kadarla kaldıysa çok iyi, merak etmeyin" de dediği için içim bir miktar rahat, umarım ilaç etkisini gösterir ve geçer minik kuzumun gözü. Aslında ben salyalı elleri ile gözlerini kaşıdığı için olduğunu düşünüyorum. Ada uykusu gelince elleri ile gözlerini kaşıyor, eller salyalı olunca gözler kızarıyor gibi... Bilemiyorum, düşüne düşüne bunu bulabildim...

Tamam şimdi başka şeylerden bahsedelim...

Ada bir iki gün sonra 10 aylık olacak, 2 ay sonra doğum günü var, inanamıyorum. Zaman ne çabuk ve ne kadar baş döndürücü...

Hülya ve Tuna oğluşuma doğum günü armağanı gönderdiler geçen haftalarda, çok çok çok teşekkür ederiz bir kez daha. Hülya, elin bereketli sanırım, senden sonra bir hediye yağmuruna tutulduk ki sorma, teeee USA'dan bile hediye geldi senden sonra düşün yani :)

Oturmalara, çaylı pastalı doğum günlerine gittik. Önce 3,5 aylık Deniz bebek ve ablası Nehir'lere oturmaya gittik, Deniz çooook tatlı bir kız olmuş, yalnız kucağıma alırken epey zorlandım, nasıl tutuluyor unutmuşum!!! Bu misafirlikten sonra Ela'lara gittik, Doruk'la buluştuk. Pembe pasta yedik :) Konuşmalara doyamadan ayrıldık, bu sefer biz bekliyoruz ona göre :)

of anlatacak ne çok şey var, daha ödül var, mimler var... durun durun onları da yarına bırakalım...

şimdilik böyleyken böyle sevgili blog, yarın görüşürüz!

9 Ocak 2010 Cumartesi

dikkat tadilat var!!!


Bizim evde şu anda tadilat var. Salonun artık bin yıllık ahşap doğramaları yerlerini zamanın yeniyetme pimapenlerine bırakıyorlar. Ayrılık hüzünlü olmadı, severek ayrıldık. İçeriye giren soğuk bozulmuş olabilir bu işe o ayrı! 2010 yenilenme yılı olacak bizim için (alın işte bir anlam daha yükledim yeni yıla) Salon şu anda anlatılmaz yaşanır bir halde. Üstelik yan apartman komşuları bir de kaçak çatı yapıyorlar diye zabıta göndermiş. Pöf! Zabıta güldü geçti ve gitti. Yan apartmandaki deli komşu için bir hal çaresi düşünmeli (ev alma komşu al) :) Salon şu anda cam kırığı, beton ve ahşap parçaları ve yılların tozuna yenik düştü. Sanırım bugün bitiremeyecekler, her zamanki gibi bir şeyler eksikmiş, hafta içi yine gelecekler... Üstelik önümüzdeki hafta sonu da balkonu kapatmak için geleceklermiş... Neyse, bitince harika olacaklar eminim...

Pimapen ustalarından biri çok alem. Kadife pantolunu, aynı renk kazağı ve uygun tonlardaki boyunbağıyla sanki bir ressam edasıyla dolaşıyor. Çok bilgili bir adam belli, bir ara evdeki afişlerle ilgili yorumları ve Ermeni tiyatrocular konusundaki anılarını paylaştı. İnsanın mesleği ne olursa olsun yaklaşımı ve görgüsü işin rengini değiştiriyor. Bu konudaki önyargıları yıkmak gerek :) Bir keresinde ressam bereli ve pipo içen bir minibüs şoförüne denk gelmiştim, uzun süre kamera şakası olduğuna inanmıştım... Önyargılar işte. Bu yıl önyargılardan da kurtulmalı...

Eeee Tekir, sen ne yapıyorsun diyecek olursanız; şimdilik figüran rolündeyim; üç makine çamaşır yıkayıp astım, mutfağı toparladım, Ada'nın odasını düzenledim, gazete okudum, maillerime baktım, tivitıra üye olup sağa sola laf attım, kısaca bekliyorum. Ustalar gidince benim esas rolüm başlayacak :)

Durun beni çağırıyorlar.
Sahnem geldi galiba :)

30 Aralık 2009 Çarşamba

Çok şey yazasım anlatasım var, zamanım yok! Bu sıra koşturmacalı yaşam sardı sarmaladı bizi.... Geçen haftasonundan bahsedeyim azıcık, ne desem az kalacak kadar güzeldi. Efendim benim 3 adet birbirinden tatlı, birbirinden güzel, birbirinden akıllı arkadaşım vardır. Üniversitede karşılaştık, 12 yıl oldu kopmadık, kopmayacağız. Çocuktuk büyüdük birlikte. Cumartesi akşamı Z.'in evinde toplandık, toplandık, toplandıkkkk sorduk niye yıprandıkkk yıprandık yıprandııık :) Çokkkkk güzel, çok şahane bir gece geçirdik. Z.'in meşhur ve geleneksel yılbaşı ağacının altına hediyelerimizi koyduk, güzel mamalarına D.'in sağlıklı kış çayı ve kekini ekledik, S. tarot baktı, güldük biraz da ağladık :) Çok güzeldi çok... Canlarım...

Pazar günü benim başka bir canım dostum sevgili G.'cim evlendi :) Nasıl güzel bir gelin oldu anlatamam. Melek gibi oldu, peri kızı gibiydi :) Sabah kahvaltıyla başlayan maceramız gece dans ederek sonlandı. Hep mutlu olun G. ve Ö... :)

Pazar günü nikaha tam tamına 9 aylık olan Ada ile katıldık. İlk anlar birazcık huysuzluk etse de sonradan kalabalığa ve gürültüye alıştı yavrum. Gece elbette Ada'sızdık ama yaklaşık 1 yaşlarında bir bebek vardı ve tüm gece dans etti :)

Geçen sene 29 Aralık'ta ilk kez Ada'nın hareketlerini hissetmiştim. Bir yılda ne de güzel şeyler oldu.

Yeni yıl geliyor...
Bazı kararlarım var bu yıl için. Aslında yıl dökümü yapan, yılbaşlarında kararlar alan, pazartesileri rejime başlayan biri değilim :) ama yine de bazı kararlarım var. Uygulamaya başladım bile :)

Ben 2010 yılından sağlık, huzur, neşe istiyorum.
Verimli, yaratıcılık ve bollukla dolu bir yıl istiyorum.
Evren duydun beni biliyorum :)

Yılın son günü diyecektim ama şimdiden MUTLU YILLAR :)