İnanamıyorum!
Geçen hafta bu saatleri, yaşadıklarımı düşünüyorum da...
Başlayalım anlatmaya, unutmadan... Fark ediyorum ki hafızam her yeni anı kaydetmekten eskileri hafif hafif siliyor. Yazalım, yazalım ki unutmayalım...
26 Mart Perşembe
O gün işokula gittim, prova yaptık. Ertesi gün oyun vardı...:) Okulda herkes ama herkes aynı şeyleri söyledi...
"Ooooo, karnın ne de büyümüş"
" Sen bugün yarın doğurursun"
" Neden burdasın"
" Kaç kilo aldın ki" vs...
Herkes benimle bir ilgi bir alaka... Ben de sinir oluyorum tabi.
"33 haftalık daha"
"İri bir oğlan"
"Erken de olabilir ama bugünlerde değil"
Çıkışta okulda bir etkinlik vardı, şiirle, edebiyatla ilgili... Ona kaldım. Arkadaşlar güldük,yedik içtik ve ben eve döndüm. Sevgili oyunda, ben de gelişini beklerken kedilerle salona yayıldım ve bitmek üzere olan Aşk-ı Memnu'yu izlemeye başladım. Bir an sonra uyandım. Dizi bitmişti. Ama daha önemli bir şey olmuştu, ben altıma yapmıştım!!! Allahım bir bu eksikti diyerek tuvalete koştum. Temizlendim geldim, bir an aklıma ya bu SU ise diye geldi ama... Altıma kaçırmıştım işte, karnı çok büyük hamilelerin bunu yaşadığını yeni okumuştum. Uyumaya devam etmek istedim ama bir iki dakika sonra yeniden tuvaletim geldi. Korkmaya başladım ama kendimi de telkin ettim. Tuvalette uzunca oturup bekledim. Bitmişti. Dönüşte elime hamilelik kitaplarını aldım ve su gelmesi ile ilgili bölümleri okudum. Suyun gelmesi tarifi ve suyun özellikleri benim idrar sandığım sıvıya uyuyordu. Kitaplardan birinde su gelince doğum her zaman başlamaz diye okuyunca rahatladım. Ama benim su kitapları okurken geçen zamanda "su gelir güldür güldür" kıvamına erişince telefonla doktorumu aradım. Dr. sakin ama kararlı bir şekilde hastaneye gitmemi, oradan kendisini arayacaklarını söyledi... Gitmesem diye düşündüğümü hatırlıyorum çünkü korkmaya başlamıştım. Yüreğim pır pır sevgiliyi aradım. Oyunu bitmişti ve giyiniyordu. Hastanede buluşmak üzere sözleştik... Giyindim, bir an eve baktım, kedilerime. Resmen korkuyordum... Taksi ve hastane kapısı... Sevgili, oyundan arkadaşı Y. ile beni bekliyordu, bir süre elele tutuştuk, ben girmek istemediğimi söyledim, Y. koca gözlerini açmış bize bakıyordu, hastane ve ACİL KAPISI biz girelim diye açıldı ve içeriye girdik... Girince hemşire beni hemen doğumhaneye götürdü, başka bir hemşire beni içeriye aldı. Sevgiliye de dışarıda bekleyin komutu verildi. Ben mahsun mahsun bana denileni yaptım. Soyun,yat,rahat ol... Hemşire ve Dr. konuşuyorlar, ben gizli özne...
"Yok yahu bu su değil"
"Kasma"
"Hocam, bu su..."
"Acı yok kasılmayın"
"Hımmm, epey de gelmiş"
"Siz doğuruyorsunuz"
İşte o an yıkıldım. Çok erken ama... dediğimi hatırlıyorum. Dr. beni NST'ye bağlamaları gerektiğini söyledi ve kendi doktorumu aramak için odadan çıktı. Gelen hemşire beni ağlarken buldu. NST'ye pazartesi günü ilk kez bağlanacaktım, nasıl bir şeydir diye merak ediyordum hep. Al işte, fazla merak...!!! Hemşire sevgiliyi de içeriye alıp beni NST'ye bağladı. Boncuk terler içinde, gözlerim yaşlı sevgiliye olanları anlattım, sevgilim rahat gözüküyordu. Bu arada doktor geldi, ben doğum yapmak istemediğimi, bebeğimin çok küçük olduğunu söyledim. O da bana "Hastanenin bebek yoğunbakımının çok iyi olduğunu, bir problem olmayacağını" söyledi. Hay Allah! Ben ne diyorum o bana ne diyor! Sevgili gayet cool söylenenleri dinleyip bir kaç soru sordu. Bu arada doktor dışarıya çıktı ve bir anda doğumhaneden çığlıklar, iniltiler yükselmeye başladı. Evet, biri doğuruyordu, hem de ne doğurmak. O an ben bittim diye düşündüm. Ben hiç hazır değildim. Doğurmayacağım,doğurmayacağım demeye ve elim karnımda Ada ile konuşmaya başladım. Biz oğlumla daha sonra gelecektik buraya... Çığlıklar eşliğinde ses olarak da olsa bir normal doğuma tanıklık ettik sevgiliyle, sonra bir anda alkışlar sevinç çığlıkları kapladı her yanı.Doğmuştu işte yan odaki... Aynı anda benim hemşire bana bakmaya geldi, elindeki uzun ince kağıt "sancılandığımı" bildiriyordu. Bana bakan doktorun kendi doktorumu aradığını duydum sonra. Az sonra hemşire gelip beni bu gece yatıracaklarını ve gözlemleyeceklerini söyledi. Sevgiliyle bize gösterilen odaya gittik... Serumlar, iğneler vs... Bir süre sonra kaldık sevgiliyle başbaşa... Bu arada sevgilimin kardeşi S. ya (yani benim görümcem) telefon edip anlatmıştık. O da bizimle odadaydı, biraz konu değiştirip güldük ama sonra üçümüzde sustuk. Olacaklar acaba olacak mıydı? Yoksa ben inandığım gibi " Sabah buradan yürüyerek çıkıp işe gidebilecek miydim" Evet gidecektim, o gün iki oyunumuz vardı benim veletlerle. Bir yıl boyunca çalışmıştık, ertelemek olmazdı. Üstelik ben iyiyim işte, ah evet tuvalete her gittiğimde biraz daha su geliyor ama ilaçlar işe yarayacak... Bir süre sonra S. ya git ve uyu dedik, kaldık başbaşa... Saat ilerlemiyor işte, zaman akardı hani? Akmıyor, gitmiyor, gece sabaha dönmüyor. Oda sıcak, çok sıcak ve daha da sıcak olacak... Sevgili arada sigara içmeye çıkıyor bana dönüşte Leman alıyor. Leman'ın dünü ve bugününü konuşup duruyoruz, gülünecek tek bir köşe-çizgi bulamıyoruz. Bir süre sonra Leman yelpaze görevi görüyor. Benim el ve ayaklarım şişiyor, sular devam... Bir süre sonra sevgiliyle Ben kimim? oynuyoruz. Hani birini içimizden tutup sorulara Evet-Hayır diye yanıt verdiğimiz... Ben Alfred Hitchcock' u tutuyorum, sevgili Turgut Özal'ı... Gülüyoruz bolca, bolca susuyoruz, sonra ben yine ağlıyorum... Sevgilim bana destek oluyor, ama doğuracaksın veya doğurmayacaksın demiyor, diyemiyor... Hemşireler gelip gidiyor, bana bakıyor ve fark ettirmeden bana doğuracağımı yavaş yavaş empoze ediyorlar. Sabah oluyor. Ben buradan ayağa kalkıp işe gidemeyeceğimi anlıyorum, çünkü yürüyerek eve gideceğim! Hele şükür çalışamayacağımı kabul ettim ama doğuracağımı asla! İş arkadaşım T. arıyorum, canım arkadaşım büyük bir şaşkınlık anından sonra şok içinde "Ne su mu eyvah yani..." sözlerini hemen susturuyorum " Yok canım, ben iyiyim ama bugün gelemem, tekst şurda, oyun böyle, ışıkçıyı ara..." oyunla ilgili talimatlar veriyorum. Oyunu idare edeceğini söylüyor. Bir süre sonra müdürüm H. Bey'i arayıp durumu anlatıyorum. H. Bey' de şok içinde. İşleri düşünmememi, herşeyin iyi olacağını söylüyorlar. Saat biraz daha ilerliyor ve doktorum geliyor. Gülüyor, hemen bir kontrol, hemen bir NST daha. Ve...
"Suyun bitti Tekir'cim, alıyoruz"
İnanamıyorum.
"Olmasam"
"Bebeğini kaybetmek istemiyorsun değil mi"
"Normal mi olacak?"
"Seni acilen sezaryene alıyoruz" deyip hemşirelere bir şeyler buyuruyor. Sevgili annesini, annemi arıyor. Ben çok yakın arkadaşlarıma "Doğuruyorum, dua edin" gibisinden bir mesaj gönderiyorum. Aynı anda telefonlarım çalmaya başlıyor. İşokulda da mesai başlamış tüm dostlar merak içinde...
Kan alınıyor, ben titriyorum. Hemşire beni giydiriyor. Ağlamamı istemiyor hemşireler. Sevgili kapının önünde telefonla birileriyle konuşuyor. Sedye geliyor... Son kez tuvalete girmek istiyorum. Aynada kendime bakıyorum.. Oğluma ve kendime güvendiğimi yüksek sesle söylüyor ve çıkıp sedyeye uzanıyorum...
Kayınvalidem ve S. geldiler, onlarla konuştum, sevgili beni ameliyathaneye kadar izledi ve çat diye içeriye girdim. Dışarıdaki telaş ve sesler bir anda kesildiler. E.R seyretmenin iyi tarafı işte :) Gözlerim burayı hiç yadırgamıyor. Bana kapıda bir ebenin söylediği ve ağlamamı durduran "Nasıl girersen öyle geçer, gül bakalım" sözü kulağımda, hemen "Burası çok gergin, neden kimse konuşmuyor" diyorum hemşireler gülüyor ve bana doğumun nasıl başladığını soruyorlar. Dizi seyrediyordum diyorum, bir hemşire seyretmediğim kısımları anlatıyor, Behlül diyorlar, Adnan Bey diyorlar... Ben bir an "Aman Allahım neredeyim" diyorum... Yabancılaşıyorum... Dua ediyorum... Doktorum geliyor, hadi diyor ve ben bir uyuşma hissediyorum.
Gözümü açıyorum, sedyedeyim ve asansör bekliyoruz. Bir hemşire var başımda "Nasıl iyi mi bebeğim" diyorum, iyi diyor ve bir an kayboluyor, ben bekliyorum, geliyor ve tekrar soruyorum, iyi diyor... Asansörden odaya gidiyorum... Sevgili, anneler,kardeşler, arkadaşlarım... Ben soruyorum, Nasıl? Her şeyi tam mı? Sağlıklı mı? Herkes gülüyor, mutlular işte... Ama ben inanmıyorum, bir daha ve bir daha soruyorum. Ada'nın küvöze konulduğunu ama çok iyi olduğunu söylüyorlar. Uzunca bir süre orada kalabilirmiş. Yine inanmıyorum, en sonunda bana videosunu gösteriyorlar. Çok şirin bir bebek görüyorum ekranda... Durup durup sevgiliye soruyorum. Sonra gelenler ve gidenler başlıyor... Giderek anne olduğuma, Ada'nın artık içimde olmadığına inanıyorum ama sıklıkla soruyorum hem kendime hem de sevgiliye; bu yaşananlar gerçek mi? Doktorlar geliyor, bir süre sonra müjdeli haber ulaşıyor, Ada annesinin yanına geliyor. Doğumundan altı saat sonra kucağıma muhteşem bir varlık koyuyorlar. Görür görmez ağlamaya başlıyorum...
27 Mart 2009' da Ada işte böyle dünyaya geliyor.
Şu an saat 00.57 geçen hafta bu saatlerde hastanede endişe içinde ağlıyor, başımıza neler geleceğini hesaplamaya çalışıyordum. Şimdi... Şimdi Ada odamızda uyuyor. Ben de yanına gidiyorum şimdi. Oğlumun yanına, süt kokulu oğlumun yanına... :)
Sonra neler oldu?
Ada'nın sarılık meselesi...
Uyku, nedir bu uyku?
Bir hafta ve yaşananlar
Erken doğum ve hormonlar
Ev-aile-iş-ziyaretler ve daha fazlası çok yakında burada...