29 Haziran 2009 Pazartesi

bir kitap


Okulun rehberlik uzmanı arkadaşım D.'ye tatile çıkarken bana çocuk psikolojisi ile ilgili bir kaç kitap önermesini istedim. Bana bu kitabı hediye etti...:) Okumaya başladım, güzel bir kitap. Nesi güzel? Dili, anlatım biçimi ve elbette tavrı. Henüz çok yeni okuduğum için tam bir yorum yapamıyorum. Heyecanla okuyorum ama. Sanki bu kitap bana çok şey öğretecek gibi...

20. yüzyıl, çocuk haklarının ilanına tanık oldu; çocukluğun tanımı değişti. Üstelik Mayıs 1968'de 'yasaklamanın yasaklanması' anlayışı da ortaya çıkmıştı. Ana babalar bu köklü değişimler karşısında şaşkınlığa düştü. Çoğu itaat anlayışıyla yetiştirilmişti. Şimdi çocuklarını nasıl yetiştireceklerdi? Artık her şeyi yeni baştan düşünmeleri gerekiyordu. Çocuklarına her konuda kendilerine eşitmiş gibi davrandılar. Onları kendileriyle bir tutmaları kadar, bizzat kendilerinin çocuklaşması da sorunlar yarattı. Hiçbir şey çocuk gibi davranan bir ana baba kadar güven sarsıcı olamazdı. Çünkü çocuklar yetişkinlerden kendilerine yol göstermelerini bekler ve örneklere gereksinim duyarlar. Neyi yapıp neyi yapamayacağı konusundaki sınırların eksikliği çocuğu şaşkına çevirir. Oysa çocuk en başta güvence aramaktadır; 'Merak etme canım, her şeyi isteyebilirsin. Ben tehlikeli olanı yapmana izin vermemek için buradayım' diyen bir ana babaya gereksinimi vardır. Psikanalist Catherine Mathelin, bu kitabında bütün bunlardan yola çıkarak yapay bir mutluluk arayışı içinde olan iki 'modern' aileyi hayali bir sahnede kurguluyor: Kıskançlık, otorite ve zorbalık, boşanma, üvey ana babalar, tek başına çocuk büyütmenin sorunları, erken ergenlik, önemsenmeyen önemli yanlışlar. Ana babalara çok yararlı notlar...

aklıma gelen şiir

Bugün durup dururken bu şiir aklıma geldi. Buraya da yazayım dedim...

EVCİK
Kapı önünde ayşe,
Hanım hanımcık iş gördü,
Sonunda kendine göre
Bir yuva kurdu.

İlk ben oldum misafiri,
Güle güle otura gittim.
Bir yüksük-fincanda getirdiği
Hayal kahveyi içtim.

Kibrit kutusu şeklinde
Oturmuştuk bahçeye karşı.
Ortada hokkadan bir masa,
Üstünde örtü yerine yaldızlı çikolata kağıtları.

Gözüm gazoz kapaklarına gitti,
Sorup öğrendim; kapkacakmış.
Toplamış sokaktan ucu yanmış kibritleri:
Bu kış odun yakacakmış.

Yangın yeri bir arsadan bulduğu
Cam kırıkları; para.
Ev çevirmek kolay, diyordu,
İş tutumlu olmakta.

Ayşeyi o anda görmeliydiniz
Eski kadınların kanıyla evcimen
Sisli geleceklere hazırlık
Çıkmış çocuk varlığından
Zamanların ötesine tertemiz.

Ayşem gibi, dünyada,
Ayşeler dolu.
Hepsi evcik oynar
Öteden beri.

Ayşeler büyür,
Günün birinde
Oyun-evleri
Sahici olur.

Ama hepsinin mi?
Hepsinin değil.

Ayşelerin kimisi
Yuvadan evden yoksun
Sert rüzgarlar önünde
Güz yaprakları gibi
Boşluklara savrulur.

Behçet Necatigil

27 Haziran 2009 Cumartesi

3. ay

Bugün tam 3 aylık oldu Ada... Yaşasın! Tatlı oğlum benim...

Yavru Martı ve Kahraman Koca...

Ben martıları çok severim. En üst katta ve denize yakın bir apartmanda oturduğumuzdan martılarımız hiç eksik olmaz, sesleri her daim bizimledir. Karşı apartmanların çatılarındaki yavru martıların büyümelerini de sevinçle seyrederiz.

Dün Ada, ben ve babası babaanneye akşam yemeğine gidiyorduk, sevgili apartman kapısına gelince duraladı çünkü apartmanda yavru bir martı vardı. Ne yapsak ne etsek dedik ve veterinerimiz canım arkadaşım G. i aradık. Yakalayın ve çatıya koyun dedi, ama nasıl? Bu sırada Ada'yı halası aldı, ben sevgili ve martı ne yapacağımızı düşündük... Çatıya çıkamazdık, en üst kattaki komşu tatildeydi... Ne yapsak derken babaannemiz ben beslerim onu apartmanda, zaten kimse yok herkes tatilde dedi. Peki dedik... Bir süre sonra alt komşunun martıyı uçurduğunu görmüş babaannemiz. Uçmuş dedik ve sevindik. Bu akşam saat 23.30 civarı yine babaannemizden geri geliyorduk ki bu sefer başka bir yavru ve bizim apartmanın önünde... Ne yapsak ne etsek dedik. Ada'yı yatağına yatırdık, karşı apartman komşularımız martının çevresini saran kedileri kovalarken sevgili "ben bunu çatıya koyacağım" dedi... O sırada bizim kedişlerin kutusu geldi aklıma. Sevgili ile aşağıya indik, yavru martı yan apartmanın altındaki internet kafeye oradan da arka bahçeye gitmiş, bahçe kedi kaynıyor! Sevgili akıllıca hamlelerle martıyı yakaladı, internet cafeciden rica ettim bizimle geldi, zira sevgili çatıya çıkmak için eski bir merdiven ve incecik bir dolap çıkartmıştı. İnternet cafeci sevgiliyi tuttu, sevgili martıyı önce simsiyah tozlu çatı arasına oradan da çatıya koydu. Rahat bir nefes aldık... Dünkü yavruya birşey yapamamış olmak meğer ikimizi de çok üzmüş, bu yavruyu koyunca pek sevindik. :)

Yavru kurtuldu, umarız en kısa zamanda uçmayı öğrenir...

23 Haziran 2009 Salı

Koş Tekir Koş...

Sabah uyan,
Ada ateşlensin,
Endişelen,
Kork,
Sakinleş,
İşe gel,
Doktoru ara,
Sakinleş- aşılar yüzünden- ah şu pis aşılar!
Toplantılara katıl,
Evi ara,
Ateş düştü, mutlu ol...
Rapor yaz,
Aynalara bak,
Mutsuz ol! Pis kilolar...
Yazmaya devam,
Toplantılara devam,
Evi aramaya devam...
Akşam tören için hazırlan,
Bir yandan yazmaya devam et.
Konuşmaya da...

Kısaca: Fena bir gündü!!! Yoğun, endişeli ve SICAK!!! neyse ki geçti, bitti...

22 Haziran 2009 Pazartesi

3. ay doktor kontrolü

Bugün doktor amcamızı ziyaret ettik. Sorular sorduk cevaplar aldık. Boyumuz kilomuz çok iyi maşallah :) 5 pekiyi anne babaya. "Anne sütü bitti mi" dedi, az da olsa var dedik, kilomuzu beğeniyor doktor amca. Hemen söyleyelim 5.580 olmuşuz. Boyumuz da 60.5 :) Erken doğan bir bebe için iyiyiz... Aşılarımızı olduk, hem pnömokok hem de rota. Biraz ağladı Ada :( Bu ayın sürprizi; Her gün bir iki kaşık kayısı suyu! Evet, biz büyüdük de meyve sularına bile başladık. "Sadece anne sütü içseydi vermezdim ama bu ay tanıştıralım, öbür ay yoğunlaştıralım" dedi doktorumuz. Peki dedik. Benim için ek gıdalar büyüme işareti olduğundan pek bir sevindim... Tatile gidebilir miyiz? dedik "Elbette, denize sokmanız Ada'ya fayda sağlamaz, soğuksa sokmayın ve soğuktan titretmeyin" dedi doktor amcamız. Oleyyy :)

Sosyal gelişimi için ne yapabiliriz diye sorunca "siz ne yapıyorsunuz" dedi, anlattık. Şarkılar, müzik dinletme, masal anlatma, konuşma... Çok abartmadan konuşmak harika, "şimdiden sayı ve renkleri öğretmeye kalkmayın, şarkılar yumuşak olsun, gürültülü şeyler dinlemesin " dedi. Tv seyretmek hele hele klip seyrettirmek yok. Biz zaten seyretmiyoruz, seyrettirmiyoruz, hani şu bebek kanalları var ya onları da beğenmiyor doktorumuz.. Oyuncak için de henüz erkenmiş, ben de aynı fikirdeyim zati :) Şarkı meselesinde de bizim ev bir hint filmi gibi, her an şarkı söylüyoruz :) Güneşe çıktığı günler Devit vermeyin, Ferrum'a devam. OK.

Çıkışta Joker' e gittik, güneş gözlüğü baktık Ada'ya, hepsi büyük geldi :( Zaten bir komik oldu, almayacağım. Çocuğa faydadan çok zarar verecekmiş gibi duruyor, belki de anneler içindir :) Büyük çocuklar için eminim çok faydalı ama bu yaz şapka ile idare edelim bakalım.

İşte böyle...

21 Haziran 2009 Pazar

Ada diyor ki...

19 Haziran 2009 Cuma

mezun oldum...

Mezun oldum ben... :)

2007' de başlayan, çok şey öğrendiğim, tiyatro ve sinemaya farklı bakan çok insan tanıdığım, iki önemli dost kazandığım, bir sürü makale, oyun, senaryo yazdığım, bir kısa film çektiğim, sahneye bile çıktığım, çok oyun, çok film, çok kitap seyretmek-eleştirmek-okumak zorunda kalıp buna çok memnun kaldığım, bazı dönemler haftanın altı günü gittiğim, iş-okul-ev arasında mekik dokuduğum ama çok mutlu olduğum, sabahlayarak ödev yetiştirdiğim yüksek lisans dönemim burada sona erdi.

Çok rahatladım bugün, bir yük omuzlarımdan kalktı sanki.
Tezim için yazdığım oyun beğenildi.
Bir iki ufak düzeltme ve teşekkür yazım kaldı, haftaya cumaya enstitüye teslim edeceğim.

Öğrencilik yaşamıma doktoraya kadar kısa bir ara veriyorum.
:)

17 Haziran 2009 Çarşamba

Yarın önemli bir gün...



YARIN TEZ SAVUNMAM VAR DOSTLAR...

UMARIM ÇOK İYİ GEÇER :)

UMARIM MEZUN OLABİLİRİM...

resim illustrationfriday.com

16 Haziran 2009 Salı

Akdeniz Karadeniz Karneleri İsteriz


Okulumuz bugün kapandı!!!

Neden bilemiyoruz ama biz bugün kapattık, bazıları Cuma günü...
Neyse, kapandı mı? kapandıııııııııı :)

Dün festival vardı okulda, öğrenciler coştular, eğlendiler, su savaşları felan... Bugün ödüller verildi, karneler dağıtıldı, öptük, sarıldık vedalaştık... Ben ortaokuldayken karne günü sabırsızlanır "Akdeniz, Karadeniz, Karneleri İsterizzzz" diye bağırırdık. Karneler dağıtırken bir sessizlik olur, alan öğrenci sırasında karnesini incelemeye başlardı, dün ve bugün bizimkilere baktım da karneye bakmıyorlar bile, teknoloji çıktı karneler bozuldu. İnternetten bakıyorlar notlarına artık! Ne olacağını biliyorlar, her sınav sonrası bir hafta içinde öğretmenler bilgi giriyorlar, veliler ve öğrenciler de netten bakıyorlar, sanal karne yani. Bazen kolaylık da sağladığı oluyor tabii ama yine de o eski hali, o heyecan, o sabırsız bekleyişi tercih ederim ben. Karnelerin de karneliği pek kalmamış, incecik bir kağıt parçası... Peh! Bir de eskiden "Kırığın var mı" diye sorulurdu, kırık başarılamamış ders demekti :) (Pek nostalcik buldum kendimi yahu)

Okul kapandı cümlesinden de aklıma dükkan kapatmak gibi bir eylem geliyor hep :))) oysa okulun kapanması sadece öğrencilerin gitmesi anlamına geliyor, öğretmenler bu ay sonuna kadar çalışacaklar. Sonra gelsin tatil :)

Heyyooo...

resim www.teachingdegree.org