22 Şubat 2009 Pazar

karışık kafa sesleri

Tüm hafta çok yoğun çalıştım. Cuma eve geldiğimde ateşlenmiş, tek adım atamayacak kadar kötü hissediyordum. Bir de... İshal oldum. Ve hala geçmedi. Tabii endişe hakim bendenize. Dün doktoru aradım ve ilaç verdi ama belki geçer diye almadım, sanırım az sonra çıkıp alacağım. Aslında bloguma bööle moral bozucu şeyler; yorgunum, hastayım, ıvırım, zıvırım diye yazmak dillendirmek istemiyordum ama...
Ama güzel bir şey de oldu, sevgili matine suare oyun oynayacakken haftasonu, oyunları iptal oldu :) Bu da bana yaradı tabeee... Sevgilim florans naytingelim oldu...:)
Önümüzdeki hafta da accaaaaaip yoğun olacak. İşokulda son üç haftaya giriyorum, bakalım...
Bu hafta doğumgünüm var :) 31 oluyorum. Vay beeee...
1. perde bitti, 2. perde başlayacak bu hafta...
Dün gece 3 sularında uykudan uyandım, sevgili wall-e ' yi seyrediyordu, ben de hemen dahil oldum, şahane animasyon. Şiddetle tavsiye.
Lütfen, lütfen, lütfen şu ishal bi an evvel geçsin...
Lütfeeeennn...

20 Şubat 2009 Cuma

hayvanlar alemi

Kendimi National Geographic kanalına adadım. Gece gündüz seyrediyorum, hayvanlar alemi süper... Hayvan delisi biri olarak tanımadığım bi sürü bi sürü acaip yaratık olduğunu, bunların bazılarının inanılmaz vahşi, bazılarının süper melek ruhlu şeyler olduklarını keşfediyorum ve bir kez daha zoolog, veteriner gibi hayvanat bi şiiiisi olmadığıma kızıyorum. Belgeselci de olabilirmişim...
Üf! Süper hayvanlar var, ben özellikle kedigillere hastayım ya, ama bu konuda bilgim epey var, şimdiki merakım maymunlar. Madagascar'da bir site var, bildiğiniz villa tipi site, bu sitenin bir özelliği maymunların da yaşam alanı olması. Mesela masaya bir şey koyuyorsunuz, maymun pencereden gelip onu çalıyor. Çatılar felan maymun dolu. Site güvenlikli, maymunlar ve insanların giriş ve çıkışı 7/24 izleniyor. İnsanlar birazcık pişman gibi görünüyorlar bu maymunlu yerden ev aldıklarına. Bizim sitelerde kedi beslemek bile yasak, elin Madagaskarında neler neler oluyor...

İşte böle sevgili blog, niyeyse yazayım dedim.

15 Şubat 2009 Pazar

pazar yazısı

Aşağıdaki yazıyı yazdım, sonra okuyunca kendime sinir oldum... Rahatsız olmuşmuş... Peh!!! Elbette tüm insanlar herşeyi protesto edebilmeli, yürüyebilmeli... Biraz sabahın körü ve benim tersime gelmiş yazı...
Neyse, bugün işokuldan kızlarla büyük bir buluşma olacaktı, bazı kızlar gelemedi, daha küçük ama güzel bir buluşma oldu E. evinde...:) Tatlı tatlı konuşup söyleştik, yedik içtik. E. e gitmeden önce oğluş seviyor diye biraz tatlı yemiştim, abartmışım galiba, evden çıkmadan fena oldum, neyse sevgili ekmek peynir yedirdi de kendime geldim.
Şimdi sevgili balık yapıyor. Aslında sevmiyorum ama dr. yemelisin dediği için haftada bir yiyiyorum. Mecburen mecburen... Düşündüm de, ben sanırım yemek haplarının çıkmasını istiyorum. Bir hap, hooop doydun, yemek pişirme derdi yok. Her akşam ne pişirsek diye düşünmek yok...
Hava accaip soğuk. Suşi (evönü kedimiz) akıllı bıdık ne zamandır apartmana girmiyordu, dün gelince anladık ki hava fena. Bugün ben de E. e gelip giderken dondummmm... Suşiko'yu içeriye aldık, Dolma dışarıda, o kutuya gidiyor zaten. Bir de Tosun var, mahalleye bir aydır dadanan errrrkek kedi. Apartman önünde kutuda yaşıyorlar. Kar geliyormuş. Kediciklere çok üzülüyorum kar yağınca... Üşüyorlar. Kedi ve ev demişken Y. ve G. yurtdışında bir oyun için provaya gidip geliyorlar, Cuma' da evin açık camından iç-dış hayatını sürdürüyordu, bu kez bir ay gibi uzun bir zaman evde olmayınca Cuma bütün mahalle arkadaşlarını eve çağırmış. Y. eve geldiğinde salonu vs. kirlenmiş bulmuş, evin her yanı kedi tüyü ve kedi pislikleriyle dolmuş. Vay yaramazlara diyoruz!!!
İşte böleyken bööle.

sabahın köründe

Sabahın köründe kalkmışım, zaten bu aralar konsantrasyonu sıfır bi insanım, tam iki satır bir şey yazacağım tüm KADIKÖY' de, evet tüm KADIKÖY'de bir türkü havası peydah oldu. Anladık her pazar olduğu gibi bir şeylerin protestosu var, evet destekliyorum, insanlar susmamalı... Ama bu sabahın sekiz buçuğunda da başlanır mı ey protestocu kardeşler? Aslında bu yaptıkları sauntçek...:) protestocular daha gelmedi, gelince onların sesi de eklenecek, aaa tabii protestocu kardeşlerimiz şu an uyumaktalar!!!
Bir de çalan "Le le le sakine, niye gittin tütüne" kıvamında bir şey. Yahu güzel kardeşler, madem sabahın köründe bi şeyler çalacaksınız, çalın bir Onur Akın felan biz de keyiflenelim. Gelecek ay Ada'nın odası olacak çalışma odasındayım, sesler o kadar net ki burada, ya oğluş uyuyor olsaydı?
Dedim ve sustular.
Yaşasın.
Ben de işime geri döneyim.
Anneyiz, haklıyız, kazanacağız...

4 Şubat 2009 Çarşamba

p.daises

tezle ilgili "imkansız aşklar" konusunu araştırırken aklıma Pushing Daisies geldi. Allahım nasıl bir hikayedir yahu! Temel hikayesi bir yana her bölüm işlenen yan hikayeler de süper... Çok kıskanıyorum çokkkkk... Biz bi hikayeyi toparlıyamıyoruz, ahali neler yapıyor. Bu arada iç sıkıcı postumdan sonra gidip bi yemek yaptım, yemek karıştırırken oğluşla konuştum. Mutfağa geçmeden önce kalemi sağlam bi arkadaşıma yazdığım kadarını göndermiştim, dönüşte msn de konuştuk, beğenmiş "hadi hemen yaz, merak ettim" diyor. Bu da bana bir gaz...:))) Biraz toparlandım moralim yükseldi yahu, toparlarım ben 1. perdeyi pazara kadar...
ps: p. daisies'i her hafta izliyorum severek, geçen hafta rüyamda Emerson'ı gördüm. Güya benim doktorummuşşş, he heeeee, çok güldüm. Cnbc-e dizileri rüyalarıma bir örnek de şöle; iki gün önceki rüyamda ben Desperate Housewives'da Gabrielle Solis' mişimmmmm... Hem de yeni hali, hani beş seneki sonraki süklüm püklüm hali...:)

Sıkıntı ve muz kabuğu


Öfff...

Şu tez meselesi bir türlü rayına oturmuyor. Dün gece rüyamda tez danışmanımla konuştum, kendisiyle tezimi 4 şubat'ta teslim etmek üzere anlaştım, sabah "ama bugün 4 Şubatttt" diyerek uyandım... Tatilim de bitti, yarın işe gideceğim, öğrenciler yok ama raporlamalar ve bir kaç toplantı var... Pöf! Tezimin içinde olması gereken oyunumu yazmaya başladım nihayetinde ama masa başında bir saatten fazla oturamıyorum, hemen belim ağrıyor. Yastıklar felan da nafile! Yarın ve cuma günü ofisten de yazmaya devam ederim, cumartesi annem ve babamla olma, pazar günü kızlarla ortaköyde kahvaltı etme planım var, hiç bir şeyden de vazgeçmiyorum yani!!! İbo adındaki şahsiyeti düşünün "Allah cezanı verecek" diye bağırır ya, sabahtan beri kendime öyle söylüyorum, son güne bırakılır mı yavrum??? :) Bir sayfa yazıyorum, canım sıkılıyor, yok bir soliter oynayayım, yok iki blog okuyayım, yok bebe malzemelerine bir daha bakayım, bu arada bebek arabası piyasası konusunda uzman oldum sayılır, ne nerde kaça hep biliyorum... Çok lazım olacak bana, tez jürisinde bunları anlatırım artık!

Ha, bir de duygusal gitgeller var ki çok fena... Sevgili de evde değil, bugün oyunu var, hem matine hem de suare oynadığından gece yarısı gelecek! Bir pöf daha...

İşte böle sevgili blog!

Sıkıntı ve muz kabuğu demek istiyorummm...

Neyse devam edeyim, akşama kadar bir iki sayfa daha yazayım...

3 Şubat 2009 Salı

sevgiliye-kedilere-oğluşa şiirler 1

Güvercinli Güvercinli
Çiçekçilere soruyorum, kupa papazlarına, kumrulara
Eğreltiotlarına
Kimya kitaplarına
Karpuz satıcılarına soruyorum balkondan bağırarak
Bilmemek ayıp değil ki öğrenmemek ayıp
Ama sevdamızın her şeyden bir fazla oluşuna kimsenin aklı ermiyor
Okul kırmış çocuklardan bir fazla uçarı
Adem'le Havva'dan bir fazla çıplak
Gerçi esmeriz ya, Marliyn Monroe'dan bir fazla sarışın
Bir fazla İstanbul efendisi yaşlanmış çınarlardan
İstanbul dedim de aklıma orda olduğum geldi
...
Carıl curul mu yine tatlı kaçık İstanbul
Ne halt edersen et en çok sedef bakışını arıyorum senden ayrıyken
En çokdan çok da dünyaya meydan okuyan gülüşünü
Şiirim diyorum ona,bu sözü bir fazla hak ediyor bütün şiirlerimden
Yaban gülüm diyorum
Çılgınlığım
Vazgeçemediğim
Birden güvercinli güvercinli gülüyorum
Bak
Sevdamıza bir numara dar geliyor sanki şimdi yeryüzü
Akgün Akova

2 Şubat 2009 Pazartesi

sezar uyurken



ÇOK TATLI YAHU! ÖYLE GÜZEL UYUYOR Kİ SEZAR...

slumdog millionaire


mutlaka ama mutlaka izleyin. if istanbul'da gösteriliyor veya korsan dvd' de :) Ben filmin %80'ine bayıldım, kalan % 20' de filmin sonundaki "başaran insan prototipi" oldu, tam bir batı yaklaşımı olmuş. Onun dışındaki tüm sahneler, hikaye, oyunculuklar tek kelime ile muhteşem. Zaten tüm ödülleri de topluyorlar, bayıldığım sahne çocuğun aktörden imza almak için yaptığı şey - verdiği karar- oldu. İzleyin işte, şahane film...:)

:)

İşokul tatilde ya, ben de müthiş bir tembellik içindeyim. Bloguma yazı yazmaya bile üşendim. Oysa yapılacak ne de çok iş var...:) Geçen hafta accaip bir tembellik yaptım, gezdim dolaştım. Abartıp salı pazarına bile gittim, film seyrettim, misafirlerim geldi, müzik dinledim. Bu hafta ise perşembe ve cuma işokula gideceğim, iş benim için biraz erken başlayacak, kalan günlerimde ise şu tezime yoğunlaşmam gerekiyor. Ada'cım kıpır kıpırdak annesi tembel böcek...