30 Aralık 2011 Cuma

Hey 2012!

Hani, misafirliğe gideceğin evi ararsın ya; Biz çıktık yola, geliyoruz, bir şey lazım mı? diye... Hah!
Madem sen de çıktın yola, varmak üzeresin şu aşağıdakileri getiriver canım;

1. Sağlık, sağlık, sağlık... Gerisi laf aslında... Hep sağlıklı olalım.
2. Neşe... Pür neşe dolalım, enerji fışkırsın her yanımızdan.
3. Para... Mümkünse çok olsun. Lazım :)
4. Yaratıcılık.
5. Bol vakit.
6. Diyette başarı, azim :)
7. Suskun bir zihin, dingin bir kafa...
8. Oyun, oyun, oyun.
9. Dostlarla bol kahkaha.
10. Aşk'ola...

Mutlu yıllar blog!
Kediler, Ada ve ben öperiz.

2 Kasım 2011 Çarşamba

Şemsi Paşa Pasajında Sesi Büzüşesiciler

Ada bunu (başlığı) söyleyebiliyor...

Derrrrrmişim...

Yok, tam tersine konuşmuyor. Ne kadar az o kadar iyi. Beden dili mimik süper, dil gelişimi "otur sıfır" tadında... Bunu önce önemsemiyor gibi yapıp önemsedim, sonra ciddi ciddi "bi sorun mu var acep" tribine girdim, sonra alıştım... Yaşıtları gürül gürül konuşuyor, Ada hala işaret dili ile işini görüyor. Dr amcamız oyun grubuna götürün iyi gelir dedi, gidiyoruz 1 aydır. Henüz bir gelişme olmadı (bu konuyu yani okulu başka bir yazıda anlatacağım)

Sanırım 3 yaşa kadar bekleyeceğim, baktım hala tık yok o zaman düşüneceğiz.

Canım arkadaşım, meditasyon eğitmeni S. "ben insanları susturmak için eğitiyorum, bırak konuşmasın, o kendini çok güzel ifade ediyor, her şeyi anlatıyor" dedi. Haklı. Bekleyeceğiz. Ama sabırsızlanıyoruz da...

Ada'nın sözlüğü ve söyleyebildikleri:

Anne
Baba
Seda
Gel
Bobo (oyuncak ayı ve çizgi film)
Fu (Su)
Mum
Mama
Çiş
Meyawww (kedi)
Havhav (köpek)
Üüü (Horoz)
Gak (Karga)
Vupvup (Vapur)
Hınhın (Araba)
Hırrrnnn hırrnn (Motorsiklet)
Mee (Koyun)
Mööö (İnek)
Mö-fu (İnek suyu yani SÜT )
Bızzz (Arı)
Cikcik (Kuş)
Ağaç

unuttuklarım da var elbet, şimdi aklıma gelenleri yazdım. tarihe geçmesi açısından :) görüldüğü üzre taklide dayanan sözcüklerde oldukça başarılı, ayrıca tüm hayvan seslerini (deve ve domuz da dahil olmak üzre :)))) taklid edebiliyor.

Sanırım yavaş yavaş çözülecek dili.

Sabır...

30 Ekim 2011 Pazar

yeniden başlasak...

Merhaba.

Artık devamlı yazacağım. Uzun uzun... İnsan yazdıkça rahatlıyor sanki, düşündükçe değil. Ülke olarak ne garip bir sınavdan geçiyoruz. Acı üstüne acı... Bitsin gitsin, bir daha uğramasın. Dün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'ydı, geçen hafta bugün Van'da deprem oldu, yıkıldı insanlar. Ne çabuk tarihe karışıyoruz, dün bugün geçen hafta bir yıl önce... Her şey unutulup gidiyor, acılar çeken için baki kalıyor.

Van için güzel şeyler yapılıyor, yapılacak ama insan düşünmeden edemiyor, el ayak çekilince oradakiler ne yapacak? Yardım kolilerinin içine eskileri koyanlar bunu da düşünüyor olmalı. Yeni fikirler, yeni hayatlar kurulacak orada. Yeniye de destek olmalı.

Beni en çok saatler sonra kurtarılan, annesinin tükürüğü ile beslenen Azra bebek etkiledi. Sanki "yeni hayatına" bir kez daha doğmuş gibi. İkinci kez doğurdu annesi onu. İnsan empati yapmadan duramıyor... Bir yıkıntının içinde nasıl beslenir bebek? O anneye nasıl bir sabır verilmiş ki saatlerce dayanabilmiş.

Van'da eşimin kuzeni eşi ve çocuğu da vardı. Devlet memurları. İyiler, evlerinde hasar var ama iyiler. Çok şükür.

Herkes iyi olsun, hele çocuklar. Hep gülsün çocuklar, hep mutluluk olsun onlara...

Meleklerle Yaşamak kitabını okuyorum bugünlerde.
Melekler hep çocuklarımızı korusun. İstemeyi unutmayın. Hep meleklerinizden yardım isteyin, çocuklarınızın yanında kalmalarını, onları korumalarını isteyin. Olsun...

Sevgiyle,

15 Ağustos 2011 Pazartesi

tozlu blog

ben yokken epey toz tutmuş blog.

nedense hiç yazasım yok. İlk günlerin telaşı, paylaşım isteği giderek azaldı tüm blog annelerinde sanki... Bir yerden başlamalı, tut elimden rovni...

Yaz tatilimizden misal...

Harika, deli dolu, neşeli, bazen çok yorucu ama hiç sıkıcı olmayan bir tatildi. Ada ile sıkılmak namümkün zaten. Önce aşkımız Bozcaada'mıza gittik. Ohhh o serin sular, ah o güzel akşamlar... Ada denizi hiç ama hiç sevmedi. Kumlarla oynamayı seçti, biz de pek ısrar etmedik. Aldığım nice deniz topu, kolluk, simit ve havuz da bagajı bekledi.

Ada'dan Bodrum'a geçtik. Köyümüze gittik. Orası daha kalabalıktı. Arkadaşlarımız, arkadaşlarımızın arkadaşları ve arkadaşlarımızın arkadaşlarının arkadaşları olarak epey kalabalık bir masa oluşturduk. Neşeli ve cıvıltılıydı :)

Ada tatilde bazı huylar geliştirdi ki bunları; yemek yememe, uyumak istememe, aşırı koşma isteği, durup dururken bağırmaya başlama şeklinde özetleyebiliriz. haaa, bir de her gördüğü oyuncak vb. şeyi isteme maddesi var ki, oğluna kıyamayan anne-baba olarak sayısız top, Çinde üretilmiş tuhaf sesler çıkaran türlü zamazingolar, dergi, dergiden çıkan dandik oyuncak vb. ürünlerle geri döndük evimize.

Bodrum'da bir gün aniden kusmaya başlaması, serum takılması ve boğazı kızarmış teşhisi dışında her şey güzeldi çok şükür.

Bozcaada'nın denizi soğuk belki Bodrum'da girer düşüncemiz boşa çıktı ve Ada burada da denize girmedi. Hatta bizim de girmemizi istemedi. Adının dört tarafı denizlerle çevrili olduğunu kendisine anımsattık ama pek oralı olmadı :)

Şehrimize döndüğümüzde elimizde; bozulmuş bir yemek düzeni, sarsılmış bir uyku düzeni, hayli şımarmış bir bünye ve yorgun ama mutlu anne baba vardı. Babaanneye; bizim biraz tatile ihtiyacımız var bile dedik :) Allahtan çabuk toparladık durumları.

Veeee apayrı bir yazı konusu olan oyun grubu denememiz. Ne yazık ki istediğimiz ya da hayal ettiğimiz gibi gitmedi. Bu yıl da evinin çocuğu olması en hayırlısı dedik.

Veee işe dönüş... Tatlı tatilin bitmesi, annenin tıpış tıpış işe dönmesi ile de koskocaaaa tatilimiz bitti. Olsun varsın, önümüz bayram o da olmadı 11 ay sonra yine tatil avuntusu ile oğluna alışmış, tüm yaz dip dibe yaşamış anne işe gitti, ilk günün şerefine oğluna kırmızı bir hınhınnn getirdi. Ada tam bir motor sevdalısı oldu. Motor yukarı motor aşağı... varsa yoksa hınhınnn...

işte böyle blogcuğum, yine gelirim.

29 Haziran 2011 Çarşamba

emziğe veda v.1

Eveettt sevgili blog, Ada'nın emzikle vedasının vakti geldi de geçiyor-du bile. Bir ara kendi kendine bıraktığı, sonra can haliyle sarıldığı, ağzından düşürmediği emzikle veda günü geldi çattı. Öncelikle emzikle ilgili tüm blog, yazı, makale vs. okuyarak kendimi hazırladım. Son bir haftadır da Ada'ya Bobolu masallar eşliğinde emziği bırakacağı yönünde ufak sinyaller verdim ve doğru günü beklemeye başladım. Bugün babası ben ve Ada yazlık ayakkabı ve giysi almak için alışverişe gittik, dönerken yolda istedi. Emziğini babaannesinde unuttuğumuzu söyledim. Yol boyu ağaç, araba ve iş makinelerine baktırıp lafa tuttum. Güzellll... Eve geldik, banyo ve yemek sonrası uykuya geçişte tekrar istedi. Emziği sadece bebeklerin kullandığını söyledim. Ada'nın kaç doğum günü olmuştu? 2. Demek ki o artık bebek değildi. Peki Kerem? Kerem'in doğum günü olmu mu? Hayıırr... Demek ki Kerem daha bebek. ( Kerem canım arkadaşım G. oğluşu, Ada'nın da sıklıkla emerken göreceği bir bebe, üzgünüm Kerem seni kullandım yavrum) Derken uzun bir ısrar ve ağlama... Tam yelkenleri suya indirecekken toparladım ve çekmecesindeki delik emziğini hatırladım. Aynı emzik olduğundan görünce pek sevindi, ama delik olduğunu anladığı an bastı yaygarayı. Tekrar verdim istemedi... Ve uyudu!

Yaklaşık 2 saat sonra uyandı. Yatağında su biberonu vardı, önce su içmiş. Kucağıma aldım ve pışpış yaptım. Elinde bugün aldığı hınhını (motorsiklet) vardı, baktım tekerleğini emmeye çalışıyor. Usulca hınhını aldım, kaldırdım. Kısa bir sürede uykuya daldı.

Motoru emdiğini gördüğüm an içim parçalandı. Bu denli sevdiği birşeyden böyle birden ayrılması çok acı, ama bu meseleyi çözmemiz gerek...

işte böyle...

:(

26 Haziran 2011 Pazar

selam...

Merhaba blog,

Hayır yazar yıllık izninin bir kısmını kullanmadı, bildiğin tembel... Yazmayı bıraktı, okumaya devam ediyor ama yazmak konusunda şu mevsim kadar istikrarsız. Bazen yepyeni bir adresle yeniden başlamaya heves etse de...

Ada'm an itibari ile 27 aylık. Her gün yeni macera, tam sayfa... Çok tatlı, çok. Yazmayalı neler oldu;
  • 10 Gün süren nane molla bi hastalık geçirdi, anjin oldu, ilk defa kilo kaybetti, ilk defa ateş uzun sürdü... Geçti gitti, şükür.
  • Anne ve babasıyla okulları gezdi, oyun grubu arandı, sanırım bulundu.
  • Konuşma konusunda ufak ilerlemeler var, beden dili ve adaca diliyle her şeyi anlatıyor o ayrı...
  • Aydede, yıldız ve çöpçü aşkı tam gaz devam.
  • Yeme içme konularında bir gün deli iştahlı, bir gün iştahsız...
  • I-ıııh dönemine girdik. her şeye ıııı-ıhhh...
  • Beni üzdüğünü anladığı an, anniii diyerek boynuma sarılıyor, öpücüklere boğuyor. Çok numaracı çok, tabii ben de hemen numarayı yiyorum... O öpücüklere bayılıyorum.
şimdilik bu kadar, yazar yakında gerçekten yıllık iznini kullanacak, yazlık haberlerle görüşmek üzere blog...

17 Mayıs 2011 Salı

unutmadan...

Çok hoşuma gittiği için yazıyorum, unutmak istemiyorum... Geçen gün Nehir ve Deniz'lerle parkta buluştuk, yemek yedik, anne baba ve çocuklar. İşte diyalog orada gelişti;

Nehir (4 yaşa yaklaşıyor) : Tekir teyze, babam süt içmemi istemiyor...
Tekir: Aaaa! Neden?
Nehir: Süt içersem büyürüm.
Tekir: Eeee?
Nehir: Ben büyüyünce bir prens gelip benimle evlenir. İşte bu yüzden babam süt içmemi istemiyor.
Tekir: !!!!!

:)

Çok alemsin Nehirrrrrr :)

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Ada bu aralar...

Bugün'den;

- Ada, anneannenle parka gittiniz mi bugün?
- Gittiiii

anne ve baba birbirine bakar. sevinç :) Sanırım ufak ufak konuşmaya başladı :)

Uyku öncesi;
- Ada, iyi geceler...muahhhh (şapırtılı öpücük)
- Anniiii, bobooo?

uyku arkadaşı Bobo salondadır. gidilir, salondan bobo alınır. Tam uykuya geçilecektir kiiii
- Anniiii, havvvv?

diğer uyku arkadaşı Fışır odada bir yerdedir, o da bulunur...

Tammmm uykuya geçilecektir kiii,
- Annniiii, Bobbb?

uyku öncesi okunan Bob (Aydaki Adam) çekmeceden çıkar, okunur, Bob ve uzaylı arkadaşlarına uzuuuun uzuuun bakılır, yırtılan sonra annii tarafından bantlanan sayfaların hikayesi okunur, en sonunda Bob ve Ada uykuya yenik düşerler. Oysa Bob uyuduktan sonra uzaylılar parti vermektedir, anne parti vermez hooop uykuya düşerrrr :)

20 Nisan 2011 Çarşamba

heyooo

evden bloga erişebildim. özgürlükler ülkesiyiz yaşasın! penguenin kapağını anımsadım birden, youtube'a erişim sağlanınca "vay be ne özgür ülkeyiz, bir de hayır demeyi düşünüyorduk" demişlerdi. aynen...

Ada 2 yaşında ilerlemeye devam ediyor. Konuşma-ma konusundaki endişelerimi gömdüm. Elbet bir gün konuşacak ve susmayacak. Yine de her şeyi anlatıyor. İşten geldiğimde ilk yaptığı şey pandomim sanatçılarını kıskandıracak nitelikteki günün özeti :) Hamura bayılıyor, daha bir iki ay önce hamura dokunamayan çocuk heykeltraş oldu çıktı :) Bir de suluboya aşkımız var. Gerçi sulu kısmı daha çok ilgisini çekiyor. Boyuyoruz bol bol. Ben de kendimi suluboya konusunda aştım, önümde kids gibi yetenekli biri var gerçi :)

Entellektüel olarak hiç bir şey yapmıyorum, Ada uyurken (hala kucağımda uyuyor) ben de uyuyakalıyorum, oradan da hooop yatak. Kitap film felan yok. Dün akşam tiyatroya gittik gerçi ama onu da entel faaliyetten saymıyorum ben.

Geçtiğimiz hafta bahar tatilimiz vardı. 9 koca günü gezmece ve tozmacaya ayırdık. Hava bahardan çok kışı andırsa da evde takılmadık çok. Yaşasın avmler ve ev gezmeleri.

Annelik her gün demlenen, tadından yenmeyen bir tatlı gibi. Gün be gün çoğalıyor, gün be gün güzelleşiyor sanki.

Yavrunun kokusu, en güzeli de bu.

Bahar geliyor, hava ısınacak, güneş çıkacak. Tatil planları, kısa kollular ortaya çıkacak. Sevindirik olmak için bir neden daha.

Öptüm blog seni, gitme buralarda ol e mi?

10 Nisan 2011 Pazar

merhaba blog!

Yazamayalı epey oldu. evden işten hatta cepten yasaklı site kardeşimin bilgisayarında yasaklı değil. Hazır Ada uykuda, kardeş mutfakta bana nefis turta yaparken ben de boş durmayayım yazayım dedim....

Ada 2 yaşında artık :)

Harika bir doğum günü oldu. 11 çocuk toplam 39 misafiri ağırladık ) sabahtan başlayan akşama kadar devam eden süper bir doğum günüydü. Ada uykudan uyanıp ilk dakikalarda mızıldansa da uyum sağladı. Oyuncaklarını paylaştı ve bir kaza çıkmadı. (bknz: Doritos'un doğum gününde yaşananlar) :))) Kalabalık, neşeli, gürültülü ve enerjikti. Tam da istediğim gibi. Geçen seneye göre daha az stress oldum, sanırım bir iki yıl içinde doğum günü olayının kitabını yazabilirim :P Rapunzel harika ve kocaman Pocoyo pastası ile Ada'yı çok mutlu etti, teyzemiz de boş durmadı elbette, nefis Pocoyo cupcake'leri ile soframızı donattı. Anneanne, babaanne ve hala da nefis mamalar yaptılar.

Katılan herkese çok teşekkür ederim.

Doğum gününden;
  • Günün en miniği; Partinin başında gelen ve misafirler gelmeye başlayınca giden Kerem (5 aylık)
  • Günün en büyüğü; Partinin ortalarında hızlıca bir giriş yapan Meriç (12 yaşında)
  • Günün en cool delikanlısı; Doruk.
  • Günün şirinlik abidesi; Kırmızı gözlükleriyle Ela.
  • Günün en aç bebesi; Ada'nın oyuncak plastik dünyasındaki kutupların yok olmasına neden olan Posido :)
  • Günün en uyumlu ikisi; Deniz ve Nehir
ps: blog açılsa da yazsam dediğim şeyleri hatırlamıyorum iyi mi? şimdilik bu kadar, umarım yasak bir an önce kalkar...