25 Ağustos 2014 Pazartesi
Tekrar merhaba
Uzun bir aradan sonra merhaba blog.
Eylül 2013 te yazmışım en son.
Çok şey oldu be blog,
Nerden başlasak.
Hayat çok garip, tuhaf ve beklenmedikmiş.
Bunu öğrendim.
Hayatımın 13 yılını paylaştığım, kocam, sırdaşım, oğlumun babası ile ilişkimiz bitti.
Ayrılıverdik.
Sessiz, ani ve acı veren bir deneyimdi.
Oğlum, ben, kediler, ev alışıyoruz yeni düzenimize.
Artık boşanmış bir anne, sevgilisiz bir kadın, dul bir çalışanım.
İstatistiklere göre böyleyim.
Her şey güzel olacak biliyorum.
8 aydır bekar anneyim.
çok tuhaf, ani, bol ağlamalı, bol çöküşlü bir hikaye.
belki bir gün anlatırım.
geçti mi?
tam değil.
geçiyor mu?
kesinlikle...
ada ve ben...
bu blogta, çok yakında...
öptüm sizi.
16 Eylül 2013 Pazartesi
Dumur diyaloglar
Başlığı çorba'dan, sevgili Yeliz'den utanmadan çalmış bulunmaktayım. Diyalogları da attığım tweetlerden aldım. Ortaya karışık yanee...
Ada: anne bak denizi siyaha boyadım. Aaaa anne karadeniz oldu bu.
Anne:........
Ada: anne üşüdüm
Anne: güneşe çık oğlum
Ada: hayır anne sarıl bana sen güneşten daha sıcaksın
Anne: (mestingen)
Anne: hadi alfabeyi sayalım
Ada: anne ben yumuşak g demiycem, sert g diycem
Anne:!!!!!!
Ada: anne bu ne?
Anne: bağ yavrum
Ada: dağ mı yani?
Anne: hayır yavrum bağ bağ, üzüm yetişir.
Ada: dağ
Anne: baaaaağğğğ bağğğğğ. Baba'nın ba'sı.
Ada: heeee burası babamın yani
Anne:!?!?!?!?
Uyurken bobosuna sarılır ve: anne bence herkesin uyumak için bi yumuşak hayvanı olmalı.
Gezi'nin etkileri: anne ben de inşaatçılık oynarken ağaç kesiyorum. Ama şakacıktan, hep kuru olanları kesiyorum zaten.
Ada'ya şarkı söylüyorum: kıvrım kıvrım kıvranmışşşş, hastaneyi boylamışşşş ( bu şarkı da çok fenadır gerçi)
Ada: hastaneyi mi boyamış? Niye?
Anne:?!?!?!
Ada: anne bu sabah okula gitmesem olur mu?
Anne: olur
Ada: ohhhh çok rahatladım
Uyanır uyanmaz...
Ada: anne oyuncaklarımla oynamak için can atıyorum.
Anne: ada, denizlere gidelim mi?
Ada: gidelim anne sonra da parka mı gidelim oyuncakçıya mı gidelim bi düşünelim. Anneeee düşünürüz di mi?
Anne:......
Anne: ada 23 nisan neden önemli?
Ada: padişah gitti, atatürk geldi bi de dinozorlar öldü.
Anne:....,!!!!!!
Karşımda çikolata yerken;
Anne: ada biraz da bana versene
Ada: (hepsini ağzına atar) anne çok sağlam çikolataymış bölemedim
Tamir takımını anlatıyor.
Ada: işte bu da tamir takımımın en sevdiğim civvvvv civvvv'i. Aslında adı matkap ama ben civvv civvv diyorum.
Evden çıkarken:
Anne: adaaa, örümcek adamını ortada bırakmışsın, sezar ipini yer ama
Ada: bi şey olmaz, kahraman o kendini savunur.
Anne:!!!!!!
Geceleri deli yatıp sabah oyuncağını yerde bulunca
Ada: anne bobom geceleri yürüyo, bak bu gerçek. Sabah hep değişik bi yerde buluyorum onu.
Yemek yemek istemeyince
Ada: anne midem doydum diyoooo
Babaannesine yoyosunu gösterdi
Babaanne: aaa ne güzel benim de vardı çocukken
Ada: banneee sen çocukken yoyo mu vardı?
Kampçılık oynuyoruz çadırın içinde
Anne: ada dışardan bi ses geldi
Ada: dur bakayım anne belki ayıdır. ( dışarıya çıkıp bakar) yok anne ayı değilmiş aslanmış
Anne:!!!!!
Ada: beyin kraldır. Her şeyi yönetir; konuşmamızı, koşmamızı, oyuncak seçmemizi hep o yönetir...
Pazartesi yazısı
Cumartesi günü Darıca hayvanat bahçesine gittik. Tutsak hayvanları görünce üzüldüm, ama o hayvancıklara "yemek vermeyin zararlı" yazılarına rağmen mısır vs. veren bazı insanoğullarını görünce daha çok üzüldüm. Bağzı bayaaanları kibarca uyarmama rağmen "ayyy herkes veriyooo" yüzsüzlüğü ile devam etti. Hiç utanma kalmamış bağzılarında .
Aşağıda beni çok etkileyen dev kaplumbağayı görebilirsiniz. Öyle bilge bakışları vardı ki, hangimiz tutsak belli değil.
Pazar günü Eylülde gel vardı rıhtımda. Muhteşemdi. Tüylerimiz diken diken katıldık konsere. Hep birlikte bir şey yapmanın, haykırmanın tadı muhteşemdi. Akşamına yine gaz, yine müdahale...
12 Eylül 2013 Perşembe
27 Mart 2013 Çarşamba
Ada 4 yaşında.
Canım oğlum...
Dört yıl ne çabuk geçti.
Vaktinden çok önce geldin hayatımıza, bize heyecan, aşk, mutluluk kattın.
Öyle çok seviyoruz ki seni.
İyi ki bizim oğlumuz oldun.
13 Mart 2013 Çarşamba
heyo meyo...
merhaba blog, hemen bi bööö deyip kaçayım. blog yazmaya o kadar üşenir oldum ki, ama arada kaçan unuttuğum da o kadar çok şey var ki... Tivitır ve ig sağolsun, her an dıt dıt elimde telefon yazıyorum da burayı yine çoook ihmal ettim.
şöööle aklıma gelenleri sıralayayım;
Mart ayı malum Ada kuşumun doğum ayı olması sebebi ile pek neşeli :) Hazırlıklar tam gaz. Ah! eskiden temalı, şeker hamurlu doğum günü mü vardı? Peh... Ama işte insan özeniyor, olmuşken güzel olsun filan diyor...
Ada iyiden iyiye okula alıştı, ara sıra "okula gitmiycem" dese de genel olarak okulunu sevdiği bile söylenebilir.
Geçen ayın gelişmesi; 35 oldum. Valla billa çaktırmadan çaktırmadan 35 oldum yahu! eskiden 35 yaşlı gelirdi bana, şimdi daha çok genç gibi hissediyorum. Benim için orta yaş 45 filan :P
Yine geçen aya 2 senedir emek verdiğim ve epey uzattığım saçlarımı bir anlık kararla kısacık kestirmem damgasını vurdu. Ohhh beee ne rahatmış, özlemişim kısa saçı.
Ada pek konuşkan oldu. En büyük merakı; korsanlar, dinazorlar, göz ve iskelet sistemi, beyin. Bir de "kızların neden pipisi yok" "bizi kim yarattı, ilk insanları kim yarattı" gibi sorularıyla çalışmadığım yerlerden de soruyor.
Buz Devri çılgınlığı ayrı bir başlık olur. Özellikle 3. film dinazorlar favori. Akşam olunca Buz Devri pazarlıkları başlıyor. Benim kahramanlarım keseli sıçanlar :)
Hastalıklar devri başladı. Eylülden beri hemen her ay acilde soluklanıyoruz. Ateş, el ayak, boğaz, kulak ağrısı... Bitsin gitsin.
Her akşam 3 masal anlatıyorum. İlki korsan jek paroğğğ :) sonra trenli, sonra da günün temasına uygun bir masal. bazen öyle güzel masallar anlatıyorum ki ben bile vayyy be diyorum kendime. hemen yazmalı filan diyorum ama çoğunlukla uykuya yenik düşüyorum.
uyku demişken anam saat gece yarısı.
hadi uykuya,
bye...
* tabii eğer okuyucum kaldı ise... valla billa ben herkesi okuyorum, evet yorum da yazmıyorum ama okuyorum sizi. sanırım benim hiç okuyucum kalmadı. fırk fırkk (ağlamaklı burun çekme efekti)
7 Ocak 2013 Pazartesi
dino fabrikası
annemlerde annemi beklerken dikiş makinasının ve kumaş hazinesinin açık olduğunu fark eden ben hemen pinterestte beğendiğim dinolardan birini yapmaya koyuldum. şöyle bi şi oldu;
böyle hayaletimsi, canavarımsı bi şi oldu. diy işleri pek güzelmiş. tatilde çok acaip planlarım var kısmetse.
sonra hızımı alamadım ve biraz da " ayyy çok güselll bize de yap" diyen kankitoslarımın yavrularına da birer tane yaptım. daha doğrusu yaptık. annem her zamanki gibi şöyle olsa daha şey olur, böyle olsa daha filanca olur dedi. bi anda ev dino fabrikasına döndü. sonra dinodan sıkılan ben, ada'ya uyumadan önce ne istersin diye sordum. hayalet cevabı aldım. hayalet isteyen yavruma da şöyle bi şi diktik annemle;
böyle hayaletimsi, canavarımsı bi şi oldu. diy işleri pek güzelmiş. tatilde çok acaip planlarım var kısmetse.
bu da yavru. okullarda serbest kıyafet var ya, böyle gönderiyorum oğlumu okula :P
15 Aralık 2012 Cumartesi
bu aralar
bu aralar;
dil=pabuç
artık tiyatrodan korkmuyor :)
kankası denizle kedi oynatıyorlar.
el ayak hastalığı diye bir nane varmış. geldi buldu. 1 hafta süren döküntü sonunda normale döndü. şükürler olsun kolay atlattık.
12 Kasım 2012 Pazartesi
Kedişler
Bu merkür retrosu mudur nedir bizim kedişlere yaramadı be blog.
Önceliklen sezarcığım 1 numero oğlum açıkta duran 1,5 metrelik nakış ipimi yedi. Kendisini bilen bilir ipçildir. Otçul etçil ipçil... Daha minnak bir bebeyken sırt çantamın halatımsı ipini yutmuşluğu aradan bir yıl geçmeden de lastik tokamı yemişliği vardır. Hal böyle olunca ipli saçaklı her bişeyi kaldırmıştık. Neyse ipi doğal yollardan çıkarttı ama o çıkartana kadar ya çıkartamazsa diye kafayı yedim.
Önceliklen sezarcığım 1 numero oğlum açıkta duran 1,5 metrelik nakış ipimi yedi. Kendisini bilen bilir ipçildir. Otçul etçil ipçil... Daha minnak bir bebeyken sırt çantamın halatımsı ipini yutmuşluğu aradan bir yıl geçmeden de lastik tokamı yemişliği vardır. Hal böyle olunca ipli saçaklı her bişeyi kaldırmıştık. Neyse ipi doğal yollardan çıkarttı ama o çıkartana kadar ya çıkartamazsa diye kafayı yedim.
Sonradan 2 numerolu oğlum oti idrar yolu enfeksiyonu oldu. Durmadan yalanmasından ve miyavlamasından şıp diye anladık. Sezar da aynı hastalığı yaşadığından bu zamazingoyu önleyen mama kullanıyorduk. Can dostum ve veterinerim gülfemcim hemen arandı. Oti serum vs. alması gerektiğinden 3 gün onda kaldı. Eve döndüğünde onu en çok Ada özlemişti elbette. İlaç vs gerekli tedavi evde devam etti ama bu sefer de ishal oldu. İlaç yapmış :( şimdi de ishal tedavisi oluyor. Toparladı gibi.
Ada'nın oti ile sohbeti şöyle:
Ada: oti sen hasta oldun
Oti:........…
Ada: ilaç içtin iyileştin ama değil mi?
Oti:.............
Ada: evet desene oğlum
:)))
5 Kasım 2012 Pazartesi
Tarihe not
1 Kasım Perşembe günü canım arkadaşım Selvin'in kızı Talya Nil doğdu. Ada'ya bir arkadaş, bir kardeş daha geldi. Hemen gidip gördüm, pammık gibi bi şey, minik, kırmızı ve çok şeker. Sağlıkla mutlulukla büyüsün yavru.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








