17 Kasım 2014 Pazartesi

ağlama değmez hayat şu gözyaşlarına

Şu anda burnumu çekerek, gözyaşlarımı silerek bu yazıyı yazıyorum.

Hamile kalmaya karar verdiğimde ilk karşıma çıkan blog babaolmak'tı. Eski kocamla akşam eğlencemiz bu blogu okumak olmuştu.
Sonra başka bloglar, arkadaşlıklar vs. ama babaolmak hep bi özel kaldı benim için.
Ada geldi, büyüdü, ben blog yazmaktan vazgeçtim instagram icad oldu :)
Sonra hayatta büyük bi şey oldu; boşandım.
içime kapandım, dışarılarıma taştım. sonra duruldum.
Uuzun bir aradan sonra babaolmak'ı okudum. Yeni bir bebeği olmuş, ikinci kez baba olmuş. Hayretle, sevinçle, özenle okudum. Çok  mutlu olsunlar.
Neden ağlıyorum biliyor musunuz?
Ben bilmiyorum.
Bilen varsa söylesin lütfen...


25 Ağustos 2014 Pazartesi

Bekar bir anne olmak

Sanırım boşanmanın en acı veren yönü çocuk. Pek çok evli çift çocuğu nedeniyle bir arada. Evet bu bir gerçek. Sanırım Ada'ya yaşattığımız bu sarsıcı olay nedeniyle ne kendimi ne de eski kocamı affetmeyeceğim. Aslında Ada başlarda pek anlamadı. Okulu nedeniyle eski eş her sabah eve geldi bu nedenle de Ada yumuşak bir geçiş yaptı. Patladığı, ağladığı, birlikte ağladığımız zamanlar olmadı mı? çok!!! Hatta bir kaç saat önce yine karşılıklı ağladık. Ben kaya insanlardan değilim. Gözler sulanmaya müsait yapıda. Acıyı da sevinci de ortak eylemeye çalışıyorum. Çalışmıyorum, kendiliğimden öyle gelişiyor.

Aile danışmanından destek aldık. Her ay pedagoga da gidiyoruz. Pedagog Ada'nın gelişimini normal buluyor. Sıkıntılı bir durum yok şükür, sadece koruma amaçlı. Evet koruma! Eskiden hiç düşünmediğiniz küçük detaylar bir anda önem kazanıyor. Evden ayrılan ebeveyn, onun yeni yaşantısı, hayatındaki insan vs... Baş etmesi zor bir çok şey. Ama sonra insan öğreniyor. Öğrenme isteğimizin hiç bitmemesi, acıyla baş etme isteğimiz çok enteresan aslında...

Babam nerde? Ne zaman gelecek? Neden ayrıldınız gibi soruları hiç sormadı Ada. Sadece "babamı çok özledim" diyor. Babasını "ailecek" yaşayan bir aileden fazla bile görüyor aslında. Ayrıca ebeveynler arasında "haftasonu babası" "haftaiçi annesi" gibi kavramlar da yok. Ada'nın özlemi, işler vs yol gösteriyor bize.

Sadece iri gözlerini açarak "babamı çok özledim" cümlesini duymak çok üzüyor hala. Katılaşamıyor yüreğim.

Birlikte ağlamak, özlemleri anlatmak, nedenlerine su üstünden de olsa anlayacağı dilde anlatmak benim çözümlerim. Kendimi, duygularımı, üzüntümü saklamıyorum ondan. Duygularını önemsiyorum ve unutturmak için çabalamıyorum. Bazen bu durumu da kullanıyor tabii, o anları da yavaş yavaş kavradım. O zamanlar da "canının sıkkınlığı" " istediği oyuncağı alamama" gibi durumlar oluyor. Neden özlediğini dile getiriyor? Gerçekten bir özlem mi? Başka bir neden mi var?

Kör topal ilerliyorum. Bir kaç kitap okudum, pedagogla da konuşuyorum. Ama en çok destek kimden geldi? Diğer bekar annelerden. Tıpkı hamile kaldığım zamanlarda destek aldığım diğer anneler gibi. Deneyim biz kadınlar için önemli. Aynı yoldan geçtiğim bir iki arkadaşım var. Birlikte ağlayıp birlikte güldüğümüz..

Evimiz, düzenimiz aynı.
Kedişlerimiz hala bizimle.
Artık bir de kaplumbağamız var.
Umutlarımız var,
Göz yaşımız var,
Geleceğe inancımız var.
Yeni başlayacağımız bir okulumuz var.
Kocaman bir sevgimiz var.
İyi ki var Ada.
Benim ada'm o. Çevresinde dört döndüğüm canım Ada'm.


Tekrar merhaba



Uzun bir aradan sonra merhaba blog.
Eylül 2013 te yazmışım en son.
Çok şey oldu be blog,
Nerden başlasak.

Hayat çok garip, tuhaf ve beklenmedikmiş.
Bunu öğrendim.
Hayatımın 13 yılını paylaştığım, kocam, sırdaşım, oğlumun babası ile ilişkimiz bitti.
Ayrılıverdik.
Sessiz, ani ve acı veren bir deneyimdi.
Oğlum, ben, kediler, ev alışıyoruz yeni düzenimize.
Artık boşanmış bir anne, sevgilisiz bir kadın, dul bir çalışanım.
İstatistiklere göre böyleyim.


Her şey güzel olacak biliyorum.


8 aydır bekar anneyim.

çok tuhaf, ani, bol ağlamalı, bol çöküşlü bir hikaye.

belki bir gün anlatırım.

geçti mi?

tam değil.

geçiyor mu?

kesinlikle...

ada ve ben...

bu blogta, çok yakında...

öptüm sizi.

16 Eylül 2013 Pazartesi

Dumur diyaloglar

Başlığı çorba'dan, sevgili Yeliz'den utanmadan çalmış bulunmaktayım. Diyalogları da attığım tweetlerden aldım. Ortaya karışık yanee...

Ada: anne bak denizi siyaha boyadım. Aaaa anne karadeniz oldu bu.
Anne:........

Ada: anne üşüdüm
Anne: güneşe çık oğlum
Ada: hayır anne sarıl bana sen güneşten daha sıcaksın
Anne: (mestingen)

Anne: hadi alfabeyi sayalım
Ada: anne ben yumuşak g demiycem, sert g diycem
Anne:!!!!!!

Ada: anne bu ne?
Anne: bağ yavrum
Ada: dağ mı yani?
Anne: hayır yavrum bağ bağ, üzüm yetişir.
Ada: dağ
Anne: baaaaağğğğ bağğğğğ. Baba'nın ba'sı.
Ada: heeee burası babamın yani
Anne:!?!?!?!?

Uyurken bobosuna sarılır ve: anne bence herkesin uyumak için bi yumuşak hayvanı olmalı.

Gezi'nin etkileri: anne ben de inşaatçılık oynarken ağaç kesiyorum. Ama şakacıktan, hep kuru olanları kesiyorum zaten.

Ada'ya şarkı söylüyorum: kıvrım kıvrım kıvranmışşşş, hastaneyi boylamışşşş ( bu şarkı da çok fenadır gerçi)
Ada: hastaneyi mi boyamış? Niye?
Anne:?!?!?!

Ada: anne bu sabah okula gitmesem olur mu?
Anne: olur
Ada: ohhhh çok rahatladım

Uyanır uyanmaz...
Ada: anne oyuncaklarımla oynamak için can atıyorum.

Anne: ada, denizlere gidelim mi?
Ada: gidelim anne sonra da parka mı gidelim oyuncakçıya mı gidelim bi düşünelim. Anneeee düşünürüz di mi?
Anne:......

Anne: ada 23 nisan neden önemli?
Ada: padişah gitti, atatürk geldi bi de dinozorlar öldü.
Anne:....,!!!!!!

Karşımda çikolata yerken;
Anne: ada biraz da bana versene
Ada: (hepsini ağzına atar) anne çok sağlam çikolataymış bölemedim

Tamir takımını anlatıyor.
Ada: işte bu da tamir takımımın en sevdiğim civvvvv civvvv'i. Aslında adı matkap ama ben civvv civvv diyorum.

Evden çıkarken: 
Anne: adaaa, örümcek adamını ortada bırakmışsın, sezar ipini yer ama
Ada: bi şey olmaz, kahraman o kendini savunur.
Anne:!!!!!!

Geceleri deli yatıp sabah oyuncağını yerde bulunca
Ada: anne bobom geceleri yürüyo, bak bu gerçek. Sabah hep değişik bi yerde buluyorum onu.

Yemek yemek istemeyince
Ada: anne midem doydum diyoooo

Babaannesine yoyosunu gösterdi
Babaanne: aaa ne güzel benim de vardı çocukken
Ada: banneee sen çocukken yoyo mu vardı?

Kampçılık oynuyoruz çadırın içinde
Anne: ada dışardan bi ses geldi
Ada: dur bakayım anne belki ayıdır. ( dışarıya çıkıp bakar) yok anne ayı değilmiş aslanmış
Anne:!!!!!

Ada: beyin kraldır. Her şeyi yönetir; konuşmamızı, koşmamızı, oyuncak seçmemizi hep o yönetir...



Pazartesi yazısı


Cumartesi günü Darıca hayvanat bahçesine gittik. Tutsak hayvanları görünce üzüldüm, ama o hayvancıklara "yemek vermeyin zararlı" yazılarına rağmen mısır vs. veren bazı insanoğullarını görünce daha çok üzüldüm. Bağzı bayaaanları kibarca uyarmama rağmen "ayyy herkes veriyooo" yüzsüzlüğü ile devam etti. Hiç utanma kalmamış bağzılarında . 

Aşağıda beni çok etkileyen dev kaplumbağayı görebilirsiniz. Öyle bilge bakışları vardı ki, hangimiz tutsak belli değil. 

Pazar günü Eylülde gel vardı rıhtımda. Muhteşemdi. Tüylerimiz diken diken katıldık konsere. Hep birlikte bir şey yapmanın, haykırmanın tadı muhteşemdi. Akşamına yine gaz, yine müdahale...


12 Eylül 2013 Perşembe

Hellu

Merhaba,

Uzun bir aradan sonra yine...

Nasılsınız? 

Biz iyiyiz. Çok şeyler oldu yazmayalı. Arayı boşverip şimdiden başlamalı. 

Her gün bir kaç kelam etmeye niyet ettim bakalım.

Öperim.


27 Mart 2013 Çarşamba

Ada 4 yaşında.


Canım oğlum...

Dört yıl ne çabuk geçti.

Vaktinden çok önce geldin hayatımıza, bize heyecan, aşk, mutluluk kattın.

Öyle çok seviyoruz ki seni.

İyi ki bizim oğlumuz oldun.



13 Mart 2013 Çarşamba

heyo meyo...



merhaba blog, hemen bi bööö deyip kaçayım. blog yazmaya o kadar üşenir oldum ki, ama arada kaçan unuttuğum da o kadar çok şey var ki... Tivitır ve ig sağolsun, her an dıt dıt elimde telefon yazıyorum da burayı yine çoook ihmal ettim.

şöööle aklıma gelenleri sıralayayım;

Mart ayı malum Ada kuşumun doğum ayı olması sebebi ile pek neşeli :) Hazırlıklar tam gaz. Ah! eskiden temalı, şeker hamurlu doğum günü mü vardı? Peh... Ama işte insan özeniyor, olmuşken güzel olsun filan diyor... 

Ada iyiden iyiye okula alıştı, ara sıra "okula gitmiycem" dese de genel olarak okulunu sevdiği bile söylenebilir. 

Geçen ayın gelişmesi; 35 oldum. Valla billa çaktırmadan çaktırmadan 35 oldum yahu! eskiden 35 yaşlı gelirdi bana, şimdi daha çok genç gibi hissediyorum. Benim için orta yaş 45 filan :P

Yine geçen aya 2 senedir emek verdiğim ve epey uzattığım saçlarımı bir anlık kararla kısacık kestirmem damgasını vurdu. Ohhh beee ne rahatmış, özlemişim kısa saçı.

Ada pek konuşkan oldu. En büyük merakı; korsanlar, dinazorlar, göz ve iskelet sistemi, beyin. Bir de "kızların neden pipisi yok" "bizi kim yarattı, ilk insanları kim yarattı" gibi sorularıyla çalışmadığım yerlerden de soruyor.

Buz Devri çılgınlığı ayrı bir başlık olur. Özellikle 3. film dinazorlar favori. Akşam olunca Buz Devri pazarlıkları başlıyor. Benim kahramanlarım keseli sıçanlar :)

Hastalıklar devri başladı. Eylülden beri hemen her ay acilde soluklanıyoruz. Ateş, el ayak, boğaz, kulak ağrısı... Bitsin gitsin. 

Her akşam 3 masal anlatıyorum. İlki korsan jek paroğğğ :) sonra trenli, sonra da günün temasına uygun bir masal. bazen öyle güzel masallar anlatıyorum ki ben bile vayyy be diyorum kendime. hemen yazmalı filan diyorum ama çoğunlukla uykuya yenik düşüyorum.

uyku demişken anam saat gece yarısı. 
hadi uykuya,

bye...

* tabii eğer okuyucum kaldı ise... valla billa ben herkesi okuyorum, evet yorum da yazmıyorum ama okuyorum sizi. sanırım benim hiç okuyucum kalmadı. fırk fırkk (ağlamaklı burun çekme efekti)


7 Ocak 2013 Pazartesi

dino fabrikası

annemlerde annemi beklerken dikiş makinasının ve kumaş hazinesinin açık olduğunu fark eden ben hemen pinterestte beğendiğim dinolardan birini yapmaya koyuldum. şöyle bi şi oldu;

sonra hızımı alamadım ve biraz da " ayyy çok güselll bize de yap" diyen kankitoslarımın yavrularına da birer tane yaptım. daha doğrusu yaptık. annem her zamanki gibi şöyle olsa daha şey olur, böyle olsa daha filanca olur dedi. bi anda ev dino fabrikasına döndü. sonra dinodan sıkılan ben, ada'ya uyumadan önce ne istersin diye sordum. hayalet cevabı aldım. hayalet isteyen yavruma da şöyle bi şi diktik annemle;



böyle hayaletimsi, canavarımsı bi şi oldu. diy işleri pek güzelmiş. tatilde çok acaip planlarım var kısmetse.
 
bu da yavru. okullarda serbest kıyafet var ya, böyle gönderiyorum oğlumu okula :P

15 Aralık 2012 Cumartesi

bu aralar


bu aralar;

dil=pabuç

artık tiyatrodan korkmuyor :)


kankası denizle kedi oynatıyorlar.



el ayak hastalığı diye bir nane varmış. geldi buldu. 1 hafta süren döküntü sonunda normale döndü. şükürler olsun kolay atlattık.