İç dökme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İç dökme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2010 Çarşamba

Ada'nın altın bilezikleri

Hani derler ya, bir iş öğren, bir mesleğin, bir altın bileziğin olsun diye... Ada'nın şimdiden üç altın bileziği var.


1. Meslek: Eskicilik. Evet, çocuğum evde kafasına geçirdiği oyuncakları (tavır simitçi tavrı yani) eskiciiiiiii diye geziyor. Sanırım çocuğum eskici olabilir. Ses ve duruş mükemmel, bizim evden de satacak milyonlarca eski zımbırtı bulabileceğine göre Ada eskici olabilir. Sermaye de bizden :)

2. Meslek: Otoparkçılık. Babaannesinin evin tam karşısında küçük bir otopark var, Ada camdan dışarıya bakmaya bayılıyor bebekliğinden beri, baka baka öğrenmiş. Gel, gel diyor ve eliyle otoparkçıların park edenlere yaptıkları el kol işaretlerini taklit ediyor. Ses ve duruş yine mükemmel, otoparkçı da olabilir.

3. Meslek: Temizlikçilik. Islak mendille evinizi siler paraltır. Toz alır. Temizliğe ıslak mendille devam ederse batarız o ayrı...

Elbette bu mesleklerden birini seçmeyecek, elbette komiklik olsun diye yazıyorum ama biz büyükler farkında mıyız bilemiyorum, bir çocuk doğar doğmaz;

ellerini sımsıkı tutuyor cimri olacak, parmakları uzun piyanist olacak (her parmağı uzun olan piyanist olsaydı ne güzel memleket olurduk), uzun boylu basketçi olacak, kafası büyük akıllı olacak vb... cümleler kurmaya bayılıyoruz. Hepimiz duvara resim yaptık küçükken hiçbirimiz ressam olmadık... İnsanları kalıplarla algılamaya o kadar alışmışız ki, küçücük bir bebeği bile hemen o kalıplara sokmaya çalışıyoruz. Bu belki kötü bir şey değil, belki de kötü bilemiyorum. Yazarken aklıma gelenler bunlar. Mesela "sanatçı" olmak hem özenilen, hem de kötülenen bir şeydir ülkemizde. Sanatçılar, ciddi olmamakla, alkolizmle, savurgan bir yaşamla özdeşleştirilmiştir. Oysa durum sanılanın tam aksidir.

işte böyle, yazarken yazarken aklıma gelenler. bir nevi monolog.

:)