30 Aralık 2010 Perşembe

Teşekkürler


Teşekkürler 2010. Harika bir yıldınız. Huzur, neşe ve sağlık verdiniz. Teşekkürler sağlık. Teşekkürler güneş, ay ve yıldızlar. Teşekkürler sevgili, teşekkürler babaanne, teşekkürler anneanne, teyze, hala ve dede. Teşekkürler öğrencilerim, teşekkürler dostlarım canlarım. Teşekkürler yazı, kalem ve kağıt. Teşekkürler kitaplar, müzikler. Teşekkürler neşe ve enerji. Teşekkürler güzel yemekler, teşekkürler Sezar ve Othello. Teşekkürler mutluluk, yaşama sevincim teşekkürler, sevdiğim detaylar teşekkürler...

Teşekkürler Ada'm... Bir tanem, canım oğlum, aşkım...

2011, 2010'dan daha da güzel bir yıl olacaksın biliyorum. Sağlık, Bereket, Huzur bizimle olacaksın. Enerji, güler yüz, güzel yüz, gülümseme, bolca kahkaha bizimle olacaksın. Hoşgeldiniz :)


Mutlu Yıllar....

22 Aralık 2010 Çarşamba

sarıçizmeli için

"Kitaplığınızın karşısına geçin.Gözlerinizi kapatın.Derin bir nefes alın.Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin.Şimdi gözlerinizi açın.Bir kitap seçmiş durumdasınız.O kitabı satın aldığınız, ya da hediye gelmiş de olabilir, anı hatırlamaya çalışın.İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın.Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin.Evet, ne güzel bir koku bu!55.sayfayı bulun.Sayfayı tekrar okuyun.Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın.Daha sonra siz de 3 arkadaşınıza cevaplaması için gönderin..." demiş Sarıçizmeli arkadaşım, akrostiş kraliçem :) geç olsun güç olmasın dedim. İşte...

kitaplığımızın önüne geçip gözlerimi kapadım, veeeee BRECHT DENEYSEL TİYATRO adlı kitabımıza denk geldim. Brecht, dünyanın en önemli tiyatro kuramcısı/yazar/yönetmenlerinden biri-idi... Alman tiyatrosunun şahane insanı, oyunlarına taptığım, kuramını anlamak için kaç tane kitap okuduğum Brecht. Ayrıca şairdir, bazı şiirlerinin de tadına doyum olmaz...

kitabın 55. sayfasında Anlaşmanın Önemi adlı bir oyundan bir bölüm var. Ama okuyunca pek de hoşuma gitmedi, oyunun bir bölümünü yazmak hele hele de o bölümünü yazmak pek eğlenceli değil. hımm bir numara yapıp başka bir kitap seçmiş gibi de yapabilirim ama bu dürüstlüğe sığmaz :) hem bu kadar yazıya da günah. bak sarıçizmelim, şöyle yapalım ben sana bir Brecht şiiri göndereyim. olur mu? olurrrr :)

Halkın Ekmeği

Bilin: Halkın ekmeğidir adalet.
bakarsınız bol olur bu ekmek,
bakarsınız kıt,
bakarsınız doyum olmaz tadına,
bakarsınız berbat.
Azaldı mı ekmek,başlar açlık,
bozuldumu tadı,başlar hoşnutsuzluk boy atmaya.

Bozuk adalet yeter artık!
Acemi ellerle yuğurulan,iyi pişirilmemiş adalet yeter!
Yeter katıksız,kara kabuklu adalet!
Dura dura bayatlayan adalet yeter!

Bolsa insanın önünde ekmek,lezzetliyse,
gözler öbür yiyeceklere yumulsada olur.
Ama her şey bollaşmaz ki birdenbire...
Bilirsiniz,nasıl bolluk doğurur ekmek:
Adaletin ekmeğiyle beslene beslene.

Ekmek her gün nasıl gerekliyse nasıl,
adalet de gerekli her gün,
hem o,günde bir çok kez gerekli.

Sabahtan akşama dek,iş yerinde,eğlencede,
hele çalışırken canla başla,
kederliyken, sevinçliyken,
halkın ihtiyacı var pişkin, bol ekmeğe,
günlük, has ekmeğine adaletin.

madem adaletin ekmeği bu kadar önemli,
onu kim pişirmeli, dostlar, söyleyin?

Öteki ekmeği kim pişiren?

Adaletin ekmeğini de
kendisi pişirmeli halkın,
gündelik ekmek gibi.

Bol,pişkin,verimli.


Bertolt Brecht

*şiir antoloji.com'dan alındı...

15 Aralık 2010 Çarşamba

Doink!!!


Ada konuşmasa da taklit yolu ile, beden dili ile her bir şeyi anlatıyor. Bu da haliyle komik sahnelere neden oluyor. Her seferinde keşke kameraya kaydetseydim diyorum ama kamerayı gördüğü an almak istiyor elimden.


Emziğini istediği zaman, tüm parmaklarını birleştirip dudaklarına götürüyor, emzik emermiş gibi yapıyor. Suluğunu istediği zaman parmaklarını uzun tutup klasik su hareketini yapıyor.


Ada Oti ne diyor? sorumuza "UUUUUUUUUU" diyor, gerçekten de Oti bu aralar kurt gibi uluyor. Geçen gün başına leğen geçirmiş eskiciiiii diye bağırıyordu, ben de "eskiciiii, elinde neler var" dedim, neler satıyorsun manasında. Ada bana döndü ve parmaklarını gösterdi. Evet, elinde parmaklar var!!! :)


Dün akşam fena düştü, yere çakıldı demek daha doğru. Çok korktuk, doktor buz koyun ve bir saat gözleyin bir şey yoksa yoktur dedi, Ada normalde buzu sevmez, çok canı acımış olmalı ki izin verdi. Biraz Kayuu seyretti. Arada sırada kayuu seyretmeye başladık, biraz seyredip sonra sıkılıyor. Tv ile ilişkilerimiz sınırlı seviyede de olsa başladı sayılır. Ada ne oldu diye sorunca "Doinnk" diyor, kafasını gösteriyor. Evet doink olduk, korktuk... Bazen öyle cambazvari hareketleri var ki insanın yüreği hop ediyor, emzirme koltuğunun yanlarına parmak ucuyla basıp baş ucundaki çekmeceyi açmak, koltuklara tırmanıp atlamak, koşmak, bisiklete yardımsız binmek gibi... Göz açıp kapayana kadar hooop diye tırmanıyor. Büyümek, merak ve hareket demekmiş...


işte sevgili blog, böyleyken böyle...

Her gün az da olsa bir şey yazmaya karar verdim, öpücükler tüm okuyuculara.

13 Aralık 2010 Pazartesi

ortaya karışık düşünceler


Bayılıyorum yeni yıl ışıklarına, oyuncaklarına... Yazacak çok şey var aslında, sarıçizmeli birinci suskun şahıs demekle haklı :) Geçtiğimiz haftalar Ada'nın tekrar baş gösteren uyku sorunlarıyla geçti, şimdi daha iyi. Geçtiğimiz hafta doktora gittik rutin muayeneye, her şey iyi ve normal. Her muayene sırasında "konuşmuyor niye" diye başının etini yediğim ve "normalddiiirrr" diyerek sakinliğini koruyan doktorumuz Ramo bu kez "acaba niye konuşmuyor, duyuyor mu, tepki veriyor mu" gibi sorular sordu bize, sonradan Ada'yla biraz konuştu ve "her şey normal, yakında konuşur" diyerek gönlümüze su serpti. Boy ve kilo alımı da iyi. Doktor buluşmaları giderek kısalıyor, yakında "eeee ne olacak bu ülkenin hali" sohbetlerine başlayacağız, nerde o ilk günlerin heyecanı, soru listeleri, hey gidi günler heyyyy :)
***
Geçen hafta iki oyuna gittim, yeniden seyirci oldum, pek iyi geldi. Ada'nın büyüyeceğini, birlikte sinemaya tiyatroya konsere gideceğimiz günleri iple çekiyorum. İzledikçe ne kadar içinde de olsam tiyatronun ne büyüleyici bir şey olduğunu bir kez daha anlıyorum.
***
Bir arkadaşım daha hamile. Çok canımın içi bi arkadaşımdan da haber bekliyorum, başka bi cancanım G. oğlu Kerem 2 aylık oldu bile, zaman su gibi... Blog dünyasında da 2. haberleri var, ne güzelllll :)
***
Yeni yıl geliyor, hediyeler, partiler, toplaşmalar harika. Yeni yılı severim. Yeni yıl hediyelerini severim, bir bahane olmasını severim. Zeynonun ağacının altına hediye koyup demetin kış çayını içmeyi severimmmm :)

24 Kasım 2010 Çarşamba

öğretmenim canım benim

Öğretmenliği seviyorum, yaşasın öğrenciler, yaşasın öğretmenler... Kulağına küpe taktığı için mesleğinden men edilmeyi göze alanları, Doğu'da bir bavulla yaşamayı bilenleri, ırk din dil cinsiyet ayrımı gözetmeden öğrencilerini candan sevenleri, emekli olduğu halde mesleğine devam edenleri, öğretmeyi olduğu kadar öğrenmeyi de sevenleri, öğrencilerini dinlemeyi bilenleri, tatlı dilli güler yüzlü olanları... hepsini seviyorum, ellerinden öpüyorum. Hepimizin hayatında yer etmiş bir öğretmen vardır, bugün o değerli öğretmeni düşünelim...

22 Kasım 2010 Pazartesi

tatil raporu

Bu tatil ne iyi geldi bana. 9 gün dile kolay. Özlediklerimle hasret giderdim, başta oğluşum. Tatil öncesi çılgın bir iş koşturmacası vardı, araya tatil girdi, koşturmaya kaldığımız yerden bu sabah itibari ile devam ediyoruz. Şikayetçi değilim, işimi seviyorum ama oğlumun da kokusu burnumda...

Tatilde neler yaptık?

cumartesi: Can dostlarım Zeyno ve Demet geldiler. Yaşasın teyzeler...

pazar: Annemlerde kahvaltı :)

pazartesi: Londra'dan Ela geldiiii :) Can kuzimin 5 aylık minik kızı Ela ile Ada tanıştılar sonunda. Tüm kuzenler bizde toplandık, yedik içtik güldük :)

salı: Anneanne, dede eli öpüldü, amca ve halaya ziyaretler. Ela ile yeniden buluştuk :)

çarşamba: Dedemizin mezarına ziyaret, Gebze gezmeleri, Tuzla'da yemek, akşamüstü anneannede çay keyfi.

perşembe: Çengelköy. B&B çiftinin yeni köpekleri Asya'yı sevmeler :)

cuma: 40'ı çıkan Kerem bebek bize geldi, el öpüldü, yumurta ve şeker paketlendi, un kafaya sürüldü.

cumartesi: Posido'lara gidiş, oyunlar, eğlenceler...

pazar: Anneannede kahvaltı, misafir çocuklarla oyunlar, akşam babaannede akşam yemeği.

Çok güzeldi çok. Darısı sömestre tatiline :)

11 Kasım 2010 Perşembe

yazmayalı neler oldu, oluyor...

  • Ada, çevresinde gördüğü tüm kadınlara "apa" demeye başladı. (Ben, babaanne, hala, anneanne, teyze)
  • Uyku düzenimiz ile hava atarken gümledik. Yine uykusuz her geceeee şarkısını dinler olduk!!!
  • Bugün ilk kez "seda" dedi. (halamız)
  • Plastik gitara yüz çeviriyor ama vuvuzelaya bayılıyor.
  • İlk ingilizce sözcüğünü öğrendi. Up diyorum ap diyor ve ellerini kaldırıyor. (Yemek yemediği sırada aklıma böyle bir oyun gelmişti, yoksam ingilizce konuşmuyoruz bebemizle)
  • Baban nasıl traş oluyor diyoruz, gösteriyor.
  • İlk diş fırçamızı edindik. Lakin halıları fırçalamaktan başka bir işe yaramadı.

aklıma gelenler bunlar. yazmaya başlarken çok şey yazarım sanmıştım ama :) Bilgisayardan bir vızıltı geliyor.amanın sakın bozulma diyerek konuyu kapatıyor ve Türkan seyretmeye gidiyorum.

3 Kasım 2010 Çarşamba

Ada'nın altın bilezikleri

Hani derler ya, bir iş öğren, bir mesleğin, bir altın bileziğin olsun diye... Ada'nın şimdiden üç altın bileziği var.


1. Meslek: Eskicilik. Evet, çocuğum evde kafasına geçirdiği oyuncakları (tavır simitçi tavrı yani) eskiciiiiiii diye geziyor. Sanırım çocuğum eskici olabilir. Ses ve duruş mükemmel, bizim evden de satacak milyonlarca eski zımbırtı bulabileceğine göre Ada eskici olabilir. Sermaye de bizden :)

2. Meslek: Otoparkçılık. Babaannesinin evin tam karşısında küçük bir otopark var, Ada camdan dışarıya bakmaya bayılıyor bebekliğinden beri, baka baka öğrenmiş. Gel, gel diyor ve eliyle otoparkçıların park edenlere yaptıkları el kol işaretlerini taklit ediyor. Ses ve duruş yine mükemmel, otoparkçı da olabilir.

3. Meslek: Temizlikçilik. Islak mendille evinizi siler paraltır. Toz alır. Temizliğe ıslak mendille devam ederse batarız o ayrı...

Elbette bu mesleklerden birini seçmeyecek, elbette komiklik olsun diye yazıyorum ama biz büyükler farkında mıyız bilemiyorum, bir çocuk doğar doğmaz;

ellerini sımsıkı tutuyor cimri olacak, parmakları uzun piyanist olacak (her parmağı uzun olan piyanist olsaydı ne güzel memleket olurduk), uzun boylu basketçi olacak, kafası büyük akıllı olacak vb... cümleler kurmaya bayılıyoruz. Hepimiz duvara resim yaptık küçükken hiçbirimiz ressam olmadık... İnsanları kalıplarla algılamaya o kadar alışmışız ki, küçücük bir bebeği bile hemen o kalıplara sokmaya çalışıyoruz. Bu belki kötü bir şey değil, belki de kötü bilemiyorum. Yazarken aklıma gelenler bunlar. Mesela "sanatçı" olmak hem özenilen, hem de kötülenen bir şeydir ülkemizde. Sanatçılar, ciddi olmamakla, alkolizmle, savurgan bir yaşamla özdeşleştirilmiştir. Oysa durum sanılanın tam aksidir.

işte böyle, yazarken yazarken aklıma gelenler. bir nevi monolog.

:)

2 Kasım 2010 Salı

Yeliz'in mimleri

Yazsam yazsam ne yazsam derken Yeliz'in mimleri geldi. Hemen cevaplayalım :)

İlk soru; Ada için fazladan 10.000 TL olsaydı ne yapardın?

Şimdi soru Ada için diye başladığından cevabım direkt bankaya yatırırdım olacak. Bilenler bilir, ben para tutamam (Yeliz seninle ne kadar da zıtız :) Para biriktirmek gibi bir huyum hiç olmadı, sanırım para biriktirmek için çok param olması gerektiği gibi bir inancım vardı. Ada doğunca ona bir hesap açtık ve ufak ufak biriktirmeye başladık. Bu gelen on bini de o hesaba gönderirdim :) Para biriktirme ile ilgili olumsuz koşullanmalar da var ya hani "kötü gün parası" vs. Hayır, benim biriktirdiklerim "iyi gün parası" olacak, eğitim, seyahat için harcanacak o para :)

Haaa, bir de belki "10 bin peşin daire senin" kampanyasına da katılabilirdim :)
soruyu; Havadan 10.000 TL gelseydi ne yapardın? diye düzenlesek mesela cevabım; kedi tırmıkları yüzünden parça pinçik olmuş koltuklarımı değiştirirdim, yemek odası takımı alırdım, cep telefonumu değiştirirdim olurdu. Bilenler bilir ben alışverişi çooook severim :)

Para hayallerini bir kenara bırakalım ve gelelim ikinci mime. Ciddiyet lütfen! :)

Mimi Özgüranne başlatmış, Yeliz bana paslamış. Hadi bakalım;

1. Bir zamanlar "bebek günlükleri" vardı, sizce bloglar onların yerini aldı mı?

Evet. Kesinlikle. Ada için düzenlediğim iki küçük defterim de oldu. Süt, mama durumlarını yazdığım, kilo artışını not ettiğim ilk aylar defteri de denilebilir buna. Sonradan babasıyla birlikte ona hissettiklerimizi, güne dair önemli şeyleri not almaya başladık. İki küçük deftercik sonradan unutuldu. Blogumun Ada hakkında olan kısımlarını bir şekilde print etmeyi ve ona bir hatıra bırakmayı istiyorum ama. Bir de evlenirken kalın bir defter alıp misafirlerimizin bizim için bir kaç satır yazmalarını istemiştik, o defterin devamını Ada doğunca kullandık. 7 yıl sonra aynı insanlar, aynı deftere bu kez Ada için yazdılar. :)

2. Blog yazarlığı ebeveynlik tarzınızı etkiliyor mu? Nasıl?

Hımmm. Blog yazmak hiçbir şekilde etkilemiyor ama blogları okumak, başka annelerin tecrübelerini izlemek beni pozitif anlamda etkiliyor. Fakat bu, "hımmm X anne böyle yapmış ben de öyle yapayım" şeklinde değil de, "X annenin de böyle bir sorunu vardı, ne yapmış acaba" şeklinde gerçekleşiyor.

3. Anne-baba-çocuk blogları blog dünyasını etkiliyor mu? Nasıl?

Blog dünyasında epey bir yer tuttukları kesin ama "blog dünyası" nasıl bir şey bilmiyorum. Ama reklam verenleri veya bebek ürünleri satanları etkilediği kesin.

4. Çocuk büyütmekle ilgili olarak, bloglar olmasaydı kesinlikle farklı davranırdım dediğiniz bir şey var mı?

Okuduğum kitaplar, ilk günlerdeki süt çaresizliğim ve bazen de oyuncak seçimi konusunda ciddi fikir sahibi oldum bloglar konusunda. Özellikle süt konusunu bloglar olmasaydı belki de daha acı yaşayabilirdim. Zira süt mafyası her yerdeydi o günlerde :)

5. Anne baba olmak meslek mi yoksa üstlendiğiniz toplumsal rollerden biri mi?

Bir meslek değil, çünkü insan mesleğinden vazgeçebilir bir gün. Toplumsal rol konusuna kısmen katılıyorum, anne olmak diye bir şey var, bir başkasının gözünde anne olmak. İşte bu anne olmak, öğretmen olmak, sanatçı olmak gibi bir şey. Toplumun yüklediği bazı anlamlar var, bazı davranış kalıpları var. O kalıplara da zaman zaman giriyor insan. Benim için annelik harika bir deneyim, her gün yeniden ve yeniden başlıyor.

6. Anne baba çocuk blogları babaları nasıl etkiliyor?

Ada'nın babası da blog okur. Epey etkili oluyor. Özellikle ilk 12 ay, gelişimi, kilo alımı gibi konularda epey araştırmacı bir kişilik sergilemişti babamız :)

7. Bloglar yolu ile gerçekleşen bilgi ve deneyim aktarımı büyükanne-büyükbabaların bilgi ve deneyimlerini değersizleştiriyor mu?

Hem evet, hem de hayır. Örneğin annem bebek bakımı konusunda çok tecrübelidir, ancak onun da benden öğrendiği şeyler oldu. Tamamen değersizleştirmedi ama onların da yenilenmesine yardım etti bence.

8. Anne baba çocuk blogları söz konusu olduğunda blog yazmayı daha ne kadar sürdürmeyi düşünüyorsunuz?

Ada'dan önce de blog yazıyordum. Kendim için, öylesine. Okuyucum yoktu. Kendime ait bir alandı. Ada'ya dair ilk bilgi 20 haftalıkken yazılmış "hamileyim" notu ile başladı. Hamileliğimde de çok az şey yazdım. Ada doğunca blog zamanla çocuk blogu gibi bir şekil aldı. Gündemde o vardı çünkü, bazen Ada ile ilgili bazen kendimle ilgili şeyler yazıyorum şimdilerde. Daha ne kadar yazarım? Kafamda bir süre belirlemedim, düzenli-tertipli bir şekilde yazmadığım, sürekli bir okuyucuya aynı şekilde seslenmediğim için yıllarca yazarım diyorum. Diğer şekil, hani köşe yazarlığı gibi olan, sürekli güncellenen, sürekli okuyucu kitlesi olan blogları çok seviyorum, çok okuyorum ama ben yapmıyorum.

9. Yazdığınız blog kapansa veya kapatılsa blog yoluyla kurduğunuz sosyal ilişkiler devam eder mi?

Evet eder. Mail veya telefon yoluyla da olsa eder. Bloglardan tanıdığım, tanıştığım arkadaşlarımı çok seviyorum. Çok sık görüşemesek de, orda bir bloger var uzaktaaaaa :)

27 Ekim 2010 Çarşamba

burç

Ada'nın bugünkü burç yorumu :))))

Sevgili Koç,

hareketli ve hızlı tempolu bir gün daha sizi bekliyor.
(ADA İÇİN SIRADAN BİR GÜN YANİ) Başkalarının söylediklerinin tam tersini yapma ve tepki gösterme eğiliminde olabilir (BU DA NORMAL) ve özellikle akşamüzeri yakınlarınızı şaşırtacak şeyler söyleyebilirsiniz (ANNE FELAN MI DİYECEK ACABA :) . Ani tepkilerle hareket edebilirsiniz. Akşam geç saatlere doğru dikkatiniz eve yöneliyor (HIMMM)

oğluş bugün 19 aylık oldu. Vatana millete hayırlı uğurlu olsun :) kutlamalar başlasın :)