30 Mart 2009 Pazartesi

Ada geldiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii

Biricik oğlum Ada,
Canım oğlum Ada,
Sevgilimle benim tek sevgilimiz Ada,
33 + 5 günlükken dünyaya gelmek istedi.
Ve geldi...
İyiyiz, şaşkınız, mutluyuz...

25 Mart 2009 Çarşamba

gelgitler


Biraz ağladım,
Biraz evi toparladım,
Biraz msn'de arkadaşlarımla konuştum,
Biraz facebook'ta eski fotoğraflarıma baktım,
Biraz televizyonda aptal programları seyrettim,
Biraz aburcubur yedim,
Kendimi daha iyi hissediyorum...

:)

huysuzum evet...


Bir iki yazı yazmıştım fekat sayın blog yayınlayamadan silindiler! Bir tuhaflık oldu, ben de sonradan pek bir üşendim yazmaya. Bakalım bu yazıyı yayınlayabilecek miyiz? Bahar geldi sevgili blog, farkındasındır. Hava pek güzelleşti, aydınlandı etraf. Benim ruhum biraz karanlık lakin. Ev hala genel bir toparlanmaya muhtaç, geçen hafta izinde olmama rağmen çalıştım, bu pazartesi günü de... Yarın ve cuma da gideceğim. Oyunun provası var. Cuma günü yani 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nde çocuklar oyunu sahneleyecek ve benim de doğum önü iznim resmi olarak başlayacak...

Mart ayı bitti, Nisan da bitecek ve ben oğluma kavuşacağım. Çok az zaman kaldı, oooo daha çok var derken günler geçti ve sonuna geldik bile. Hazır mıyım? Bilemiyorum, hala alınacak, verilecek, düzenlenecek bir sürü şey var. Peki ben hazır mıyım? Bilmiyorum. Korku basıyor bazen, bazen de aşırı bir güven. İshalimin (evet hala geçmedi) hormonlardan olduğunu söyledi dr. Psikolocik de olabilir. Sindirim ve bağırsaklarda en çok korku-gerilim-endişe hallerinde çığrından çıkıyormuş... Tam benlik yani. İş-tez ve ev üçgeninde çok bunaldım aslında. Evet, gezdim, dolaştım, arkadaşlarımla buluştum, tiyatroya gittim şu son üç haftadır ama aslında bunaldım... Ve bu bunaltı gezmeyle tozmayla da geçecek gibi değil. Beni en deli eden şeylerden biri hala evin içinde bir düzen oturtamamış olmak. Kutular, kitaplar hala ortalıkta. Biraz bir şey kaldırayım diyorum belim, karnım ağrımaya başlıyor, bu sefer de korku basıyor ve bırakıyorum. Yine de benim gibi koca göbek bir hamile için hiç de fena değilim...:) Arkadaşlarım sık sık sakın elleme otur yoksa erken doğurursun felan gibi serzenişlerde bulunuyorlar. Ne hoş değil mi blog, iki ucu boklu değnek yani...!!!

Sevgilimin bu hafta oyunu var, bir haber daha Nisanın son Mayısın ilk haftasında da oyunu var! Doğum yapacağım hafta sevgilim oyunda olacak yani. Neyse, her işte bir hayır vardır diyelim.

Eve şöyle bir baktım da, ne çok ıvır zıvır var... Defterler, kitaplar hele de dergiler... Sinema biletleri biriktirmişim, günlükler yazmışım, tüm oyunların broşürlerini, afişlerini toplamışım-toplamışız. Tam bir çöpçü alışkanlığı. Bir çok şeyi atmak istiyorum, bir şekilde atamıyorum. Huylu huyundan vazgeçmiyor. Kitaplıklar kitaplarımızı almıyor artık. Yeni bir kütüphane daha almalıyız ama nereye koyacağız? Sevgilim şu günlerde 27 Mart günü yayına sokacağı internet sitesiyle haşırneşir, salondaki yemek masasının üstü eski tiyatro dergileriyle dolu. Gece ve gündüz kendini bu işe adadı. Umarım yetişir de hepimiz rahatlarız :)

Böyle anlarda bir sigara yaksam herşey düzelecek gibi geliyor, ne alaka? Elbette içmiyorum, içen biri olursa tıkanıyorum hatta ama öyle bir his işte...:)

Ada'nın odası yarın geliyor :) Ben işokulda olacağım :( Akşama göreceğim oğlumun odasını... Cuma günü oyun var, sonra bir arkadaşımın doğumgününe gideceğiz bir sürü kız... Belki kızlara biraz içimi dökerim de rahatlarım, oyun da sahnelenmiş olacak. Rahatlarım di mi blogcum? Cumartesi günü annem gelir belki yardıma, pazar günü seçim nedeniyle oyunu iptal olan sevgiliyle evi toparlarız. Belki...

20 Mart 2009 Cuma

temizlik yapan tekir


Ah sevgili blog!

ne sen sor ne de ben söyleyeyim...


Evimizin tadilatı sonunda bitti. Ustanın ardından temizlik güçleri birleştirildi, evin salonunda konuçlanmış ve 16 gündür bekleyen hurç-kutu-koli vb. herşey yerlerine yerleştirilmeye çalışılıyor. Pazartesi ve salı ve çarşamba işokula gittim, proceler vardı, salı günü ben yokken bir kısım üst temizlik yapıldı H. tarafından, perşembe yani dün ailenin tüm kadınları ve H. bir araya gelerek işleri bitirmeye çalıştık. Elbette bitmedi :) Bir yer temizleniyor, diğer yer hop toz oluyor... Oti ve Sezar azıttılar bunca hasretten sonra, onları kapattığımız odadan bağırıp çağırdılar, anneler ve H. kedilerden korkuyor, salamıyoruz, salsak her yer çamaşır sulu deterjan... :)


Bugün sevgiliyle kütüphaneyi yerleştirme-çamaşır yıkama-mutfak dolaplarını toparlama işleri devam ediyor ama dünkü kadar enercik değiliz...:)

Laptop bile toz olmuş, şu iki satır şeyi yazana dek parmaklarım karardı :)


İşe devam...

13 Mart 2009 Cuma

sabahın şarkısı

Ada'nın annesi sabah bu şarkıyı dinledi,
oğluna da dinletti,
şarkı sanki onlar içindi...

:)



parmak uçlarım tanımak istiyor seni
dokunmak istiyor çocuklar gibi
önümde uzayıp aksın bir su gibi
merak ettigim gövden
ateşte çaydanlık, camda yagmur
bahçede ıhlamur
masamda incir rakısı, yatagımda ten kokusu
teninle tanışmanın zamanı
teninle konuşmanın zamanı
senin tenin sıcak
benim içimde bir kedi
yumdu gözlerini: ''işte aşk '' dedi
Ezginin Günlüğü/Tenine Dokunmak/Nadir Göktürk
ps: Bizim için Bülent Ortaçgil söyledi... (Çeyrek)

10 Mart 2009 Salı

Çınar geliyor :)


Bugün Çınar doğuyor...

İşokuldan canım arkadaşım B.'ın oğlu Çınar geliyor.

Yiğit, Zeynep ve Çınar... Oğlumun oyun arkadaşları...:) Hepsi Ada'mdan biraz büyükler ama olacak artık o kadar...

Kolay gelsin B. ve Çınar...

Sağlıkla gel...

9 Mart 2009 Pazartesi

büyük çantalı kadınlar


Bence 8 Mart için yazılmış köşe yazılarının içinde en iyisi...

Büyük çantalı kadınlar...


Onların eski ayakkabıları vardır. Boyunlarında tezgáhlarda satılan ucuzundan boncuk kolyeler, onlara ne kadar yakışır bilemezsiniz. En güzel takıları gözleridir; hüzünlü, ıslak, biraz sonra ağlayacak, ya da biraz önce ağlamış...Çantaları büyük... İçinde ne olduğunu bir bilseniz; gözleri için rimelden, yanakları için fondötenden, elleri için kremden, dudakları için rujdan çok daha önemli bir şey vardır kocaman çantalarında; küçük dostları için yiyecekler... Konuşmayı çok bilmezler... Boğazlarındaki düğüm düğüm hıçkırıklar, her zaman kelimelerden önce dökülür ortalığa... Ve yürekleri... Herkes uyurken, karanlık sokaklarda yavrularını korumak isteyen bir anne içgüdüsüyle çığlık çığlığa nasıl savaştılar... Onların kocaman yürekleri vardır. *Ben kadınları en iyi hayvanları sevmelerinden tanıdım. Ne yüce varlıklar, bu kadınlar... Sokağın öbür ucundaki kovukta yavrularını büyütmek isteyen kedi, bir kadına sokulur... Şehrin çöplüğünde annesi öldürülmüş köpek yavrularını, kadınlar alıp baktılar... Kar yağdığında balkona ekmek kırıntılarını serpiştiren kadınlardı... Ve erkekler kendi çocuklarını bombalarla öldürürken, kadınlar dünyanın her yerinde insan olmayan bir küçük canlıyı bile korumaya kalktılar."Ölüm" emrini her zaman erkekler verdi. Ve her zaman kadınlar karşı durdular. Başaramadıklarında, dizlerine vurdular... *Bugün Dünya Kadınlar Günü... Lüks bir restoranda, karşımda oturan bizim evin annesi, tabağındaki yiyeceklerini garsondan gizli gizli, öbür müşterilere göstermeden, bir peçeteye sarıp park yerindeki kedi için çantasına sokuşturmaya çalıştığında, hep düşündüm: Kandan ve gözyaşından uzak, açlığın ve yoksulluğun dert edinildiği bir dünya, bence kadınları bekliyor... Dünya barışı bekliyordur... Sevginin gözü yoldadır... Belki bir gün o büyük çantaları ile burunlarını çeke çeke çıkıp gelecekler... Onların kocaman yürekleri vardır...

Bekir Coşkun

8 Mart 2009/ Hürriyet

eyvallah dersin geçer gider...

Cuma günü çok pembe ve bol çilekli pastamızı bir kez daha üfledik ve evdeki partiyi kaçıran kızlarla doğumgünümü-zü (S. ve ben) kutladık... Cumartesi sabahı boğaz-burun tıkanıklığı had safaya erdi, el mecbur doktora gittik, ilaç kullanmak istemedim, o da vermek istemedi. Pazar günü biraz daha iyi gibiydim ama bugün işe gelip derse girince yine tıkandım... Bu hafta çok yoğun ama sabretmeliyim. Ne de olsa son hafta :)
Cumartesi dr. öncesi eve uğradım ve tadilata bir göz attım, yüreğim dağlandı. Ev bir inşaat halinde. Nasıl toparlanacak, nasıl adam olacak bilmiyorum :( Bu arada salonda hapis kalan iki yavrumla da hasret giderdim. Othello ( ki kendisi asla bize yüz vermez, sevmez ve sevdirmez) beni görür görmez konuşa konuşa yanıma geldi. Mırrrrlarından anladığım kadarıyla şunları diyordu;
- Nerdesin? Çok özledik, bu evin dağınıklığı nedir? bilmiyor musun dağınıklığı sevmem. Salonda hapis kaldık. Hiç uğramıyorsun...
Bir yandan da çenesini çeneme dayamış beni öpmeye çalışıyordu. Sezar yavrusu ise her daim olduğu gibi kucağıma atladı, sarıldık...
Az kaldı yavrularım sabredin dedim, sevdim, mıncıkladım... :)
Ev bitince onlar için de yeni bir dönem başlayacak. Yatak odamızda yatamayacaklar, çalışma odası Ada'nın odası olacak, tuvaletleri küçük tuvaletten hole alınacak vb... Nasıl alışacaklar, nasıl alışacağız... ????
Böyle durumlarda dilim yine aynı türküyü tutturuyor...
"Güzel günler, bizi bekler, eyvallah dersin geçer gider... Bıraksam kendimi şöyle oh ne rahat, bu da geçer gönlüm yaşamana bak..."

6 Mart 2009 Cuma

ohdeedoh





Bayılıyorum ohdeedoh.com'a. Süper yaratıcı fikirler kol geziyor bolca. Ağaçtan yapılmış elbise askılığı bizim evin girişine ne de güzel olur mesela... Eski tahta cetvellerden yapılabilir.
İkincisi daha da iyi. Pizza kutusundan yapılabilir bir ressam sehpası :) Ada bir büyüsün, resim yapmalara bir başlasın da...
O günleri öyle merakla bekliyorum ki... Aslında önce doğumu merak ediyorum, korkuyorum. Canımın yanmasından değil, sadece korkuyorum... 31. haftaya giriyoruz. En çok 9 haftamız kaldı, bir yanım sabırsızlanıyor, diğer yanım sabretmeyi öğrenmek için bir fırsat bu diyor. Önümüzdeki hafta izne çıkacağım, hazırlıklara da o vakit başlayacağım. Odasına ve evin tadilatına start verildi, haftaya evimizde büyük temizlikler, yerleşmeler, eskilerden kurtulmalar (en çok buna bayılıyorum) var. Sonra Ada'nın alışverişleri, odasına yerleşmeler, bolca okumalar, minik detaylar... Ahhh, içim açıldı birden.

dün

Sevgili Blog,
Boğaz ağrısına, burun çekme-silme ve ufak baş ağrıları eklendi. Şifayı kaptım... Bir hafta sürüneceğim... :( Dün işokulun doktoruna göründüm, kendi doktorumu da aradım, ilaç vermek istediler ama ben almadım. Dayanacağım...
Dün okuldan çıkınca akşam buluşacağım kuzenlerime hediye almak için ne vakittir inmediğim Kadıköy Çarşı'ya indim. Ne de iyi ettim. ( Hasta olabilirim ama gezme tozmalardan kimse alıkoyamaz beni, üstelik yatmak yerine dışarıya çıkmak en azından o an için iyi bile geliyor bana) Off, Kadıköy yine her zamanki gibi kalabalıktı ama her zamanki gibi güzeldi. Yeni çıkan albümlere kitaplara bakındım, çarşıda kahve kokularını içime çektim, sahafın ordaki siyah kedi yine yavrulamış, onları mıncıklamamak için kendimi zor tuttum...:) V. ve H. kuzilerime iki kitap aldım İşbank'ın yeni yayınevinden, şahane bir yer olmuş, çok güzel çocuk kitapları var, haftasonu da Ada'm için kitap alacağım oradan. Diğer kuzin S. e de Akmar'daki taşçıdan boynuna takması ve ona uğur getirmesi için taş aldım. Bu taşçıyı ben de bilirdim ama canım Balık arkadaşım S. bana doğumgünümde oradan göktaşı (nazara karşı yıldızı düşük olanlar için) ve doğumu kolaylaştırıcı bir taş alınca tekrar hatırladım. Dün de ben ziyaret ettim... Akmar'da nefes almakta zorluk çektiğim için pek fazla kalamadım taşçıda. Şahane bir iki yüzük gördüm ama, eller eski zerafetine dönünce!!! gideceğim...
Elif Şafak'ın yeni kitabı çıkmış. Aşk... Almamak için kendimi zor tuttum, alırsam haftasonu bitireceğim, oysa hafta sonu son kıvamına gelen tezi toparlamak için bir fırsat. Onur Akın, Nil ve Volkan Konak'ın albümleri çıkmış. Volkan Konak hemen alındı tabii, dinlendi... Sonuç: Şahane. Sevgilim çok depresif bulsa da ben beğendim. Özellikle ilk parçaya vuruldum... Ama bu şarkılar öyle tek başına dinlenecek gibi değil, bira,şarap gibi alkol ürünleri, sigara, bir kaç meze masada... Offf!!! Bira demişken Akmar'a giderken Fasıl'ın önünden geçtim, ahhh... Eski günleri yad ettim. Ne giderdik Fasıl'a. Cumhur Abi'de vardı o zamanlar... Ne günlerdi :) Şimdi de çok mutluyum ama o zamanlar ki heyecanlar, enerjiler çok farklıydı... Di mi sevgili? :)
Akşam kuzilere gittik, hasret giderdik. Güzeldi.
Bu akşam da işokuldan kızlarla benim geçen haftaki, S. ın önümüzdeki haftaki doğumgünlerini kutlamaya yemeğe gideceğiz. Bu burun, baş ağrısı ve halsizliğe bir plan daha! :)
Ada ile soranlara selam eder,
seni de öperiz blog.
:)

5 Mart 2009 Perşembe

şarkılı türkülü acı çekme üstüne

Ben her bahar franjit oluruuuuummmm,
Acı çeker, ağlar dururruuummmmmmm,
Boğazım şişerrrrr,
Acılarrrlaaaaaaaa,
Savrulurummmmm...


* Ama şimdi, tam da bu sırada, hele hele bugünlerde olmalı mıydı yahu! :( Herkesler bahar ayında aşık olur, ben hasta! Herkesler bahar ayında sokaklara dökülür, ben yatağa! Olur mu, olmaz... Acilen iyileşmeliyim, kendimi motive etmeliyim, çok iş var, girilecek dersler, yapılacak provalar... Uffffff :(

4 Mart 2009 Çarşamba

sabahın falı

Sabahın köründe ve kayınvalidemin evinde uyandım. Servise binmek için henüz vakit erkendi, kahvaltımı da etmiştim, kütüphaneden pembe küçük bir kitap aldım. Şansıma bakın ki Edip Cansever çıktı, içinden bir sayfayı açtım bu şiirle karşılaştım. Sabahın 7'sinde oğluma bu şiiri okudum, sonra servise binip işe geldim, ve işte bu yazıyı yazdım...


Aşklar İçinde

Denizin en az yeri bir köpüğü başlatıyor
Yürüyorum kumların çakılların yani sıra
Yüreğimde bir sancı keskin bir akasya kokusundan
Avuçlarımda bir yanma
Büyüyen bir ürpertiyim sanki, kayıp gidiyorum üstünde sabahın
Oldu olacak
Eğilip bir taş alıyorum yerden, fırlatıyorum denize
Ufacik bir gülüş geçiyor suyun üzerinden
Bir çocuğun gülüşü gibi
Aşkların, nice aşkların ayrılık günü gibi
Bir sokağın ucunda kaybolup solan
Daha çok solan, aşkların solgunluğu suyun üzerinde
Korularda yoğun bir erguvan sisi.
Hisarlı balıkçı ağlarını ayıklıyor
Ağları pembeden hüzne giden
Dip sularında mercanlar gibi koyulasan
Kirpiksiz gözleri böyle daha güzel
Çil basmış yüzünü bütün
Parmakları capcanlı, pavuryalar gibi
Merhaba, desem bir kucak balık atacak önüme
Biliyorum atacak
Böyledir memleketimin yoksul halkı
Bir onlarda rastladım bu cömertliğe
Istavritler kipir kipir dibinde sandalinin
Balik dedin mi, oynamaz gözleri hiçbirinin, tertemiz bir resim gibi bakarlar insana
Günlerce bakarlar, bıraksan yıllarca bakarlar belki
Gözlerin gibi senin, yıllardır unutamadığım
Ve bu yüzden olacak düşünmedim şimdiye kadar bir balığın ölebileceğini.
Hızar sesleri geliyor yakından, güneşin döndüğünü görüyorum
Çınar yapraklarının arasında yeşil yeşil
Yeşille sarı birlikte dönüyor
Denize düşüyorlar kırıla kırıla
Bir örtü oluyor düsündüğüm her şey denizin ve asfalt yolun üstünde
Gözyaşları bir örtü, onurla cesaret bir örtü
Senin upuzun gövden -kapkara saçlarinla-
Daha da uzun şimdi bir örtü olarak
Denizin kıvrımlarinda aşka hazırlanıyor
Göğe düğmeler gibi yapışmış kirazların altında
Yıllar var ki unuttuğumu sanırdım bu örtüyü ben
Sevgiyi bilmezdin de ondan, sevişmeyi bilirdin yalnızca
Birtakım sözler de bilirdin, niye saklamalı, en ustalıklı sözlerdi onlar
Ama bak
Kaybolup giderdi herbiri, karşılaştılar mı bir yerde şiirle
Aslına bakarsan en güzel aldanmaları yaşadık seninle biz
Hatırlıyorum da öyle.
Tepelerde otlar yakmışlar, kuzular dolaşıyor dumanların arasında
Bir kızla oğlan geçiyor, birbirilerine iyice sarılmışlar
Kızın ağzında ince bir dal parçası
Dalın ucunda bir tomurcuk, ağzıyla dudaklarıyla beslemiş sanki onu
Öylesine bilmek istiyorum ki ne konustuklarini, ama duymaktankorkuyorum gene de
Söyle, en son nerde görmüştüm seni
Böyle dumanlar vardı gözlerinde, boynunda bir de
Şimdi gene var
Bileklerinde, bileklerinin renginde
Dudaklarında, dudaklarının
Gözlerinin dolar gibi olması renginde ve
Yorgunsan bir kıyı kahvesinde dinlenirken ki
Üşüdüğün, başını omzuma koyduğun, sonra elele
Bir aski yasamak, bir askin bilinmesinden bambaşka değil miydi
Ve bu ikisini ayıran duman, yani bir aşkı bizim yapan
Bu dumanların hepsi gibi varsın simdi de
Acele etme yoksun belki
Ben herşeyin bir bir yokolmasına o kadar alıştım ki
Ve her şeyin bir bir varolmasına o kadar alışacağım ki
Bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek.
Küçüksu çayırını şantiye yapmışlar
İşçiler beton döküyor, demir eğiyor, zift kaynatıyor
Vakit öğleyi geçti çoktan, yemeklerini yemis olmalilar
Coca-Cola`ya doğrayıp ekmeklerini
İşçilerimiz, yarını kuracak olan işçilerimiz
Ben görür müyüm bilmem, ama kuracaklar mutlaka
Coşkuyla çakacaklar her çiviyi, türkülerle dökecekler betonu
Ve onlar
Onlar, diyorum sadece
Bir yolculukta karşılıklı konusan adamların
Parmak uçlarındaki sigaralar gibi şaşkın
Bilmeden ne yapacaklarını
Anlayacaklar ne kadar güçsüz
Ne kadar zavallı olduklarını
Vakit öğleyi geçti çoktan.
Bir tanker geçiyor şimdi de tam akıntının ortasından
Bastanbaşa gül rengi
Kimseler görünmüyor içinde
Neden görünmüyor, bilmiyorum
Yolcu uçaklarına, yük kamyonlarına, fabrikalara petrol taşıyor
Tanklara, savaş gemilerine, roketlere de
Yillarin, yüzyillarin
Bitmeyen vahşetini ateşlemek için
Sanki bu yüzden kimseler görünmüyor ortalikta, utançlarindan
Utancı bilerek yasamak korkunç
Daha korkuncu da var:utancı bilerekten yaşatmak
Gördük hepsini işte, daha da görüyoruz.
Pembeye dönük bir aydınlık, yağıyor usul usul
Bir poyraz çıktı hafiften, kuzeye çevrildi teknelerin burnu
Ve güneş kaydıkça kayıyor batıya doğru, birazdan kan kırmızı bir gökbuğulanacak
Birazdan kan kırmızı bir akşam yağmuru da dökülebilir
Neler olabilir birazdan
Bir uçak geçiyor yaldızdan bir iz bırakarak
İçindeki mutlu yüzleri düşünüyorum
Bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de
Çabuk geçiyor
Nerede okumuştum, hatırlamıyorum şimdi, biri mi anlatmıştı yoksa
Mahpusunu kıskanan bir gardiyanı
Ve düşün sevgilim, mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün
Ne kadar acı bunlar
Kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar
Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak
Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir
Birazdan akşam olacak sevgilim
Bütün heybetiyle akşam olacak
Sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda
Bilmiyorum kime sevgilim dediğimi
Bildiğim bir şey varsa
O kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi
Unutup birden zamanı ve yeri
Onunla bir günü kutluyorum coşarak
Onunla bir günü kutluyoruz sanki.

3 Mart 2009 Salı

sabah sabah bi şiir

Çingene benleri,
ne dersiniz,
pembe olmalıydı
değil mi?
Ama dünyada her şey olması gerektiği gibi olmuyor ki...

Can Yücel

2 Mart 2009 Pazartesi

burun meselesi


Şu bir iki haftanın kolayca geçmesi, evin tadilatının bir an evvel bitmesini diliyorum :)

1 Mart 2009 Pazar

rengin-şiir

Bu şiiri ortaokulda Türkçe kitabımda okumuştum ve çok beğenmiştim. Yıllarca bu şiiri bir daha bulmaya ve hatırlamaya çalıştım. Nihayet buldum. Unutmamak için buraya kopyalıyorum...

RENGİN

Beyaz kedim,

Siyah kedim,
Sarı kedim,
Adı "Rengin" olsun dedim.

Rengin ablamın adıdır;
O şimdi kızacak bana,
Fakat öğretmenim söyledi ya?
Rengin demek renkli demek,

Bunda ne var gücenecek ?
Lâkin ablam,
Rengin ablam.
Hain ablam.

Sofra başında dün akşam,
Astı bana çehresini.
Belki biraz hakkı vardı,
Çünkü Rengin onun adı,

Fakat ne var gücenecek;
Rengin demek, renkli demek;
Benim kedim de üç renkli,
Hem de benekli.

Beyaz kedim,
Siyah kedim,
Sarı kedim,
Adı "Rengin" olsun dedim.

organize işler bunlar

Hızlı bir haftasonuydu... Cuma'dan başlayalım. Malum doğumgünü...:))) Önce banyocuyla kavga!!! İşokuldan beni almaya gelen sevgili ile banyolarda %50 indirim yapmış bir mağazaya gittik, daha evvel de gitmiştik ve bir model beğenmiştik, yine gittik ve yine beğendik. Sonra tam alacakken, biraz daha pahalı ama biraz daha işlevsel başka bir modele takılı kaldık, biraz pazarlık yapayım dedim (normalde böyle bir şey yapamam) ama nuh dediler peygamber demediler!!! Ben de sinir oldum, ve "öf sıkıldım gidelim"felan dedim. Sevgili kızdı, alı al moru mor arabaya bindik ve hızla uzaklaştık... Başka bir yerlere de baktık ama orası kadar güzel ve uygun fiyatlı bir şey bulamadık :( Sevgili "Ben bi daa oraya gitmem" dedi, evimize geldik, anneyle buluşup pimapenciye gittik :) Eve girerken kapı zili de çaldı, misafirler yavaştan gelmeye başladılar. Hızlıca evi toparladık, gelenler yabancı diiil ya...:))) Sonracığıma çok güzel bi dooğumgünüm oldu, pasta yedik. Pastamın üstünde "Bekle beni anne, geliyorum" yazıyordu... Bir sürü arkadaşım geldi, gelemeyenler aradı felan... Cumartesi günü sevgili taşınan bir arkadaşımıza verdiği söz nedeniyle R. lere gitti, biz de A.ve A. ve kardeşim Y. evi pazartesi başlayacağına inandığımız tadilat için toplamaya başladık. Yatak odası ve çalışma odası toplandı, kolilendi, hurç denilen mucizevi şeye tıkıldılar. Pazar günü kardeşim Y. ve ben bi de sevgili işlere devam ettik ve bitirdik. Gibi... Tadilat salı günü başlayacakmış. Bugün ve yarın da evimdeyim. Sonrasında M. annede kalacak, evimizin bitmesini bekleyeceğiz... Umarım süre çabuk geçer ve yerleştirme işi hemen biter. Çok yorulduk hepimiz. Canımız çıktı resmen. Bu vesile ile A. ve A. ve Y.'e teşekkürlerimi sunuyorummm, onlarsız olmazdı ki...

Neler demişim...