11 Ağustos 2010 Çarşamba

dün

Dün işten çıktıktan sonra, sıcakların biraz azalmasını bekleyip (öyle bir şey olmadı ama) dışarı çıktık. Ada’ya resim defteri ve boya kalemleri aldık. İlk sanat eserlerini icra etsin diye :) Kendisinin boş A4’lere ve dergilere tükenmez ve kurşun kalemlerle yaptığı çizgiler var aslında ama ben hep bir düzen arayışında olduğumdan resim defteri ve kalemler aldık. Kendisine sanat hayatında başarılar diliyoruz :)

İşbank Yayınlarına uğrayıp sevgili ile kendimize kitaplar aldık, Ada’ya da Hareketli Kitaplardan bir tane daha, Pisi Kedi’den bir tane daha ve bir astronot kitabı aldım. Hareketli kitap daha parasını ödemeden bir miktar yırtıldı ama olsun...

Eve geldik, duş, yemek kitaplara bakınma derken Ada erken uyudu. Erken derken 21.00 olmuştu aslında, tatilden döndük döneli uyku saatlerimiz geçe alındı. Veee asıl mesele; yine tatilden geldik geleli Ada her gece saat 03 sularında uyanır oldu. İlk zamanlar uyanıp oyun oynamak istiyordu, daha sonra pışpışa razı oldu ve en sonunda bir kaç gecedir su içip yatıyordu. Bu durumu odasının çok sıcak olmasına, susamasına ve büyüme çabalarına bağlamış, karı koca sessizce kabullenmiştik (ama geçmesi için de dua ediyorduk)

Pazartesi akşamı hiç uyanmayınca "heyooo, geçti galiba" dedik, sevinç dansı yaptık amaaaaa, dün gece 01.00 itibari ile zınk diye kalktı, kitap okudu, oyun oynadı, çok zorlanarak uykuya teslim oldu. Yattığımda saat 02.30 civarıydı. Haliyle yorgun ve uykusuzum. Sıcaklar da cabası.

Not: Bu arada Ada uyanınca ona ilk söylediğim şu oldu; Adaaa, UE abi oluyormuş.

Maşallah arkadaşıma, sağlık, huzur, neşe bolca...

:)

10 Ağustos 2010 Salı

lütfen!


5 Ağustos 2010 Perşembe

tatil


Uzun bir tatil maceramız var, Assos-Bodrum-Bozcaada üçgeninde. Nasıl desem, harika bir tatildi. Oğlumla ilk tatilimiz gibiydi. Geçen sene mini mini bir bebe olduğundan tam tatil gibi değildi sanki, denize girme, taş toplama, denize taş atma, kova kürek tırmık triosu ile bu yaz doyasıya tatil yaptık oğluşumla. Ada denizden korkmadı ama sahil kenarında kumlarla oynamayı tercih etti, biz de ısrarcı olmadık. Tercih ettiğimiz kıyılarımızda deniz hayli serin olmasına rağmen Ada soğuğa pek aldırmadı :)


Bu yaz iki büyük düşme ve bir alerji olayı yaşadık. Tam bir sokak çocuğuna dönüşen Ada iki kez düştü, ilki kafa ve burun şişmesi ikincisi ise dudak patlaması ile sonuçlandı. İlk düşmeyi ilaçsız atlatsak da ikincisinde sezen aksudan hallice dudakları görünce sağlık ocağına gittik, kısa bir süre ilaç kullandık geçti... (İlaçların dudağa sürülmesi ama yalanmaması gerektiğini söyleyen doktor ablamıza bakışımı unutmayacağım) Alerji ise bizi üzdü ve uzun sürdü! Gözleri kıpkırmızı oldu bir anda. İstanbul'daki doktorumuz denizden, rüzgardan olabilir diyerek bir damla verdi, iki gün sonra hala geçmeyince ve oteldekiler "ne oldu, niye geçmedi, vah vah, tüh tüh" gibi kimi mafyavari halleriyle tepemize çöreklenip sinirlerimizi bozunca (zaten gidecektik) göz doktoruna da gittik. Doktor bunun bulaşıcı bir şey olduğunu, üç dört hafta süreceğini söyleyerek bir damla daha verdi, üç gün sonra düzeldi gözler! Vampir filminden fırlamış, şiş gözler normale döndü ama ara ara kızarıklık devam ediyor. Hiç bir doktorun bilemediği bir şey var çünkü, Ada'nın gözleri hassas, özellikle de tere karşı. Ne zaman terlese, gözünü kaşıyor. Tuhaf ama gerçek. Bunun dışında iki diş çıkardı, ateş ve huysuzluk olmadı (maşallah)


Bu tatilde; oğlumuzla 24 saati birlikte geçirdik, kovalamaca oynadık, denizde yüzdük, birlikte uyuduk, yemek yedik, gezdik, sarıldık, sarmalaştık, bolca öpüştük, bolca konuştuk. Doyduk mu? hayır birlikte olmaya doyamadık. Açık hava bol gıda dedik, yedik içtik, dostlarımızla birlikte olduk, Ada'nın sosyalleşmesini, yetişkinlerle ve hayvanlarla kurduğu güzel ilişkiyi gördük, canım canım dedik sarıldık birbirimize. Çok güzeldi çoooooooooooook.

26 Haziran 2010 Cumartesi

Ada nakliyat&ulaşım

Bugün bir ilk gerçekleşti; kirli bezini yerden aldı, banyoya gitti, çöpün kapağını dikkatlice açtı ve bezi çöpe attı, aynı dikkatle kapağı kapattı :)

Bir hafta önce alkış yapmayı öğrendi. Çılgın gibi alkışlıyoruz şimdi :)

Başlığın nedeni de şu; oyuncak, giysi, kumanda, çanta, dergi kısaca eline ne geçerse odalar arası taşımacılık yapıyor. Dün akşam Alice Harikalar Diyarında'yı seyredecektik, dvd uzuuuun aramalardan sonra koltuğun altından çıktı :) Harika bir film bu arada, kaçırmayın. I love Tim Burton :)

not: tatile çıktığımı söylemiş miydim? :))) hi hiiiii...

17 Haziran 2010 Perşembe

hoşgeldin ela bebek :)

Ailemiz büyüdü :)
Benim tatlı kuzenim, canım arkadaşım, tatlışım S.'in Ela Mei'si bugün doğdu :)
Mutlu, sağlıklı yaşa hep Ela kız :)

16 Haziran 2010 Çarşamba

bugün

Ada bugün ilk saç traşını oldu, nihayet... :)
Elveda sıcaklar, terler, enseye yapışan saçlar. Merhaba ferahlık...

Dr. sonrası gittik berbere.
Doktora gittik çünkü öksürük bir türlü yakamızı bırakmıyordu.
Yine boğaz-lar meselesi!
Antibiyotik tedavisi!
Of ve of...

Çıkınca gidip kesildi saçlar, önlük taktırmadı ve bolca ağladı ama berber abi dayanıklı çıktı, pes etmedi.



11 Haziran 2010 Cuma

festival

Dün tiyatro festivali sona erdi.

İlk kez 97'de gitmişim uluslararası tiyatro festivaline, sonra her yıl takip etmişim, paramı son kuruşuna kadar vermişim, Suzuki'yi, Berliner Ensemble'ı, Pina'yı, Piccolo'yu seyretmiş vayy be demişim, haklarında ödevler, yazılar, makaleler yazmışım, gazete yazılarını kesip saklamışım. Yılda bir görülen eski bir dost olmuş bana (sonradan iki yılda bir düzenlenmeye başlamıştı, daha da ayrı kalmıştık) İlk kez bu yıl bu eski dostumla görüşemedik. Plan yapmıştım, oyunları seçmiştim, gidemedim. Üzgün müyüm, sanki değil gibiyim. Gibi gibiyim. Bahanem Ada olamaz, istesem bir oyun da olsa giderdim, sanırım önceliklerim, özlediklerim, hasretlerim değişti, ya da belki bu yıl öyle denk geldi. Pek güzel pek mühim oyunlar vardı bu yıl 2010 vesilesi ile. Suzuki'yi pek merak ettim mesela... Neyse, yine gelir mi? gelir...

Ah! Neydi benim gençliğim

Nerde böyle hüzünlenmek o zaman;
İçip içip ağlamak,
Uzaklara dalıp şarkı söylemek;
Hafta sekiz ben eğlentide;
Bugün saz,yarın sinema,
Beğenmedin Aile Bahçesi;
Onu da beğenmedin,parka;
Sevdiğim dillere destan;
Sevdiğim,
Meyil verdiğim;
Ben dizinin dibinde elpençe divan,
Samanlık seyran.
Nerde,
Nerde,
Nerde böyle hüzünlenmek o zaman!

Orhan Veli

10 Haziran 2010 Perşembe

pamuk eller sallanıyor

Ada'm,

bazen, ara sıra, şanslıysak sözcüklerini kullanmamıza gerek kalmadı artık el sallama konusunda, üç gündür resmi olarak ve bile isteye el sallıyorsun bizlere. İşe giderken, babaannenden çıkarken, hatta çıkınca yukarıya bakarken ve en komiği uykuya giderken... Peki geçen akşam yemekten sonraki halin neydi öyle? El sallamaya başlamanla uykunun geldiğini anlatıyorsun artık bize :)
Tatlı pamuk ellim benim...

7 Haziran 2010 Pazartesi

canımcanım

Ada;

Tatlım, öyle büyüdün öyle değiştin ki son bir ayda... Artık her söylediğimizi anlıyorsun, getir götür işlerine bile bakmaya başladın :) Telefon, kumanda canavarı oldun, kumanda ile tv yi açıp kapatıyorsun (özgür duymasın) alo nerede deyince elindeki oyuncağı kulağına götürüp bir aaaalll deyişin var ki... Gel, aç yeni sözcüklerimiz ama hala anne yok :( Uykun gelince yastığını alıp kucağıma gelişin, uyku koltuğuna kafayı yaslamansa anlatılmaz yaşanır. Uyku demişken dün gece neden sabahladın Ada'cığım? Kuduruksun kuduruk, babaanne evinde daha sakinsin, eve gelince karıştırmadık yer kalmıyor. Tüm cdlerimiz kırılacak bu gidişle, evdeki incik boncuk ıvır zıvır süs püs ne varsa kalktı veya üst katlara yığıldı. Kitap kurdu da oldun, eskiden ne güzel resimlere bakardık şimdi yırtıp sonra da tadına bakıyorsun.

Tatlışım, oğluşum, az kaldı havalar düzelsin, sende şöyle tam bir iyileş, parklara döneceğiz yine. Kumu, kovayı çok özledin biliyorum, az kaldı oğlum.

Minik kedim...

Uyurken seni çok özlüyorum, odana gelip üstünü açmış mısın bahanesiyle seni seyrediyorum geceleri. Sen de beni seviyorsun, D. teyzenden öğrendiğin gibi "canım canım" yapıyorsun arada bana :) Sırtıma pıtı pıtı vuruyorsun minik ellerinle.

Tüm miniklerime sağlık, mutluluk. Annelere güzel uyku...

2 Haziran 2010 Çarşamba

Ada sünnet oldu.


Oldu da bitti maşallah :)

Pazartesi günü epeydir çeşitli nedenlerle ertelediğimiz, nasıl olacak, canı yanacak mı diye endişelendiğimiz sünnet operasyonunu oldu Ada'm. Herkesin "basit bir operasyon" diyerek pek hafife aldığı ama benim genel anestezi alacağı için, sonrasında yaşayacakları için endişe ettiğim hatta durmadan of çektiğim, kasıldığım, sinirli bir halde dolaştığım sünnet operasyonunu atlattık, şükürler olsun.

Ben buraya nasıl bir şeymiş diye yazayım da erkek anneleri okusunlar, ben sadece İlknur'cuğumun yazısını okuyabildim.

1. aşama: Muayene
Doktor amca muayene eder, olacakları anlatır, gün verir.


2. aşama: Tahlil
Kan verilir, sağlıklı mı değil mi diye bakılır.


3. aşama: Muayene
Anestezi uzmanı doktor teyze muayene eder, olacakları anlatır.


4. aşama: Operasyon!


En güzeli doğumdan sonra yapmak elbette ama Ada erken doğduğu için yapılamamıştı, erkek bebek bekleyen anneler, fırsatı kaçırmayınız :) Doktorumuz 1 yaşını geçirelim diyince bu günlere kadar bekledik, sonunda oldu. Neden bu denli sorun ettim bilemiyorum, sanırım genel anestezi altında olması, o günlerde biraz öksürmesi (muayenede bir şey çıkmadı, sanırım dişten kaynaklı bir öksürük bu) benim hiç bir şekilde müdehale edemeyecek olmam ve op. gününün iş kaynaklı sebeplerden durmadan ertelemesi bende birikti.


Neyse, pazartesi günü sabah 8 saatlik bir açlıkla hastaneye gittik. Odaya çıktık ve beklemeye başladık. Hemşiremiz bir kez daha olacakları anlattı :) Sersemletici bir şurup verdiler ve Ada'nın hafiften gözleri kapanırken ameliyathaneye aldılar. Yaklaşık bir saat sonra da Ada'm, yine hafif sersem geri geldi :) Bekleme sırasında canım G.'m yanımızdaydı, dostluk ne güzel ne hafifletici bir şey değil mi? Gelince, biraz huysuzluk yaptı ve kucağımda uyudu. Uyanınca biraz mama verdik tekrar uyudu. Bu arada teyzesi, R. amcası gibi ziyaretçileri kabul ettik, dostlarımızdan gelen tebrik ve geçmiş olsun telefonlarına cevap verdik. Kendimi ikinci kez doğum yapmış gibi hissettim :) Uyanıp iyice kendine gelince doktor gelip bir kez daha muayene etti, ilaçları nasıl kullanacağımızı anlattı ve sonra evimize geldik. Toplam 6 saat içinde her şey normale dönmüştü. Eve gelir gelmez kudurmaya, oyun oynamaya başladık :)


Genel anestezi alması, durumu anlamayacak kadar küçük oluşu, bezli oluşu hep olumlu durumlarmış. 2 yaşına kadar bu tür sünneti öneriyor doktor, daha sonrası için 6 yaş ve üstü diyor. Ada'nın durumu travma olarak yaşamamasına çok seviniyorum. Şu eskiden yapılan sünnet düğünlerini hatırlayın, çocukların bas bas bağırdıkları, herkesin göbek attığı, tavuk pilavların yendiği... Gelenek ve ritüellere sözüm yok, dileyen düğün de yapsın ama operasyon erken yaşlarda olmalı, çocuk acısını, utancını yaşamamalı durumun diye düşünüyorum.


Şu anda kırmızı bir bölgemiz var, bir haftaya tam bir iyileşme olacakmış.

Geçmiş olsun tatlışım...


görsel:www.kadikoysifa.com/images/nurgul/press/41-kere-masallah-1.jpg