5 Mart 2008 Çarşamba

ne güzel bir şey...


Akşam yemeğim. Bugün canım çok çekti. Çıtır çıtır bir buçuk simit ile üç bardak çayı hüplettim.:) Ne güzel şeydir simit... Vapurda martılara atılır, sevdicekle sinema çıkışı iyi gider, ortasına parmak geçirip oynanabilir...:)
Pastane simitini de çok severim, sokak simitini de... Zorda kalsam sokak simitini tercih ederim ama...
Çay ayrı bir tutkum. Günde en az altı yedi bardak içiyorum. Açık ve şekersiz. Babamdan geçti tiryakilik, gerçi o gece kadar koyu içer ama... Tek kötülüğü dişlerde leke yapması...:( Belki başka kötülükleri de vardır ama bilmek istemem. Seviyorum ne yapayım?

bebeklere ne oldu?


Okuldaki bebeklerden daha önce bahsetmiştim. Geçen hafta perşembe günü yaklaşık iki saatimi anneyi yakalamaya çalışmakla geçirdim ama nafile... Bir türlü yakalayamadık huysuzu. Hatta bebeklerinden bir tanesini de alıp kaçtı, bebeği ve anneyi zor bulduk. Bulundukları yer çatı altı gibi bir yer, ilerledikçe duvar alçalıyor ve içi okulun ıvır zıvırı ile dolu. En sonunda pes edip anneyi ve bebekleri rahat bırakmaya karar verdim, cuma günü bir telefon... Anne ve bebekler yakalanmışlar. Hemen G. e götürdüm, şu an anne ve bebekler rahat rahat büyümekle meşguller. Anne her gün mama yiyor, bebeklerini emziriyor. Bebeklerimiz büyüyecek, onlara ev aramaya başlayacağız. Umarım ev bulurlar, beşi de birbirinden güzel, iki tekir, iki siyah beyaz biri de üç renk bir kız. Şahaneler, çok minikler. Sağlıklı büyüyün bebeklerim... :)

fenerrrrbahçeeeee


DÜN,

TARİH

YAZDIK...



OLEY OLEY OLEEEEYYYYY...

ŞAMPİYON FENERRRRRRR...

cadıdan mesaj var.


Biricik kardeşim, tatlı ve huysuz cadım bana bakın ne almış. Tam olarak aynısı değil, benimki yeşil ve bu kadar az sayıda parça yok, bir sürü ıvır ve de zıvırı var, üstelik hepsinde kedi var. Bana bir mesaj vermeye çalışıyor galiba?


Neyse ben anlamamazlıktan geliyorum.


Şimdilik...


:)

tiyatro günü yaklaşıyor...


27 MART DÜNYA TİYATRO GÜNÜ ULUSLARARASI BİLDİRİSİ


Yazan: Robert Lepage
Çeviri: Volkan Çağlayan


Tiyatronun kökenine dair birçok hipotez vardır ama benim bulduğum, masal formundan alınmış ve en düşünce-kışkırtıcı olanıydı:

Bir gece, şafak vakti, bir grup insan taş ocağında ısınmak ve hikayeler anlatmak için ateşin etrafında toplanmış. Birdenbire, içlerinden birinin aklına bir fikir gelmiş. Ayağa kalkmış ve kendi gölgesini kullanarak bir hikaye canlandırmaya başlamış. Taş ocağının duvarlarında ateşten gelen ışığı kullanarak gerçeğinden daha büyük karakterler yapmış. Şaşkınlıkla bakan diğerleri her yaptığını anlıyorlarmış. Güçlü ile zayıfı, can sıkıcı ile canı sıkılmışı, Tanrı'yı ve ölümlüyü…

Bugünlerde şenlik ateşinin yerini projektörün ışığı, taş ocağındaki duvarın yerini de tüm mekanizmasıyla birlikte sahne almış durumda. Tüm bu kurallara ve geleneğe dikkatlice uyan titiz insanlar olarak, bu hikaye bize tiyatronun başlangıcındaki teknolojiyi ve onu bir tehdit aracı olarak değil, birleştirici bir unsur olduğunu anlamamız gerektiğini hatırlatıyor.


Tiyatro sanatının hayatta kalması onun kapasitesine, yeni araçlarla ve yeni dillerle kendini sürekli yeniden keşfetmesine bağlıdır. Tiyatro kendi çağının büyük olaylarına tanıklık etmeyi ne şekilde sürdürebilir ve insanlar arasındaki anlayışı ve açıklık ruhunu nasıl yaygınlaştırabilir? Hoşgörüsüzlük, dışlanma ve her türlü füzyona ve kaynaşmaya direnen ırkçılık sorunlarına karşı, kendi pratiklerinde çözümler önererek nasıl kendini onurlandırabilir?

Tüm karmaşıklığıyla birlikte dünyayı anlatmak için sanatçı, yeni biçimler ve fikirler ileri sürmek ve bu kalıcı ışık-gölge oyununda insanlığın siluetini çekip çıkarma yeteneğine haiz olan izleyiciye güvenmek zorundadır.

Ateşle oynadığımız, risk aldığımız doğrudur. Ama aynı zamanda bir şansı da yakalamış oluruz: Yanabiliriz. Ama aynı zamanda şaşırtabilir ve aydınlatabiliriz.

mutlu yıllar D.


Canım D. nin de 1 mart itibari ile yeni bir yaşı var artık:)
CANIM ARKADAŞIM DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUNNNNNNNNN
* resim şööle; pembe renkli Z., ee ben kedi familyasından olan, küçük kanguru da S.:))))))

denge


İşte bu hareketi yapabiliyorummmmmmm artık:)))))))


Denge,

Denge,

Denge...


ÇOK ÖNEMLİ BİR ŞEY....

* bizim hoca elleri yukarıda birleştirtiyor ama... O daha da zor sanırım :)

yoga günlüğü


Geçen hafta ikinci kez gittim.

Biraz ektim evet ama mecburdum...:(

Neyse, bu hafta daha iyiydim. Kendimi daha iyi hissettim. Üstelik denge hareketini daha uzun süre ile yapmayı başardım. Ancaaaak... Çıkışta anneme kadar yürüdüm yani suadiye-altıntepe... Hava da sıcaktı, ter attım. Akşam üstüne dans... Pazar günü tutulmuşum:) her yerim ağrıyordu, en çok da boynum. Daha yeni geçti sayılır. Halbuki boynuma çok dikkat ediyorum.

Yogayı daha da çok sevdim, her gittiğimde arka tarafta o çok esnek ablalara bakıp ben de onlar gibi esneyeceğim diyorum. Motivasyona bak!

Ablalar pek esnek, kedi gibiler. Bense... Neyse kendime haksızlık etmeyeyim, kısaca yogaya devam.


yogi f. :))))))

enteresan hediyelerim


Doğum günü hediye almak ve vermek için iyi bir gündür. Hediye almayı da vermeyi de çok ama çok severim. Bu hafta bana bir sürü hediye geldi ama iki tanesi var ki anlatmadan geçemiycimmm:)
İlki canım balığımın aldığı kitap sandalyesi:)
Efendim kitabı baş ucunuza veya dizlerinize koyuyorsunuz, tutacakları sayesinde kitap dümdüz duruyor. Bu alet S. ne göre çok üşüyen balık burçlarının daha çok kitap okumasını sağlayacak. Nasıl mı? Battaniyenin altına giriyorsunuz, hop dizlere sandalye... Eller sıcak:))))
S. geçen sene de ev çizmesi alarak gönlümü fethetmişti, valla bu yıl da en işlevsel hediyeyi kendisi aldı. Ayrıca bu benim hiç bilmediğim eşyaları bulma konusunda da uzman. Tebrik ediyorum kendisini...:))))

İkinci enteresan hediye Ç. nin aldığı soğan doğrama aleti. Eller kokmadan, gözler yaşarmadan, en önemlisi küp küp soğan ile harika bir hediye bu da...:) Ç. bu aleti o kadar övmüştü ki ben de istiyorummmmm demiş idim, kendisi bulmuş buluşturmuş ve almış. Anladığım kadarı ile öööle her yerde bulunmayan bir alet bu?

Doğumgünü partisi


Bu doğum günü mevzusu biraz uzadı. Düne kadar her gün kutlama yaptık. Partiye gelemeyenler ellerinde pasta ile eve geldiler...:) Dün de işokulda pasta kestim, her gün pasta yiyiyorum...:) Cumartesi günü Hayal Kahvesi' nde kutladık doğumgünümü. Sevdiğim hemen herkesler oradaydı, kardeşim Y. ve canım arkadaşım D. eksikti ama yine kalabalıktık. Erken gidip üst katı neredeyse kapattığımız için rahattık. Alan bizimdi, istediğimiz gibi dans ettik. Balığım S. imle aynı gün aynı yerde yapalım dedik, birbirimizi görelim diye nerdeeeee, onlar aşağıdaydı, aşağıya inmek de biraz cesaret işi... O kadar kalabalık ve o denli sıkışıktı ki...Bir kere o çıktı, bir kez de ben indim ama konuşmak hele dans etmek nafile aşağıda... Neyse yine de çok güzeldi. Hopladık, zıpladık, içtik güzelleştik:)

Çok şanslıyım, bi dolu sevdiğim var. Dostlarım var hem de gerçek dostlar...

ne iyi, ne güzel...