27 Nisan 2009 Pazartesi

Bir aylık olduk biz :)

Heyoooo!
Bir aylık olduk biz :)
Büyüdük yani.
Koskoca 30 günü bir aile olarak bitirdik...
Yupppiiii...:)

Epeydir yazamadım, o kadar yoğun geçti ki. Hemen her gün misafir geldi evimize, Ada'mızı sevmeye veya "bakalım büyümüş mü" demeye...:) Ada'nın teyzesi amcası çok... Gelen giden pek oluyor böylece, biz seviyoruz misafiri, misafirler pek öyle misafir gibi olmadığı için. Samimi, rahat, akışında her şey... :)

Neyse, Cuma'dan başlayalım, ROP muayenesi için Fulya'da bir göz kliniğine gittik. Gitmek zorundaydık Ada erken doğduğu için. Erken doğanlar için çok mühimmiş bu test, eski ve yeni dr. muhakkak yaptırın demişti, çok şükür bir şey yok ama bir damar henüz gelişmemiş, (normal bir durummuş) üç hafta sonra tekrar gideceğiz. Bugün de kalça çıkığı ultrasonu ve işitme testimizi olduk. Kalça çıkığı yine bebekler için önemliymiş, eğer böyle bir durum varsa ve ultrasonda bakılmazsa aileler ancak yürümeye başlayan çocuklarında bu durumu fark ederlermiş ki bu da gecikmiş tedavi demekmiş... 7. ayda tekrar bakılacakmış... Sonra kendi doktorumuza gittik ve tekrar muayene olduk. Tartıldık veeeee bir haftada tam 400 gr. almışız...:) Biz zaten biliyorduk her banyoda tartıyoruz Ada'yı, he heee...:) Ada'nın kabızlık sorunu olmuştu bu hafta onu telefonla dr. sormuştum, dr. muayenede baktı karın şiş ve gergin, bir fitil yazdı ve mamasına yağ koymamızı önerdi, peki dedik eve geldiğimizde bir koku...:)))))

Çıkışta e-bebek'e gittik kimi ihtiyaçları aldık... Bir konuya dikkat çekmek isterim bu ayki Mother&Baby dergisinde biberonlarla ilgili bir makale vardı, plastik biberonlara dikkat çekiyordu, hımmm bir dakika bunu başlıca bir post yapayım, önemli çünkü :)

Dostlar işte böyleyken böyleeee ...
Ada büyüyor, hem mama hem de anne sütüyleeeee...

20 Nisan 2009 Pazartesi

Doktor sonrası

Doktora gittik biz.
Doktorumuzu sevdik biz...

Sakin ve güleryüzlü bir adam, en önemlisi diğer dr. kadar telaşlı ve aceleci değil. Anlattık dertlerimizi, dinledi ve o da mama vereceğiz, başka yolu yok dedi. Anne sütüne de devam edeceğiz tabii, anne sütünün azalmasının iki nedeni (hormonlar ve psikoloji) olduğunu, nasıl beslenmem gerektiğini vs. anlattı. Bilmediğimiz şeyleri anlatmadı aslında, bloglar ve web sağolsun...:) Ada için günde en az 4 öğün mama, bir hafta sonra da kontrol dedi. Haftaya zaten kalça ultrasonu, aşı, işitme testi, ROP testi gibi bir takım taramalarımız da var. Demek ki bu hafta kilo alımı açısından çok önemli... En az 300 gr. felan almalıymışız. İnşallah alırız...

Bazen bir saat, bazen iki dakika emen Ada'nın 37. haftasını tamamladıktan sonra daha iyi emeceğini, dolayısı ile daha çok sütümün geleceğini söyledi ki bu çok iyi bir haber. Yani haftaya daha iyi bir emme haftası olacak :) ayrıca, anne sütünün elbette muhteşem olduğunu ama mama ile beslenen bebeklerin de çok sağlıklı olduğunu söyledi, mama ile besleniyor diye bu denli üzülmeye gerek yok dedi...

Şimdi daha iyiyiz, moralimiz bize "aman allahım hiç kilo almamışşşşş eyvahlar olsunnnn" yerine "sakin olalım, mutlu kalalım, iyi beslenip mama takviyesi yapalım" diyor.

Haftaya iyi haberlerimizi yine burada yazacağız.

:)

süt sorunları v1

Herkes derin bir uykuda... Ada, babası, kediler... Bir ben ayaktayım. Sabah 3 gibi başlayan uykusuzluk hala sürüyor, Ada pes edip uyudu oysa.

Canlar biraz sıkkın. Neden?

Ada emmiyor, emmemek için direniyor, göğsümde uyuyakalıyor, gündüz şarkılar türküler biraz uyandırabiliyoruz ama gece... Sütümü sağdığımda çok az geliyor... Baba mamaya karşı, anne iki arada bir derede... Süt yapan yiyecekleri bolca tüketiyorum, rahat olmaya kendimi üzmemeye çalışıyorum ama sütüm gelmiyoroğlu gelmiyor işte... Hal böyle olunca Ada yeterli besleniyor mu diye doktora gittik, durum facia... Genel durumdan pekiyi, kilodan 0 aldık.!!! Kilo almamış desek yeri, doktor sütümün yetersiz geldiğini hemen ve acilen mamaya başlamamız gerektiğini söyledi... Eve geldik süklüm püklüm... O gün mama desteği ile geçti, akşamüstü eve sağlık ocağından iki hemşire geldi, doğum yapanların evlerine rutin bir ziyaretmiş, derken malum soru; Mama vermiyorsunuz değil mi? Kendilerine de anlattık. Annesütü dostu hemşireler başladılar bana annesütünün yararlarını anlatmaya... Pardon ben salak mıyım? Sütüm vardı da ben mi vermedim? Sütüm gelmiyor dedikçe mamaya ve biberona alışırsa bir daha asla annesütünü emmeyeceğini korku filmi gibi anlattılar... Sonra da pazartesi sağlık ocağındaki doktorla da tanışmamı istediler. Olur dedik... Onlar da haklılar, sonuna kadar destekliyorum onları...

Şimdi şöyle yapıyoruz; meme emiyor, süt sağılıyor (kaldıysa ki çok çok az da olsa bir miktar da sağabiliyorum) sonra da mama veriyorum. Mamayı öyle iştahla çekiyor ki... Cumartesi ve pazar böyle geçti, iyi emdiğini düşündüğümüzde mama vermedik. Ama karı koca kafamız karışık, dün Ada'yı tarttık durum yine aynı... (Gidip bebek tartısı aldık) Bugün bir arkadaşımın tavsiye ettiği bir çocuk doktoruna gideceğiz, bakalım o ne diyecek? En önemlisi Ada nasıl kilo alacak, sütüm nasıl artacak? Vs... vs...

İYİ HABERLERLE DÖNMEK ÜZERE...

15 Nisan 2009 Çarşamba

erik kompostosu ve düşündürdükleri...

Geçen gün Migros'a gittik sevgiliyle, uyuyan Ada'ya babaannesi baktı. Yokluğumuzda babaanne bize komposto yapmış, hem ne nasıl... Derin dondurucuda kırmızı erik bulmuş. Dönünce " Bak ne güzel oldular" dedi. Ben derin dondurucumda kırmızı erik olduğundan habersiz "aaa, erik mi, nasıl yani, kim koymuş,kim pişirmiş..." dedim ve aynı anda hatırladım...

Benim anneannem köyde yaşar. Çanakkale'de. 6 çocuğu var, ama kimsenin yanında gelip kalmaz, evini, bahçesini bırakmaz. İlerlemiş yaşına rağmen en büyük tutkusu yazın onu ziyarete giden çocuk ve torunlarına (hatta torun çocuklarına) taze meyve ve sebze yedirmektir.

Bu erikler benim anneannemin bahçesinden;
Bu erikleri anneannem, annem yesin diye topladı,
Bu erikleri annem ben yiyeyim diye derin dondurucuya koydu,
Bu erikleri M. annem sütüm olsun diye pişirip komposto yaptı.

annelik böyle bi şey işte...

13 Nisan 2009 Pazartesi

En çok sorulan ikinci soru; Kime benziyor?

Benim Ada'm;

Babasına benziyor, bakışı, yüzü,eli,ayağı babası...
Huyu ve de suyu mu?
Bana!

:)

Mesela, inatçılığı...
Sonracığıma bir şey yaparken -önemli bir şey ki bu önemli şey, kaka yapmak ve pırtlamak, haaa bir de emmek- suratı ciddileşiyor, alın kırışıyor alıyor beyimizi bir düşünce... Ben de öyle bir şey düşünürken (hayır benimkiler daha ciddi şeyler:) kaşlarım çatılır, alnım kırışır...
En önemlisi tez canlılığı... Yerimde duramam ben, bir yere mi gidilecek mesela, sabahtan itibaren hadi gidelim, hadi gidelim demeye başlarım... Olsun istediklerim hemen olsunlar isterim, sabırsızımdır çok fena. (Annelik sabır etmekmiş oysa, şimdilerde anlamaktayım)


Babası iki sabırsızla nasıl başa çıkacak bakalım.
Göreceğiz...

:)

ps: Hakkımızdaki yazıları için narthex ve ceviz teyzelerimize teşekkür ederiz...:)

Süt meselesi ve diğer şeyler hakkında...

Her yeni annenin sorunu SÜT meselesi-dir ya hani, evet ben de bu süt meselesine kafayı taktım, Ada hem nazlı, hem erken, hem de keçi burcu bir çocuk çıktığından bu süt meselesi daha da önem kazanıyor.

Sütün geliyor mu?
Bu cümleden nefret ediyorum.
Sana ne?

Herkes ilk bunu soruyor, bi naber de, nasılsın de, ruhun aydınlık mı de, değil mi ama... Bende de suç var, yediğime pek dikkat etmiyorum, saatler boyu aç kalabiliyorum, bu benim baş özelliğimdi zaten, yani karnım acıkınca hatta çok çok acıkınca yemek yemek aklıma gelir, o anda da ne bulursam onu yerdim... Hamilelikte bu durum biraz değişmişti, iştahım epey açılmıştı, demek şimdi eskiye döndük... Oysa kayınvalidem her gün bana kompostolar, yemekler yapıyor... Akşamları eve eli kolu dolu geliyor. Akşam yemeklerim süper bu yüzden. Ammmmaaa kahvaltı mesela, unutabiliyorum, ya da sabah ikinci emzirmeden sonra yapabiliyorum ki saat 12 oluyor. Bu durumda sütümün azalması da hiç anormal değil... Anne çayı (Humana) içiyorum bolca ama tek başına yeterli değil. Annem, dereotu ve maydonoz getirmiş bir de küçük küçük kuru soğan her yemekle yemeliymişim. Soğanı çok severim ama hergün yiyecek kadar da değil anne :) Karar verdim, yemeklerime çok çok dikkat edeceğim ve sütüm olsun diye bolca yemek ve vitaminli şeyler yiyeceğim. Çünkü sütüm gelmeyince çok üzülüyoruz ailecek.... Yaşasın Yemek Yemek... Yemek demişken şu Vedat Milor'u çok fena kıskanıyorum yahu! Adam sürekli ne biçim yerlerde ne biçim yemekler yiyiyor. Süper pahalı restlerin yanı sıra aile salonumuz vardır yazılı mahalle lezzetlerini de biliyor. Dün mesela işkembeli nohut yedi Fatih esnaf lokantalarından birinde, işkembe sevmem ama canım çekti, Vedat Milor öyle bir hüpletti ki...

***

Gelelim diğer şeylere;

Sigorta arıyorum bolca, gelen tekliflere bakınıyoruz kocayla... Biraz akıllı olmak ve poliçeleri iyi okumak gerekiyor, limitleri de iyi hesaplamalı... Bu arada Ada'nın ROP muayenesi var bu ay (Erken doğan bebeler için göz testi) hiçbir sigorta geçmiyor dr. un bize tavsiye ettiği yerde, sonracığıma kalça ultrasonu ve işitme testi var... Bu ikisi için de gitmeyi düşündüğüm iki hastanden fiyat aldım inanılmaz fark var arada. Birinde SSK geçiyor hastanelerin ama dr. beğenmiyorum, diğerinde tavsiye bir dr. var (beğenip beğenmeyeceğimizi bilemiyoruz) ama testler çok pahalı. Sanırım tavsiye dr. a gidip testleri diğer hastanede yaptıracağım...

***

Tezimle ilgili artık yumurta kapıya dayandı demek bile az kalıyor... Bu ayın sonunda en azından kabasını hocaya atmak zorundayım... Biraz biraz didikliyorum vakit buldukça... Umut var mı bilemiyorum ama eğer mezun olamazsam çok üzülürüm...

***

Tv ve kitap okumak hayal oldu... Hamileliğin son günlerinde okumayacağım, tezime adayacağım desem de AŞK'ı okumuştum, şimdi de baş ucumda bebek bakımında mucizevi... var ama onu da bir türlü şöyle içine dalarak okuyamadım, emzirirken okunamayacak kadar da ağır bir kitap :( Tv dizilerimde artık ipin ucu kaçtı. Behlül ve Bihter ne yapıyor, koca yanak nasıl, Fikret'in kayınvalidesi eve döndü mü bilemiyorum. E.R, CSI NY, Lost, D. Housewifes yalan oldu... :(

***

Ama bolca müzik dinliyoruz, neredeyse 24 saat. TRT 3 ve Billboard radyo... Tavsiye ederiz. Hele Billboard radyo şahane, genellikle Oldies Goldies takılıyorlar ve bu beni mest ediyor. İce İce Baby'yi dinlemeyeli çok olmuştu mesela dün çaldılar bir hoş oldum. Dr. Alban mesela... Hatırladınız mı? Mc Hammer ve şalvarlı dansçılar... Süper süper yani... Bugün oğluşla dans etmek için şarkı tuttum ne çıktı; FELİÇİTA :) dans ettik oğlumla bolca... TRT 3 radyo biraz daha ağır abi, bilmemne beşlisinin Macar besteci bilmemkimin falanca bestesini çalıyorlar, sonra programlar var var, bale eserleri dinledik mesela cumartesi günü, Ada'yla birbirimize baktık ciddileştik dinlerken :) Babası klasik eserleri dinlemesini çok istiyor Ada'nın, bakalım ben ne kadar dayanabileceğim...:)

***

Oooo benim süt saatim gelmiş, Tekir kaçar...:)

9 Nisan 2009 Perşembe

Ada'nın uykusu

Ada'ya dr. prematüre diyor. Doğum kilosu ve boyu posu iyi ama yine de haftası göz önüne alınıyor... Bu bebeklerin en büyük özelliği uyumaları. Ada'da uyuyor. Hem de ne uyuma! Yine dr. bebeğin 3 saatte bir uyandırılması ve beslenmesi gerektiğini de söylüyor, Ada bazen uyanmıyor, ne yapsak uyanamıyor, işte o vakit bana olanlar oluyor. Tıpkı bu sabah olduğu gibi... Ne yapsak uyanmıyor, memeyi itiyor... Çok üzülüyorum, çaresiz kalıyorum, bolca ağlıyorum... Sonra sevgili giriyor devreye, beni avutuyor, Ada'yı uyandırmaya çalışıyor... Bugün pes eden biz olduk. Uykuya dalmasına izin verdik, daha doğrusu mecbur kaldık. Dr. aradım, uyandırın diyor da başka birşey demiyor, E gel sen uyandır diyecektim, demedim tabii... :) Öğlen daha iyiydi, emdi, biraz gözlerini gösterdi bize... Öğlenden sonra babannesi geldi, babasıyla beraber yıkadılar Ada'yı, ağladı bizimki yine, sonra iyi bir emiş gerçekleşti...

Emzirme hakkında da sorularım var, bir memede ne kadar kalmalı? Ada yaklaşık 15. ve 20. dakikalarda uyuklamaya başlıyor... Sütüm yeterli mi acaba? Mama verin demişti dr. ama babası istemiyor, bir daha ki dr. randevumuza kadar beklemeli miyim, yeniden dr. a mı götürsem, kendime güvenebileceğim-sevebileceği-7/24 arayabileceğim bir dr. bulsam... Sorularım her gün artıyor...

Bebek bakımında mucizevi çözümler kitabını dün akşam S. aldı bana, henüz okuyamadım ama hızlı bir tur attım içinde, memede uyumasın diyor, hadi bakalım nasıl olacak bu iş? Ada emerken gözler hemen kapanıyor. Keşke biri okuyup özetlese bana. Ya da fotokopicide ders notları olsa da çalışsak...:)

Doğum öncesi izni

8 hafta doğum önü, 8 hafta doğum sonrası izni var memlekette. İyi ve de hoş... Ancakkkk, diyelim erken doğum yaptınız ki şekil bir a bendeniz, doğum önü izniniz küt diye bitiyor. Nasıl ve niçin demeye kalmadan hastaneden elimize; Şu Mayısta çalışır diye bir rapor verdiler... Karı koca şok içinde kalakaldık... Güzide memleketimizin annelere bir kazığı daha... Erken doğan çocukların günahı ne? Onların daha da çok ilgiye-sevgiye-bakıma ihtiyaçları yok mu sayın BAKAN??? Erken doğum yapanların günahı ne peki?
Doğum yaptığım günden beri aklıma geliyor, düşündükçe sinir oluyorum, sinir oldukça daha da hırslanıyorum, bir şey yapmalı...
Ama ne bilemiyorum...
Mayıs sonu gibi işbaşı görünüyor bakalım...

öf...

:(

8 Nisan 2009 Çarşamba

İlk günlerimiz

27 Mart Cuma

Sen doğdun oğlum. Kendime geldim, seni gördüm, aşık oldum...

Odamız misafirlerle doldu taştı, telefonumuz hiç susmadı, çiçeklerimiz geldi, ne çok sevenimiz varmış... :) İşokulda minikler senin ve benim için oynadılar oyunu, telefon açıp "sizi ve Ada'yı çok seviyoruz" diye bağırdılar, annen öğretmen olmayı bir kez daha sevdi... İleride teyze diyeceğin annenin bir sürü arkadaşı geldi. Onları tanıyacaksın, hepsi birbirinden renkli, birbirinden farklı dünyalar... Bu arada komik şeyler de oldu. Bir an evvel gelmeyi seçtiğin için -annen ve baban evin tadilatını anca bitirebilmişlerdi- henüz odan gelmemişti. Doğduğun gün mobilyacı amcalar odanı monte ettiler, teyzen eve gidip onları bekledi. Babaannen akşamüstü gidip giysilerini yıkamaya ve ütülemeye başladı...:) Evet oğlum hiç bir şeyimiz hazır değildi, kıyafetlerin,bebek şekerin hiçbir şeyin... Hızlı bebeksin ne yapalım...:))) Oysa annen ne hayaller kurmuştu, ne şekerler, ne çikolatalar, ne bebek kurabiyeleri yapılacaktı... Böylesi de mümkünmüş demek ki. Baban oyuna gitti akşam. Biliyorsun önemli bir günde doğdun 27 Mart Dünya Tiyatro Günü. Dramaturg bir anne ile oyuncu bir babanın oğlundan da bu beklenirdi zaten...:) Baban gidince bizimle, uzak kuzen A. abla kaldı, ne iyi oldu... Çünkü ben seni tutmakta, giydirmekte çok zorlandım, adeta korktum. Hemşireler yoğun mesai yaptılar odamıza, herşeyi sorduk. Öğrendik mi hayır!!! Bir salaklık, bir boşluk oluştu annende, aynı soruyu defalarca sordu, cevapları anında unuttu...

28 Mart Cumartesi

Annenin öğrencileri geldiler. Annen ne sevindi...:) Teyzeler, amcalar, dayılar yine geldiler. Ada bakalım bir gecede büyümüş mü diye... Babanın hem gündüz hem gece oyunu vardı, oyuncu arkadaşlar geldiler. Bu ziyaretler bir ara o kadar fazla oldu ki annen gelenleri takip edemez oldu. Fenalık geldi, hava yetmedi... Akşamüstü ziyaretler dindi, anneannen, babaannen ve annen kaldılar geride. O gece baban ve annen baktılar sana...:)))

29 Mart Pazar

Seçim mi varmış, hayat nasıl mış, dışarıya bahar mı gelmiş hiç umrumuzda değil. Çünkü sen varsın artık...:) Öğlen hastaneden çıkıyoruz, oyunu kullanıp sabah yürüyüşünü hastaneye yapan E. teyzen ve halan yardım ediyorlar bize. Toparlanıyoruz ve bye diyoruz hemşire ve doktora. Babaannenin evine gidiyoruz. Deden, teyzen, anneannen de orada. Anneannen ve baban eve gidip senin için park yatağını kuruyorlar, odamızı hazırlıyorlar. Sonunda evimizdeyiz işte... O gece anneannen ve annenle aynı odada kalıyorsun, biraz zor bir gece oluyor, annen hiç durmadan nedensizce ağlıyor. Neden ağladığını hem biliyor hem bilmiyor. Gece sanki bir karanlık çöküyor annene, sabahları daha iyi...

30 Mart Pazartesi


Doktora gidiyoruz. Dr. biraz sarı buluyor bizi ve yarın yine gelin diyor. Peki diyoruz. Bu arada ilk kez müzik dinliyorsun arabada. Dinlediğin ilk albüm Bulutsuzluk Özlemi, Zamska... :))) Eve dönüyoruz. Ev kalabalık, renkli, neşeli hep...:)))

31 Mart Salı

Tekrar dr. Sarılık yüksek çıkıyor, annen senden kan alınırken korkuyor oysa sen daha cesursun oğlum... Dr. yatacak diyor, annen ağlıyor, hemşire gülüyor... Oysa annen okuduğu kitaplardan ve bloglardan sarılık denen şeyi biliyor. Ya siz diyorlar, siz de kalmak ister misiniz? Anne ve baban birbirine bakıyor, olur diyorlar. Ama oda yok! Seni hastanede bırakıp eve dönüyoruz, babaannene gelip yemek yiyiyoruz, sensizliğe alışmak için çok erken değil mi oğlum? Annen seni kahküllü sevimli hemşireye teslim ettiği için biraz rahat. Gece R. ve Ç. 'a gider, (çünkü hastaneye çok yakın bir yerde oturuyorlar) oradan da hastaneye geçeriz diyorlar. Sonra telefon çalıyor oda açılıyor, annen ve baban kısa hastaneye gidiyorlar. O gece annen hastanenin süpersonic pompasıyla sütünü mutlu mutlu sağıyor... (kendi pompasının internet yorumlarındaki "gürültülüdür" kelimesini dikkate almadığına pişman) Bir ara R. ve Ç. geliyor, ellerinde meyveler, krepler, meyve suları... :))) Gece hastane çok sıcak, sen mor ışık altındasın. Ama hemşireler bizimle ilgilenmiyor!!! Annesi beslesin diyorlar, iyi de benim biberonla beslemem ve emzirmem çok uzun sürüyor ve bana "çabuk olun ışık alsın" diyorlar. Ben olmasaydım kim bakacaktı bu bebeğe diyoruz babayla, bizzz diyorlar. E bakın işte!!! Sonunda E. hemşire geliyor, hop besliyor, hop gaz alıyor,hop altını açıyor ve anneni rahatlatıyor.

1 Nisan Çarşamba

Dr. iyi buluyor ve gidebilirsiniz diyor, heyoooo. Çıkış işleri her zamanki gibi uzun sürüyor. Baban hastane yönetimine, kat görevlilerine, yemek getirenlere türlü ve haklı nedenlerle kızıyor. Özür diliyorlar. Sonunda çıkıyoruz ve evimize geliyoruz. Dr. çok iyi besleyin diyor, iki-üç saatte bir uyandırın diyor, sen uyanmıyorsun Ada. Hem erken geldiğin hem de sarılık olduğun için uykuya düşüyorsun. Annen bu kez de neden uyuyor diye ağlıyor. Hastaneden eve geliyoruz ama ziyaretçilerimiz de geliyor. Annen yorgun ve bitkin, kısa süreli de olsa işokuldan eski arkadaşlarını ağırlıyor... B. ve K. geliyorlar, bir yaşındaki Poseidon'da geliyor, sana oto koltuğunu ve ilkoyuncağını armağan ediyor...:) Babaannen her gün yaptığı gibi enfes yemeklerle geliyor. Akşamları ev kalabalıklaşıyor :)

2 Nisan Perşembe

Evde temizlik günü, H. geliyor. Kapının önündeki çiçeklere bakıyor sonra kapıyı açan annenin göbeğine. "Ay bi an çiçekleri görünce doğum yaptın sandım" diyor. Annen gülüyor, doğum yaptım diyor. Evet annenin göbeği aynen duruyor. (Bu konuyu açmadan kapatalım) O gün evde hummalı bir temizlik yapılıyor. H. ve anneannen deli gibi siliyor ve süpürüyor. Babaannen enfes bir lohusa şerbeti kaynatıyor. Ve annen ilk kez sokağa çıkıyor. Kendisine emzirme çamaşırı almak için...:) Kadıköy sokaklarında bir an salak oluyor. Vitrinlerde kendisine bakıyor., sanki hala içindesin... Bir saatte eve ancak geri geliyor... :)))

3 Nisan Cuma

Tam bir haftalıksın oğlum...:) Büyük amcalar,halalar ve yengeler geliyor. İsmin kulağına okunuyor. Baban pek istekli değil ama, annen hem büyüklerin gönlü olsun diye hem de bir ritüeli yaşatmak adına bugünü düzenliyor... Güzel bir gün oluyor...:) Anneannen gidiyor. Baban ve annen tek başlarına...

4 Nisan Cumartesi

Göbeğin düşüyor canım oğlum...:) Annen ve baban ne yapsak diye düşünüyorlar. Annenin candostları Z. ve D. teyzeler geliyor. Lohusa şerbeti içip salonda oturuyorlar. D. teyzen ben asla doğurmayacağım diyor ama sana bakarken gözleri parlıyor...:)

5 Nisan Pazar

Herhangi bir pazar sabahı gibi başlıyor, gazeteler okunuyor ilk kez, pastaneden poğaça alınıyor, ama yan odada sen varsın işte. Bu arada baban bu çocuk mama yemeyecek diyor ve hastaneden beri devam eden annesütü ve mama birleşimine sadece annesütü ile devam edilmesi kararı alınıyor. Annen sütünün yetip yetmeyeceği konusunda kararsız, sürekli internette araştırma yapıyor. Akşamları halan geliyor ve odada sana masallar anlatıyor :)

6 Nisan Pazartesi

Annen baban ve sen... Başbaşa bir gün daha...

7 Nisan Salı

Anneannen geliyor... Teyzen final sınavlarından bunalmış seni sevmeye geliyor. Bugün yıkanacaksın, annen ve baban sana şampuan ve sünger almak için dışarı çıkıyorlar. El ele kadıköy sokaklarındalar, Reks'in önünden geçerken annen Film Festivali'ni hatırlıyor ve bir kez daha kendisine tembellik edip biletlerini almadığı için minnettar kalıyor...:) Akşam hayatındaki tüm kadınlar (teyzen hariç çünkü o finallerden dolayı sabahlamış ve çok yorulmuştu eve döndü) seni yıkamak üzere hazır ve nazırlar. G. ve A. teyzeler de tesadüfen ziyarete geliyorlar. A. teyze seni tutuyor, anneannen ve babaannen de yıkıyor. Ve sen INGAAAAAAAAAAAAAA diyorsun. Annen yine ağlıyor...:)

8 Nisan Çarşamba

Gün yine anneannen tarafından temizlikle başlatılıyor. Annen sağlık sigortası ve doktor arayışı içinde, ne yapsa bir türlü karar verilemiyor. Baban oyuna gidiyor, annen seninle ilgileniyor. Bir süre sonra anneannen evine gidiyor ve başbaşayız işteeee...:)

2 Nisan 2009 Perşembe

geçen hafta bu saatler-şimdi- ve doğum hikayemiz

İnanamıyorum!

Geçen hafta bu saatleri, yaşadıklarımı düşünüyorum da...
Başlayalım anlatmaya, unutmadan... Fark ediyorum ki hafızam her yeni anı kaydetmekten eskileri hafif hafif siliyor. Yazalım, yazalım ki unutmayalım...

26 Mart Perşembe

O gün işokula gittim, prova yaptık. Ertesi gün oyun vardı...:) Okulda herkes ama herkes aynı şeyleri söyledi...

"Ooooo, karnın ne de büyümüş"
" Sen bugün yarın doğurursun"
" Neden burdasın"
" Kaç kilo aldın ki" vs...

Herkes benimle bir ilgi bir alaka... Ben de sinir oluyorum tabi.

"33 haftalık daha"
"İri bir oğlan"
"Erken de olabilir ama bugünlerde değil"

Çıkışta okulda bir etkinlik vardı, şiirle, edebiyatla ilgili... Ona kaldım. Arkadaşlar güldük,yedik içtik ve ben eve döndüm. Sevgili oyunda, ben de gelişini beklerken kedilerle salona yayıldım ve bitmek üzere olan Aşk-ı Memnu'yu izlemeye başladım. Bir an sonra uyandım. Dizi bitmişti. Ama daha önemli bir şey olmuştu, ben altıma yapmıştım!!! Allahım bir bu eksikti diyerek tuvalete koştum. Temizlendim geldim, bir an aklıma ya bu SU ise diye geldi ama... Altıma kaçırmıştım işte, karnı çok büyük hamilelerin bunu yaşadığını yeni okumuştum. Uyumaya devam etmek istedim ama bir iki dakika sonra yeniden tuvaletim geldi. Korkmaya başladım ama kendimi de telkin ettim. Tuvalette uzunca oturup bekledim. Bitmişti. Dönüşte elime hamilelik kitaplarını aldım ve su gelmesi ile ilgili bölümleri okudum. Suyun gelmesi tarifi ve suyun özellikleri benim idrar sandığım sıvıya uyuyordu. Kitaplardan birinde su gelince doğum her zaman başlamaz diye okuyunca rahatladım. Ama benim su kitapları okurken geçen zamanda "su gelir güldür güldür" kıvamına erişince telefonla doktorumu aradım. Dr. sakin ama kararlı bir şekilde hastaneye gitmemi, oradan kendisini arayacaklarını söyledi... Gitmesem diye düşündüğümü hatırlıyorum çünkü korkmaya başlamıştım. Yüreğim pır pır sevgiliyi aradım. Oyunu bitmişti ve giyiniyordu. Hastanede buluşmak üzere sözleştik... Giyindim, bir an eve baktım, kedilerime. Resmen korkuyordum... Taksi ve hastane kapısı... Sevgili, oyundan arkadaşı Y. ile beni bekliyordu, bir süre elele tutuştuk, ben girmek istemediğimi söyledim, Y. koca gözlerini açmış bize bakıyordu, hastane ve ACİL KAPISI biz girelim diye açıldı ve içeriye girdik... Girince hemşire beni hemen doğumhaneye götürdü, başka bir hemşire beni içeriye aldı. Sevgiliye de dışarıda bekleyin komutu verildi. Ben mahsun mahsun bana denileni yaptım. Soyun,yat,rahat ol... Hemşire ve Dr. konuşuyorlar, ben gizli özne...

"Yok yahu bu su değil"
"Kasma"
"Hocam, bu su..."
"Acı yok kasılmayın"
"Hımmm, epey de gelmiş"
"Siz doğuruyorsunuz"

İşte o an yıkıldım. Çok erken ama... dediğimi hatırlıyorum. Dr. beni NST'ye bağlamaları gerektiğini söyledi ve kendi doktorumu aramak için odadan çıktı. Gelen hemşire beni ağlarken buldu. NST'ye pazartesi günü ilk kez bağlanacaktım, nasıl bir şeydir diye merak ediyordum hep. Al işte, fazla merak...!!! Hemşire sevgiliyi de içeriye alıp beni NST'ye bağladı. Boncuk terler içinde, gözlerim yaşlı sevgiliye olanları anlattım, sevgilim rahat gözüküyordu. Bu arada doktor geldi, ben doğum yapmak istemediğimi, bebeğimin çok küçük olduğunu söyledim. O da bana "Hastanenin bebek yoğunbakımının çok iyi olduğunu, bir problem olmayacağını" söyledi. Hay Allah! Ben ne diyorum o bana ne diyor! Sevgili gayet cool söylenenleri dinleyip bir kaç soru sordu. Bu arada doktor dışarıya çıktı ve bir anda doğumhaneden çığlıklar, iniltiler yükselmeye başladı. Evet, biri doğuruyordu, hem de ne doğurmak. O an ben bittim diye düşündüm. Ben hiç hazır değildim. Doğurmayacağım,doğurmayacağım demeye ve elim karnımda Ada ile konuşmaya başladım. Biz oğlumla daha sonra gelecektik buraya... Çığlıklar eşliğinde ses olarak da olsa bir normal doğuma tanıklık ettik sevgiliyle, sonra bir anda alkışlar sevinç çığlıkları kapladı her yanı.Doğmuştu işte yan odaki... Aynı anda benim hemşire bana bakmaya geldi, elindeki uzun ince kağıt "sancılandığımı" bildiriyordu. Bana bakan doktorun kendi doktorumu aradığını duydum sonra. Az sonra hemşire gelip beni bu gece yatıracaklarını ve gözlemleyeceklerini söyledi. Sevgiliyle bize gösterilen odaya gittik... Serumlar, iğneler vs... Bir süre sonra kaldık sevgiliyle başbaşa... Bu arada sevgilimin kardeşi S. ya (yani benim görümcem) telefon edip anlatmıştık. O da bizimle odadaydı, biraz konu değiştirip güldük ama sonra üçümüzde sustuk. Olacaklar acaba olacak mıydı? Yoksa ben inandığım gibi " Sabah buradan yürüyerek çıkıp işe gidebilecek miydim" Evet gidecektim, o gün iki oyunumuz vardı benim veletlerle. Bir yıl boyunca çalışmıştık, ertelemek olmazdı. Üstelik ben iyiyim işte, ah evet tuvalete her gittiğimde biraz daha su geliyor ama ilaçlar işe yarayacak... Bir süre sonra S. ya git ve uyu dedik, kaldık başbaşa... Saat ilerlemiyor işte, zaman akardı hani? Akmıyor, gitmiyor, gece sabaha dönmüyor. Oda sıcak, çok sıcak ve daha da sıcak olacak... Sevgili arada sigara içmeye çıkıyor bana dönüşte Leman alıyor. Leman'ın dünü ve bugününü konuşup duruyoruz, gülünecek tek bir köşe-çizgi bulamıyoruz. Bir süre sonra Leman yelpaze görevi görüyor. Benim el ve ayaklarım şişiyor, sular devam... Bir süre sonra sevgiliyle Ben kimim? oynuyoruz. Hani birini içimizden tutup sorulara Evet-Hayır diye yanıt verdiğimiz... Ben Alfred Hitchcock' u tutuyorum, sevgili Turgut Özal'ı... Gülüyoruz bolca, bolca susuyoruz, sonra ben yine ağlıyorum... Sevgilim bana destek oluyor, ama doğuracaksın veya doğurmayacaksın demiyor, diyemiyor... Hemşireler gelip gidiyor, bana bakıyor ve fark ettirmeden bana doğuracağımı yavaş yavaş empoze ediyorlar. Sabah oluyor. Ben buradan ayağa kalkıp işe gidemeyeceğimi anlıyorum, çünkü yürüyerek eve gideceğim! Hele şükür çalışamayacağımı kabul ettim ama doğuracağımı asla! İş arkadaşım T. arıyorum, canım arkadaşım büyük bir şaşkınlık anından sonra şok içinde "Ne su mu eyvah yani..." sözlerini hemen susturuyorum " Yok canım, ben iyiyim ama bugün gelemem, tekst şurda, oyun böyle, ışıkçıyı ara..." oyunla ilgili talimatlar veriyorum. Oyunu idare edeceğini söylüyor. Bir süre sonra müdürüm H. Bey'i arayıp durumu anlatıyorum. H. Bey' de şok içinde. İşleri düşünmememi, herşeyin iyi olacağını söylüyorlar. Saat biraz daha ilerliyor ve doktorum geliyor. Gülüyor, hemen bir kontrol, hemen bir NST daha. Ve...

"Suyun bitti Tekir'cim, alıyoruz"

İnanamıyorum.

"Olmasam"
"Bebeğini kaybetmek istemiyorsun değil mi"
"Normal mi olacak?"

"Seni acilen sezaryene alıyoruz" deyip hemşirelere bir şeyler buyuruyor. Sevgili annesini, annemi arıyor. Ben çok yakın arkadaşlarıma "Doğuruyorum, dua edin" gibisinden bir mesaj gönderiyorum. Aynı anda telefonlarım çalmaya başlıyor. İşokulda da mesai başlamış tüm dostlar merak içinde...

Kan alınıyor, ben titriyorum. Hemşire beni giydiriyor. Ağlamamı istemiyor hemşireler. Sevgili kapının önünde telefonla birileriyle konuşuyor. Sedye geliyor... Son kez tuvalete girmek istiyorum. Aynada kendime bakıyorum.. Oğluma ve kendime güvendiğimi yüksek sesle söylüyor ve çıkıp sedyeye uzanıyorum...

Kayınvalidem ve S. geldiler, onlarla konuştum, sevgili beni ameliyathaneye kadar izledi ve çat diye içeriye girdim. Dışarıdaki telaş ve sesler bir anda kesildiler. E.R seyretmenin iyi tarafı işte :) Gözlerim burayı hiç yadırgamıyor. Bana kapıda bir ebenin söylediği ve ağlamamı durduran "Nasıl girersen öyle geçer, gül bakalım" sözü kulağımda, hemen "Burası çok gergin, neden kimse konuşmuyor" diyorum hemşireler gülüyor ve bana doğumun nasıl başladığını soruyorlar. Dizi seyrediyordum diyorum, bir hemşire seyretmediğim kısımları anlatıyor, Behlül diyorlar, Adnan Bey diyorlar... Ben bir an "Aman Allahım neredeyim" diyorum... Yabancılaşıyorum... Dua ediyorum... Doktorum geliyor, hadi diyor ve ben bir uyuşma hissediyorum.

Gözümü açıyorum, sedyedeyim ve asansör bekliyoruz. Bir hemşire var başımda "Nasıl iyi mi bebeğim" diyorum, iyi diyor ve bir an kayboluyor, ben bekliyorum, geliyor ve tekrar soruyorum, iyi diyor... Asansörden odaya gidiyorum... Sevgili, anneler,kardeşler, arkadaşlarım... Ben soruyorum, Nasıl? Her şeyi tam mı? Sağlıklı mı? Herkes gülüyor, mutlular işte... Ama ben inanmıyorum, bir daha ve bir daha soruyorum. Ada'nın küvöze konulduğunu ama çok iyi olduğunu söylüyorlar. Uzunca bir süre orada kalabilirmiş. Yine inanmıyorum, en sonunda bana videosunu gösteriyorlar. Çok şirin bir bebek görüyorum ekranda... Durup durup sevgiliye soruyorum. Sonra gelenler ve gidenler başlıyor... Giderek anne olduğuma, Ada'nın artık içimde olmadığına inanıyorum ama sıklıkla soruyorum hem kendime hem de sevgiliye; bu yaşananlar gerçek mi? Doktorlar geliyor, bir süre sonra müjdeli haber ulaşıyor, Ada annesinin yanına geliyor. Doğumundan altı saat sonra kucağıma muhteşem bir varlık koyuyorlar. Görür görmez ağlamaya başlıyorum...

27 Mart 2009' da Ada işte böyle dünyaya geliyor.

Şu an saat 00.57 geçen hafta bu saatlerde hastanede endişe içinde ağlıyor, başımıza neler geleceğini hesaplamaya çalışıyordum. Şimdi... Şimdi Ada odamızda uyuyor. Ben de yanına gidiyorum şimdi. Oğlumun yanına, süt kokulu oğlumun yanına... :)

Sonra neler oldu?
Ada'nın sarılık meselesi...
Uyku, nedir bu uyku?
Bir hafta ve yaşananlar
Erken doğum ve hormonlar
Ev-aile-iş-ziyaretler ve daha fazlası çok yakında burada...