24 Ağustos 2009 Pazartesi

Mim-esis :)


Özgür mimlemiş. Hakkımda 7 ilginç şey yazacakmışım... Düşündüm epey, sevgiliye sordum, pek ilginç bir insan olmadığıma karar verdik :) Aklıma gelenleri yazayım;

1. Bayat bisküvi severim. Bisküvilerin paketlerini açar, bir kaç gün sonra yerim. Bu sevgim çocukluğumdan kalmış olmalı, eskiden bakkallarda kutuların içinde satılırdı bisküviler hatırlar mısınız? İşte onlar hep bayat olurdu ya, oradan kalmış olmalı bu sevgi. (Bu arada bu mimde mimlenenler hemen çocukluklarına dönüyorlar, ben de dahil. Bu işte bir iş var :))

2. Gözlüklü bir insanım. (çok ilginç değil mi?) he heee, yok ilginç olan şu; bir dönem -üniversite yıllarında- sokakta satılan bir model güneş gözlüğünün hemen hemen tüm renklerini almış, cam taktırmıştım. Aynı modelin değişik renklerinde bir sürü gözlüğüm olmuştu, mavi, yeşil, siyah, kahverengi, şeffaf... Gözlük de böyle kelebek gibi 60 lar model çok cici bir şeydi. Şimdi de üç gözlüğüm var, değiştire değiştire takıyorum, bir tane daha alasım var, seviyorum ne yapayım :)

3. İki şeye verilen paraya acımam. Çanta ve kitap. Deli bir çanta koleksiyonum var. Büyük bir kısmı Sezar tarafından sapları yenmek suretiyle kullanılamaz durumda ama...

4. Sezar demişken, Sezar'ın ilginç bir özelliği var onu yazayım; Sezar ip yerdi. Bildiğiniz ip. İpli şeyler de dahil, çok minikken sırt çantamın kalın halat gibi ipini yedi, ameliyat edilmek üzere bayıltılınca kustu ipi, sonracığıma bir süre sonra da lastik tokamı yedi, onu da kaka yapmak sureti ile çıkarttı. Otçul ve etçil hayvanlardan sonra ipçil bir hayvan yetiştirerek zooloji bilimine süper bir katkı sağladım. ( Sezar sonradan bu alışkanlığını bıraktı ama hala çok dikkatliyiz, yine de yumuşak bir şey bulduğunda affetmez kemirir, çanta sapı ilk sıradaki tercihidir)

5. Yeni biriyle tanışınca onu eskiden tanıdığım başka birine benzetme huyum vardır.

6. Yine çocukken TRT1 de yayınlanan buz pateni yarışmalarını izler, ayağıma naylon poşet dolayarak halının üzerinde kayardım. Buz pisti felan yoktu tabii, şimdilerde de korkudan gidemiyorum. Buzda Dans yarışmasını hayranlıkla izledim sonra, nasıl yapıyorlar koca koca adamlar, kadınlar, demek ki ben de yapabilirim diye diye :)

7. Pek çok blog sahibesinin aksine temizliği çok severim. İnatçı lekeler uzmanlık alanımdır :) Hamileliğime kadar büyükçe sayılacak evimizi ben temizledim. Süpürmek, silmek, toz almak tüm bunları yaparken evin şeklini değiştirmek gibi eğlencelerim vardı. Hamileliğimle birlikte hala devam eden bir yardımcımız var ama yine de temizlik yapmak zorunda kalıyorum sıklıkla (malum kediler felan) çok severek, içim ferahlayarak yaparım temizliği, benim için boş alan yaratır, süpürürken arınırım, bolca düşünürüm, kararlar alırım felan... Ama ütü ve yemek konusuna gelirsek, hayırrrrr diyeyim siz gerisini anlayın...

İşte böyle...
Bir mimin daha sonuna geldik... :)

Ben de;

Şendul, Sarıçizmeli, Naze, Ceviz, Demet, g.g., İlknur ve Akınpaşayı mimledim.

Ada/ Bir insanı sevmekle başlayacak her şey...

Günlerdir içimden Zülfü Livaneli şarkıları söylüyorum. Çok seviyorum çok... Ey Özgürlük bitiyor Karlı Kayın Ormanı başlıyor içimde, Güneş Topla Benim İçin diyorum sonrasında ve Leylim Ley... İçimden söylüyorum, ah bir konseri felan olsa da yakınlarda, şöyle bağıra bağıra söylesem...

Bu şarkının (yoksa türkü mü demeliyim) adı Ada...


Bir kıyıdan baktım dünyaya

Ellerimde tuz avucumda sedef
Bir mavilik bir açıklık
Özgürlük hasreti
Yüreğime vuruyor
Nerede nerede insanlar

Dünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey

0 üzüntü birden gelir
Yağmurlu havalarda
Yeniden kurarım dünyayı ben
Kederlerle
Kimseler aşık değil mi bu şehirde

Dünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey

Hava martılar ışıklı şehir
Sarhoş ediyor beni yosun kokusu
Hilesiz kucaklamak istiyorum
Dünyayı şehri ve seni

Dünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey

21 Ağustos 2009 Cuma

5. ay doktor kontrolümüz

Bugün ilk kez süt iznimi bir tam gün olarak kullandım. Geçtiğimiz hafta bazen geç giderek, bazen erken çıkarak kendi çapımda günlük bir düzen yapmıştım. Bu hafta mesai saatlerine uydum ve bir tam gün izin yaptım. İki hafta daha öğrenciler yok, yine kendi kendime bir uygulama yapabilirim. Okul açılınca, ders programıma göre süt iznimi belirlemek istiyorum, gönlüm bir tam günden yana, bakalım...

Dün ve bugün sevgili tiyatroya provaya gitti. Dün babaanne ile ilk günüydü Ada'nın, sorunsuz atlatıldı, bugün benimleydi, ana oğul takıldık. Dün gece 3 sularında başlayan ağlama ve ıkınma sorunları yüzünden gündüz de pek keyifli değildi Ada'm. Tüm ısrarlarıma rağmen çorbasını içmedi, sanırım emmeyi de bırakıyor, soldan hiç emmiyor yaklaşık bir haftadır. İşyerinde günde bir sağıyorum sütü, sabah ve akşam da emiyor ama sütüm her zamanki gibi az. Bugün pek emmek de istemedi, biraz zorladım baktım almıyor sağıp verdim... Çorbayı içirirken öyle çok bağırdı ki, komşular ne oluyor felan diye meraklanmışlardır eminim...

Bugün doktorumuza da gittik, aşılarımızı olduk, tartıldık, boyumuz ölçüldü. Büyümüşüz :) Maşallah yavruya... Doktorumuz neler söyledi bakalım bu ay;
  • Devit'e bye bye diyoruz.
  • Çorbaya bulgur da katabiliriz pirinç yerine.
  • Kabızlık problemlerimiz için fitil kullanmalıyız (pek sevmiyorum ben, son dakikaya kadar bekliyorum açıkçası ama bu sabah çok zorlandı yavrum)
  • Göbek fıtığımız çok çok iyi durumda, yakında hiç kalmayacak.
  • Kayısı ve şeftalinin yanı sıra armut da yiyeceğiz.
  • Akşam öğünü olarak kaşık maması yiyeceğiz. Armutluyu tavsiye etti, ancak biz muzlu sütlüyü bulduk çıkışta, o da olurmuş. (Bu arada sepetleri için Milupa'ya çok teşekkür ediyorum. Biz tatildeyken babaannemize bırakmışlardı, ne zamandır teşekkür edeceğim bir türlü olmadı) Sepetimizde de bir sürü mamamız var, onları da yavaş yavaş yiyeceğiz bakalım.
  • Ada'nın sol ayak parmaklarından bir tanesi (3 numara) diğerinin üstüne çıkıyordu, ne yapabiliriz, ortopedik bir sorun mu var dedik, hayır ama araya pamuk koyarak bu durumu engelleyelim dedi doktor.
  • Ada kendini kasan, sıkan bir çocuk. Aynı durum bende de var, dişlerimi sıkarak uyurdum bir ara, ya da bir şeye konsantre olursam kendimi sıkmış bulurum bir anda. Doktor muayene sırasında kasları çok sertleşmiş, biraz yumuşasın, böyle giderse yürüme sırasında da hep düz ve sıkı durur, yürümeyi yavaşlatır dedi. Her gün ayaklarına, baldırlarına ufak ufak karnına doğru egzersiz yapılacak.
  • Su verebiliriz artık... :)
Yarın Ada'nın bir türlü yaptıramadığımız perdeleri geliyor (umarım, genelde söz verdikleri tarihte gelmezler ya) perde gelince odasını da tamam olacak, artık odasında uyuyacak... Yarın odanın genel bir toparlanması, yatak örtüsü ve yatak kenarındaki yastıkların felan yıkanması gerekiyor. Ada büyüdü de kendi odasına çıkıyor bakın hele. Bir zaman gelecek ve ayrı eve bile çıkacak ühüüüüü... Neyse, daha çok var o zamanlara. Odası tam istediğim gibi oldu Ada'nın, mobilyaları felan. Duvarları hala boş, aile ağacı yapmıştım çerçevelenmesi gerekiyor, bir kaç güzel poster almayı düşünüyorum, kitap rafları var onlar monte edilecek ve sıra Ada'ma kitap almaya gelecek. İlk kitabım diye bir kitap hediye geldi, geçen gün de biz Küçük Prens aldık oğluşa. Her güne bir masal ve her güne bir ninni kitaplarımız da var, yerleştirmeli...

Kitap deyince... Ada'ya zaman zaman masal anlatıyorum (çok erken biliyorum ama bir yerden başlamalı) fekat geçen gün bütün masalların aslında kızlar için olduğu gibi bir fikre kapıldım. Kahramanlar genellikle kızlar çünkü, cinsel ayrımcılık yapmak istemiyorum ama Külkedisi, Pamuk Prenses, Kırmızı Başlıklı Kız hep dişi dünyaya hitap ediyor. Elbette bu masalları da bilmeli ama çocuğun özdeşleşerek dinleyeceği ilk masallar bunlar mı acaba? Mutlu Prens, Çizmeli Kedi, Keloğlan, Alaeddin aklıma geldi ilk olarak... Propp'un Masalın Biçim Bilimi'ni okumuştum, hemen yeniden bir bakmalı... Aslında en güzeli Ada'ya masallar yazmak... Yerli J.K. Rowling mi olacağım acaba? :)

yine karışık kuruşuk bir yazı oldu... :)

20 Ağustos 2009 Perşembe

Pet shoplara hayır!

Büyük alışveriş merkezlerinin hemen hemen hepsinde pet shoplar var... Bu mağazaların vitrinlerine yapışmış hayvanları seyreden, onları satın almak için ısrar eden çocuklar, sevgililerine, eşlerine yıldönümlerinde "hayvan" alan yetişkinler var... Bu oyuna gelmeyin, pet shoplardan kedi, köpek, kuş, yılan, tavşan almayın... Küçücük kafeslerde yaşayan ve birer vitrin malzemesi haline gelen bu hayvanları gördükçe çok üzülüyorum. Büyük çoğunluğu henüz anne altındayken (emme dönemindeyken) pet shoplara getiriliyor, yeterince "sevimli" olmayıp satılmazlarsa, büyüdüklerinde onları kimseler almıyor, herkes "sevimli ve minik pet" sahibi olmak istiyor. Özellikle köpekler büyüdüklerinde hele de dişilerse satın alınma oranları çok düşüyor. O hayvanlara ne oluyor acaba?

Pet shoplarda satılan hayvanlar hastalıklara çok çabuk yakalanıyor, bazıları gittikleri evlerde melek oluyor... Özellikle köpekler büyüyüp cüsseleri ve dışarı çıkma zorunlukları nedeniyle bazı insanlar için "işkence" haline geldiklerinde, o köpekcikler bir anda kendilerini sokakta buluyorlar...

Bir hayvanla evi paylaşmak sadece evi değil hayatı paylaşmak güç ve aynı oranda muhteşem bir deneyimdir. Eğer hala bir hayvanla yaşamak istiyorsanız, barınaklardan veya sokaktan yaşam arkadaşınızı bulmak çok daha güzel, çok daha yararlı olacaktır...

afiş: www.haytap.org

18 Ağustos 2009 Salı

Mini diyalog



Dış-Gün- Okul

Biri*: Oooooo tekir'cim, merhaba... Ne o ikinciye mi hamilesin? Haaa haaa haaa (Türk filmi kötü kadın gülüşü)

Tekir: ................................................................

evet böyle insanlar var... İnanamıyorum ama var işte... Doğum yaptıktan sonra hop diye zayıflanamayacağını, böyle şeylerin genellikle filmlerde ve mankenlerin yaşamlarında gerçekleşebileceğini, üstelik dünyadaki herkesin zayıf olması gerekmediğini, kilolu ve göbekli de mutlu olunabileceği neden anlamıyorlar...

*Biri adlı kişi hakkında ipucu; zayıf, yaşlı, bekar... (yaşasın kötülük)

foto: artsmack.com

14 Ağustos 2009 Cuma

Ben bir maymunummmmm ama kanguruda...




Bu kanguru bize piyangodan çıktı. Park yatak alırken hediye ettiler, aman bir sevindik bir sevindik (henüz hamileliğin başlarındaydık kanguru konusuyla ile ilgili gerekli araştırmaları yapmamıştık). Sonuç; park yatak 10, kanguru 0... Neden mi? İnsanın beli ve sırtı inanılmaz ağrıyor! Biz de mi sorun var dedik, çevreye sorduk yok, herkesler şikayetçi. Bir beybijönü herkes beğeniyor, e bizim oğlumuz da jön... :) Kanguru yetmez sling de alalım dedim, aldık o da dolapta duruyor. Ada ikisine de pas vermedi. Biz yine de kanguruyu bir Bozcaada havası alsın diye yanımızda götürdük, bir iki gün kullandık, baktık bir iki gün kullanıma karşılık üç beş gün ağrı yaratıyor, kullanılmayanlar bölümüne kaldırdık...

Bu maymunlu tulumu da teeee hamileliğin başında pazardan almıştım, pek tatlı diye vurulmuştum, ancak o zamanlar ne görsem alırım modundaydım, çocuk bunu giyebilir mi, hangi ay giyer diye pek düşünmemiştim. Şimdi çorap alırken bile düşünüyorum valla... Neyse, Ada mevsimsel olarak tulum giyebildiğinde bu maymunlar ona büyük geliyordu, şimdi de eh işte biraz kısa geliyor ama yine de giyilebilir... Bozcaada'nın serin akşamlarında giydi bir iki, şimdi o da kanguruyla birlikte... BozcaADA anılarını konuşuyorlardır herhalde...

hi hiii :)

13 Ağustos 2009 Perşembe

Ahmet ve Ada


Tanıştıralım, Ahmet ve Ada.

Ahmet en büyük teyzemin en küçük oğlunun oğlu :) Kuzenimin yavrusu yani. Ada ile aralarında 3 ay olacaktı, Ada erken doğarak arayı 1 ay ile kapattı :) 26 Şubat doğumlu romantik balık erkeği ile ilk kez tatile giderken uğradığımız teyzemlerde tanıştık. İyi ki uğramışız teyzelerime, hem Ada'yı tanıdılar hem de biz Ahmet'i mıncıkladık :) Ahmet gözlük takıyor çünkü yaklaşık 2 aylıkken katarakt olduğu anlaşıldı :( Bebeklerde de rastlanan bir durummuş bu meğer. Hiçbir zaman bebeklerine "görmüyor"u yakıştırmayan anne ve babası çevreden gelen uyarıları dinleyip bir göz doktoruna, oradan İzmir'de üniversite hastanesine gittiler, iki ameliyat geçirdi bu minik. Şimdi görüyor. Geç kalınmaması büyük bir şans. Sıklıkla gidip kontrolden geçiyor ve iyileşecek :) Şu an 21 numara gözlük takıyor, ama o kadar tatlı, o kadar yumuşak bir bebek ki gözlüklerine hemen alışmış :)

Bebeklerde göz muayenesi rutin değil sanırım, biz erken doğduğu için Ada'yı iki kez ROP' a (Prematüre Retinopatisi) götürmüştük, herşey normal çıktı çok şükür, 2 yaşında rutin göz muayenesine gelin dedi doktorumuz. Ahmet 40. haftasında doğdu, en çok erken doğumda görülüyormuş göz hastalıkları, bakalım şimdi neden olduğunu araştırıyormuş üniversite. Biz ROP' a gittiğimizde ortalık erken doğan ve göz muayenesine gelen bebeklerle doluydu...

Gözümüz her an üstlerinde ama gözlerimiz aynı zamanda gözlerinde de olsun. Ahmet'i annesini takip etmediği için fark edebilmişler. Akşam olup ışık yandığında da birden hareketleniyormuş yavrum, ışığı görebildiğinden elbette, oysa anne ve babası "aman ışıktan rahatsız oluyor" diyerek uzun süre loş ışıkta oturmuşlar.

Işığa duyarlı mı, takip ediyor mu diye sürekli bakmak gerek.

Yazayım dedim...

Sevgiler.

11 Ağustos 2009 Salı

Şikayetçiyim...


İlk iş günümden değil. O konuyu açmayayım hiç. Başladık işte işe. Hayırlı olsun... Konuya geri dönelim, şikayetimize yani...

Tatile Ada'nın pek çok eşyasını götürdük, Fisher Price ana kucağımızı da elbette. Halamız çok arayarak, çok hevesle almıştı bize bu ana kucağını. Neyse, oyuncaklı bölümünü Ada küçük diye kullanmamıştık, hadi dedik artık kullanalım. Ada çok korktu müziğinden hemen kapattık. Buraya kadar herşey normal. Evimizde de çok kullandık ana kucağını ,evet bir örtü yaymadan oturtunca çok terletiyor, biliyoruz, hadi buna da normal diyelim. Ama oyuncaklı bölümündeki oyuncakların ağır ve plastik oluşu, Ada'nın onları sürekli dizine çarpması... Oyuncakların çıkmamasına çok şaşırdık ve inatla sökmeye çalıştık, olmadı... İple bağladık ve dizine vurmasını engelledik... Ama engelleyemediğimiz ve geç fark ettiğimiz şey Ada'nın ayaklarını sürekli hareket ettirirken sol topuğunu kumaşa sürtmesi sonucu oluşan yarası oldu. Çocuk oynadıkça biz de hayran hayran onu izliyorduk, oh ne eğleniyor diye, meğer yavrumun topuğu feci sürtünüyormuş... Ağlamaya başlayınca fark ettik... Sevgili, Ada sanki level atladı diyor, gerçekten birden hareketlendi, nesnelere, oyuncaklara pek yüz vermeyen oğlan oyuncak canavarına dönüştü :) Bu dönüşüm sırasında da başımıza bunlar geldi... Şimdi ana kucağımızla küsüz... Zaten kılıfı yıkanmak üzere kirli sepetinde. Cezada :) Mama sandalyemiz aynı zamanda ana kucağı da oluyor, o da terletiyor, zaten bu ana kucağı, oto koltuğu ve pusetlerde terletmeyen bir mamül yok! Neyse, işte mama sandalyemize örtü serip onun ana kucağını kullanıyoruz, oyuncakları da kumaştan...

Ana kucağının kirli sepetindeki cezası müebbet olmayacak elbette, bir çözüm bulmam gerek, ayaklarının değdiği yere süngerle bi şey mi yapsam acaba ya da büyükçe pofuduk bir kılıf mı diksek annemle diye düşün düşün düşünüyorum...

10 Ağustos 2009 Pazartesi

bugün


Fazla lafa gerek yok.
İlk iş günü!

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Tatilden döndük


Tatilimiz bitti. Dün gece evimize geldik. Ada kuşumuzla ilk tatilimizdi, güzeldi. Anlatalım...

Kısa sokak sakinleri bizi bekliyordu yine, Bozcaada'daki ailemiz; sokak sakinleri, komşular, dostlar herşey bıraktığımız gibiydi. Hatta geçen sene beslediğim tekir bile gelip buldu beni. Bilmem gideniniz var mı ama Bozcaada harika bir yerdir. Biz sevgiliyle altı yıldır aşığız Ada'ya... Bu yıl Ada'mızı da Ada'ya götürdük harika oldu. Evet pek denize giremedik, Ada'yı denize çok istediğimiz halde sokamadık ama yine de güzeldi.

Sevgiliyle ilk hafta başbaşaydık, ve korktuğum şey başımıza geldi, Ada ishal oldu. Nedenini hala çözebilmiş değilim ama sanırım en büyük neden mama değişikliği. Aptamil 1' i bırakıp Aptamil 2'ye geçtik. Beslenmesindeki tek değişiklik bu oldu. Geldiğimiz üçüncü akşam ishal başladı ve yaklaşık üç gün sürdü. Sebze çorbası ve kayısıyı derhal kestim. Doktor mamadan olmaz dediği için Aptamil 2'ye devam ettim ama içimden bir his ishale mama değişikliğinin neden olduğunu söylüyordu, Müşteri danışma hattını aradım, aksine kabızlığa neden olabileceğini söylediler. Tekrar 1' e geçtik ve ishal kesildi. Tabii bu arada ishalin şu meşhur yaz ishali olmaması için ne kadar dua ettiğimi tahmin edersiniz. Doktorla sürekli telefonlaştık, sağlık ocağındaki doktor Ada'yı pek sağlıklı bulup ishalinin turistik olabileceğini söyledi, yine de Reflor kullandık. Şükürler olsun ki geçti. Mama değişikliği konusunda bir tecrübe daha; bir akşam mamamız bitecek gibiyken eczaneye uğradık almak için ve mamanın en az iki gün sonra gelebileceğini öğrendik, el mecbur tekrar 2 verdik ve yine ishal oldu. Allahtan söylenenden daha çabuk geldi de mama rahatladık. Bozcaada biraz mahrumiyet bölgesi, öyle her istenen şak diye olamıyor, bir sağlık ocağı ve bir eczaneden ibaret sağlık hizmetleri! Aslında bu yıl sevgiliyle gitmesek mi diye düşündük bu sebepten ama sonra Doktorumuz bizi cesaretlendirdi, bir de Bozcaada'da yaşayan büyüyen o kadar çok bebek var ki, onlar nasıl yapıyorsa biz de öyle yaparız diye düşündük. Bir çok tatil beldesinde sadece sağlık ocağı var zaten, Bozcaada'nın tek kazığı aradaki deniz mesafesi! Aile eşrafı blogumu okuduğundan buralara yazıp akıl danışamadım, onları da telaşlandırmayalım dedik... Zaten bilgisayarı iki veya üç kez açabildik bu tatilde.

Neyse, ishaldi, düzeni kurmaktı felan derken ilk haftamızda yalnızca iki kerecik denize gidebildik ve Ada kuşu elbette denize sokmadık. Bilenler bilir, Bozcaada denizi buzzzz gibidir, bu yıl ilk kez sıcaktı ama bu sıcaklık bile dört aylık bir bebeği denize sokacak kadar değildi. Ayaklarını denize sokup kendi çapımızda eğlendik :) Bu arada ben sanırım beş kulaç sevgili de on kulaç atıp güya denize girmiş olduk. Birinci haftamız biterken arkadaşlarımız E. ve C. geldiler. Kendileri 18 Temmuz'da evlendiklerinden, düğünlerini beklediğimizden tatile bu kadar geç çıkmıştık!!! Balaylarının bir kısmını Bozcaada'da geçirdiler. Hemen arkasından sevgili görümcem, Ada'nın halası S. da geldi. Kalabalıklaştık. Nöbetleşe denize gittik...

Ada'm çok uyumlu bebek oldu. Hiç üzmedi bizi. İnanılmaz büyüdü orada. Temiz hava iyi geldi. Gelişti, büyüdü, boyu uzadı... Bebek değil de çocuk gibi davranmaya başladı, bayağı diyalog kurmaya başladı :) Gülücükler zaten şahane, tepkiler, nesneleri kavramalar başladı. Bozcaada'da herkes ama herkes aşık oldu kuzuma :)

Akşamları arabasına koyduk Ada'yı, sokaklarda gezdik, restaurantlarda oturduk, sohbetler ettik, genellikle uyanmadı, biz de mama saatini aksatmadan eve geri döndük :) Biz kuzumuza, kuzumuz bize çok iyi davrandık. Evet pek deniz tatili gibi olmadı ama bu duruma hiç takılmadık, ailecek serin havada yattık, yuvarlandık, gölgelerde gazete okuduk, şarkılar söyleyip Ada'yı mest ettik, öptük, kokladık oğlumuzu, doyamadık onu sevmeye :)

15 gün hemencik bitti. Evimize döndük. Evde bizi bekleyen diğer oğluşlarımızda bizi pek özlemişler, biz de onları pek özlemiştik :) Evimize döndük dönmesine ya, pazartesi günü de işe döneceğim!!! Evet koca yaz tatilimiz bitti. Ama çok güzeldiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii...

* Aslında anlatacak çok detay var daha, yazmaya yazmaya bir tuhaf olmuşum! Aklıma geldikçe , açıldıkça yazacağım...